Abbas Kiarostami : Sessizliğin içinde yazılmış bir sinema
Bazı yönetmenler hikâye anlatır, bazıları ise izleyiciyi hikâyenin içine davet eder. Abbas Kiarostami ikinci gruba aittir. Onun sinemasında cevaplardan çok sorular, olaylardan çok anlar ve diyaloglardan çok sessizlik konuşur. Bu nedenle Kiarostami’yi yalnızca bir yönetmen olarak tanımlamak eksik kalır. O aynı zamanda bir senarist, fotoğraf sanatçısı, şair ve sinemanın sınırlarını yeniden düşünen çok yönlü bir sanatçıdır.
Kiarostami’nin filmlerinde sıradan görünen olaylar, zamanla şiirsel bir anlatıya dönüşür. Bir çocuğun defterini sahibine ulaştırma çabası, bir otomobilin içinde geçen yolculuk,bir gencin umutsuz aşkı ya da rüzgârın eşlik ettiği sessiz bir bekleyiş… Gündelik hayatın küçük ayrıntıları olarak kalabilecek bu anlar aynı zamanda Kiarostami’nin kamerasında insan ruhuna dokunan evrensel hikâyelere dönüşür. O, büyük dramlar yaratmak yerine hayatın zaten içinde bulunan duyguyu görünür kılar.
Bu şiirsellik tesadüf değildir. Kiarostami, özellikle klasik İran şiirinden ve modern şairlerin dizelerinden beslenen bir sanatçıdır. Şiirin bıraktığı boşlukları sinemaya taşır; her şeyi açıklamak yerine izleyicinin hayal gücüne alan açar. Bu yüzden filmlerini izlerken yalnızca görüntülere değil, görüntüler arasındaki sessizliğe de kulak vermek gerekir. Onun sinemasında söylenmeyenler, söylenenlerden çoğu zaman daha güçlüdür.
Kiarostami’nin kamera dili de bu anlayışın bir uzantısıdır. Uzun planlar, doğal ışık, amatör oyuncular, sade kadrajlar ve gerçek mekânlar sayesinde hayatın akışına müdahale etmez. Kamera, hayatı yöneten değil ona tanıklık eden bir göz gibidir. Bu yaklaşım, izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarır; anlamı tamamlayan bir yol arkadaşına dönüştürür.
Onun eserlerinde doğa yalnızca bir arka plan değildir. Yol, ağaç, rüzgâr, toprak ve ufuk çizgisi karakterlerin duygularını tamamlayan sessiz anlatıcılardır. İnsan ile doğa arasındaki ilişki, Kiarostami sinemasında kelimelerden daha güçlü bir bağ kurar. Belki de bu yüzden filmleri yıllar geçse de eskimez; çünkü insanın en temel duygularını sade ama derin bir dille anlatır.
Abbas Kiarostami’nin en büyük başarısı, sinemayı gösterişli tekniklerden arındırarak özüne döndürmesidir. O, sinemanın yalnızca izlenen bir sanat olmadığını; hissedilen, düşünülen ve tamamlanan bir deneyim olduğunu kanıtladı. Bugün birçok yönetmen onun estetik anlayışından etkilenmeye devam ediyor. Ancak Kiarostami’nin asıl mirası, kullandığı kamera açıları ya da planları değil; hayatın en sıradan anlarında bile şiiri görebilme cesaretidir.
Belki de bu yüzden Abbas Kiarostami’nin filmleri bittiğinde hikâye sona ermez. Asıl film, salonun ışıkları yandıktan sonra izleyicinin zihninde yeniden başlamaya devam eder.