Akademide bir koltuğun bedeli: itibar mı, insanlık mı?
Daha önce mobinge uğrayan akademisyenlerin sesi olmaya çalışmıştım. Bu yazımda ise gizli mobingi kanunlara dayandırmaya çalışan, ancak yandaş ya da güçlerinin yetmediklerine karşı sessiz sinema oynayanların psikolojilerinin altında yatan sır perdesini aralamayı uygun gördüm. Bu konuda devlet yetkililerimiz, üniversite rektörlerimiz gerekli önlem ve uygulamaları uygulamak için titizlikle konuyla ilgilense de ne yazık ki yönetim kademelerine gelenlerin yetkiyi kişisel hırsla kullanması, üst birimlere karşı problemlerin ulaştırılmasının engellenmesi gibi durumlar yaşanabiliyor. Sessiz mobing vakaları artarken sadece “kurum içi çekişme” durumunun ötesinde ciddi psikolojik şiddet durumunun ortaya çıktığını da görüyoruz.
“Bazı yöneticilerin gücü kaybetme korkusu o kadar yüksek düzeyde ki, farklı fikirleri bir tehdit unsuru olarak algılayabiliyor.”
Uzmanlara göre yöneticilerin “koltuk bağımlılığı” eğiliminin ardında güçlü bir psikolojik mekanizma bulunuyor. Ayrıca makam ve imza yetkilerinin beyinde dopamin etkisi yaratarak, tıpkı bir bağımlılık gibi kişileri etkilediği belirtiliyor. Narsistik eğilimleri olan bireylerin koltuk sevgisi daha da ileri boyuttadır. Eleştiriye kapalı olma, çalışanları küçümseme, kazanılan başarıları sadece yandaş ise takdir edebilme, kendine mal etme, yandaşların hırslarının etkisi altına girerek adalet duygusunu yitirme gibi davranışlar sıklıkla görülmektedir. En tehlikeli olan durum ise bu süreçlerin sessizlik içinde, arkada hiçbir iz bırakmadan yapılmasıdır. Sessizlik kültürü de akademisyenlerin üst yönetimden korktukları ve şikayet mekanizmasının adil işlememesinden kaynaklı olarak hala varlığını sürdürüyor. Mobing hikayeleri incelendiğinde makam kazanmak sadece akademik olarak bir görev değil, statü kazanmak, prestij elde etmek ve kimlik oluşturmakla ilişkilendirilir.
Bu da: Koltuk = Güç = Kimlik olarak algılandığından bazı yöneticiler için koltuk kaybı kimlik kaybı olarak algılanmaktadır.
KOLTUK DEĞİL, İNSAN YÖNETİR
Dünyada etkili akademik liderlik özelliklerine baktığımızda ise koltuğunu güç göstergesi olarak görmek yerine sorumluluk ve vatan sevgisi ile üstün karakteristik özellikler sergileyenler de vardır. İnsancıl olan bir yönetici aslında o koltukların geçici olduğunu bilerek görev süresi dolduğunda mobing yaptığı meslektaşlarıyla aynı seviyede olacağını, yüz yüze bakacağını da bilir.- Öğretim üyelerini “çalışan” olarak değil bilim üreten insanlar olarak görür.
- Araştırma görevlilerini “emir eri” yerine geleceğin bilim insanları olarak görür.
- İdari personeli ise “büro elemanı” değil eğitimin omurgası olarak görür.
- Karar mekanizmasında olduğunda tüm tarafları dinler ve tarafsız davranır.
- Kimlere hangi görevlerin dağıldığını nedeniyle açıklar.
- Gizli kapı ardında iş çevirip, manipülatif iletişim kurmaz.
- Yandaşlarının bir başkası koltuğa oturduğunda ona da yandaşlık edeceğini bilerek adil davranır.
- Manipüle edilmeye izin vermez.
- Bir kişinin incindiği yerde bilimsel araştırma yapılamayacağını bilir.
- Benim adamım kültürünü ahlaksızlık sayar.
- Kıskançlık, tehdit algısı, üstünlük kompleksi taşımaz.
- En iyi akademisyenlerin parlamasından gurur duyar ve ödüllendirir.
- Hak edenin önünü açar.
- Yönetici hatasının kaynağına inme cesaretinde bulunur.
- Güçlü olanı değil, haklı olanı korur.
- Kişisel hırslarını cezalandırıcı tavırla açığa çıkarmaz.
- İmza yetkisini tehdit olarak kullanmaz.
- Resmi yazıları yıldırma amaçlı kullanmaz.
- Hastalık, aile, özel yaşam konularında anlayışlıdır.
- Telefonla baskı ve tehdit yapmaz.
- Benmerkezci olup en doğru ben bilirim demez.
- Çıkarına ters düştüğünde yanındaki dostlarını da göz ardı etmez.
- Her birey için aynı adaleti sağlamayı erdemlilik olarak görür.