8 Mart: Hediyeler konuşuyor, eşitlik susuyor
8 Mart yaklaşınca piyasada iki alarm aynı anda çalıyor: 'Eşitlik konuşalım' alarmı ve 'Hediye operasyonu başlat' alarmı. İkincisi genelde daha yüksek sesli. Üstelik bu telaş yalnızca 8 Mart’a özgü de değil; Sevgililer Günü, yıldönümü, doğum günü, evlilik teklifi… Takvimde işaretli her gün, ilişkiyi bir anda küçük bir prodüksiyona çeviriyor.
Özel gün gelince içimizdeki 'Romantizm Operasyon Müdürü' uyanacak. Teslimat saati ve kart mesajı düşünülecek ve kargo takip edilecek. ’İyi ki varsın' mı, 'kraliçem' mi yazılacağına karar verilecek. Ve bunu yüzüne söylemek varken sosyal medyada en dikkat çekici şekilde ifade etmenin yolu aranacak.
Sevgi, bir noktadan sonra duygudan çok süreç yönetimine dönüşüyor. Bu sürecin kendine özgü puanlama ölçütleri var: Hediye kaç para, kaç gram, kaç karat? Paylaşım kaç beğeni aldı? Kadının değeri de farkında olmadan bu panoya bağlanıyor. Ne alındı? sorusu, nasıl bir hayat sürüyoruz? sorusunun önüne geçince kadın özne olmaktan kayıp 'değer biçilen' tarafa sürükleniyor. Erkek de duygusunu anlatan bir insan olmaktan çok, sahneyi kuran bir organizatöre dönüşüyor.
Tektaş meselesi burada tam bir performans ölçeri. Sevgi sanki market ürünü: Karat arttıkça vicdan rahatlıyor, ayar yükseldikçe saygı garantiye alınıyor. Oysa hak, alışveriş fişiyle kazanılmıyor. 'Kadın bunu hak ediyor' cümlesi iyi niyetli bir slogan; ama hak dediğimiz şey birinin cebinden çıkanla sınırlanınca kolayca 'verdim, oldu’ya dönüşüyor.
Evlilik teklifi de aynı evrenden besleniyor. Son yıllarda teklif başlığının yanına bir paket içerik listesi eklenmiş gibi: Örneğin, drone, kemancı, restoranın ışıkları, finalde diz çökme… Video kaç saniye, çekim için uygun açı yakalandı mı, ağlama sahnesi ikna edici mi? Duygu bir yerde duruyor, prodüksiyon öne geçiyor; iki yetişkinin kendi özeli, kamuya açık törene dönüşüyor.
Özellikle diz çökme sahnesi bu paketin olmazsa olmazı… Bir taraf sahneye çıkıp seçen oluyor; öteki taraf kalabalığın ortasında seçilen, beğenilen, onaylanan pozisyonuna yerleştiriliyor. Oysa evlilik kararı, birinin ötekini ikna ettiği bir filmin final sahnesi değildir; iki yetişkinin birlikte kararlaştırdığı sevgi, aşk ve dostlukla desteklenen ortak yaşam yolculuğudur.
Tam burada 8 Mart devreye girince sahne değişiyor. Çünkü o günün başlığı jest değil; eşitlik, adalet ve hayatı birlikte taşıma fikridir. Çiçek almak, hediye almak elbette güzeldir. Fakat çiçek ya da hediye; eşit ücreti, güvenli sokakları, evde adil paylaşımı konuşmanın yerini alınca gösteri ışığı gölgeyi daha da koyulaştırıyor.
Çiçek buketi kadrajı sever; büyük sürpriz alkış toplar. Eşit ücret, güvenli sokak, evde adil paylaşım gibi cümlelerse pek 'paylaşmalık' bulunmaz; kutusu yok, kurdelesi yok, 'teslim edildi' bildirimi hiç yok. Aslında yetişkin bir ilişkide romantizm çoğu zaman tam da oradadır: omuz vermekte, sorumluluğu bölüşmekte, gündelik hayatın yüküne el atmakta. Yanındayım demek; faturada, çocuk bakımında, ev işinde, işyerindeki haksızlıkta, sokakta yürürken anlam kazanır.
8 Mart’a yakışan soru basit: Kadının değerini neden hâlâ 'ona ne yapıldığını göstermek' üzerinden anlatıyoruz? Neden kadının bir nesne gibi sevilmesi, seçilmesi, beğenilmesi başarı ölçüsü gibi dolaşıma giriyor? Bu dil sürdükçe kadın değer biçilen, erkek puanlayan tarafa itiliyor; ortaklık daha en baştan çarpık kuruluyor.
Bu yazı kimseye hediye ya da çiçek almayı bırak çağrısı yapmıyor. Sadece ölçüyü yerli yerine koymak istiyor: Sevgi hediye ya da çiçeğe endekslenemez. Kadın hakları da hiçbir hediye paketine ya da takvim gününe sığdırılamaz.
Çiçek alalım, hediye alalım, kutlayalım, gülelim. Ertesi gün de aynı hassasiyetle devam edelim: Evde işi bölüşelim, işte kadınların hakkını savunalım, dildeki küçültmeleri terk edelim, sokakta güvenliği birlikte sağlayalım. Ve elbette ki hayatı birlikte inşa edelim ve birlikte yaşayalım.
PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN – İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ