Aşk cinayetleri diye bir şey yoktur! Peki medya neden böyle ifade ediyor?
Son zamanlarda artan şiddet olayları ve trajik hikayeler, gençlik ilişkilerinde bir şeylerin yanlış gittiğini gösteriyor. Bireysel öfke patlamalarından öte, bu durum, medyanın on yıllardır romantize ettiği bir kültürün ürünü adeta. Ekranlarda, "seni kıskanıyorsa seviyordur" klişesiyle beslenen sancılı aşk hikayeleri; haber manşetlerinde ise cinayetleri "aşk" ve "tutku" ile yan yana koyan sorunlu bir dil görüyoruz. Bir iletişimci olarak tüm bu sorunlu temsillerin karşısında duruyor; esas sorunun bu temsillerden beslenen gençler olmadığını; asıl sorunun, bu senaryoları yazan, yöneten ve yayan sektör aktörleri olduğunu düşünüyorum.
Peki, bir medya ve iletişim profesyoneli olarak, bu acı tabloyu değiştirmek için nasıl bir rol üstlenmeliyiz?
YENİ BİR DİL, YENİ BİR GERÇEKLİK
Gençler için "aşkın" ve "ilişkinin" ne anlama geldiğini yeniden tanımlamanın yolu, medyadan geçiyor. Şiddeti olağanlaştıran, kıskançlığı tutkuya dönüştüren eski senaryoları bir kenara bırakıp, saygıyı ve eşitliği merkeze alan yeni bir dil inşa etmeliyiz.
Ekranlarda Sağlıklı İlişkiler: Popüler dizilerde, aşkın sadece krizlerden ve kavgalardan ibaret olmadığını gösteren, sorunları konuşarak çözen, birbirine destek olan ve bireysel alanlara saygı duyan karakterler yazmalıyız. Romantizmin birbirini kontrol etmekten değil, özgür bırakmaktan geçtiğini anlatan hikayeler anlatmalıyız.
Haber Dilinde Netlik ve Sorumluluk: Haber kanalları ve gazeteler, cinayetleri "aşk cinayeti" ya da "kıskançlık krizinin sonu" gibi romantikleştirilmiş ifadelerden arındırmalıdır. Bu bir aşk değil; bir cinayettir. Kullanacağımız dil, şiddetin hiçbir gerekçesinin olmadığını açıkça vurgulamalıdır.
Sosyal Medyanın Pozitif Gücü: Gençlerin hayatının büyük bir parçası olan sosyal medyada, toksik ilişki dinamiklerini ifşa eden, sağlıklı sınırların önemini anlatan ve duygusal refahı ön plana çıkaran içerikleri desteklemeliyiz. Etkileyicilerin ve fenomenlerin bu konuda birer rol model olması için onlarla iş birlikleri yapmalıyız.
SORUMLULUK ZİNCİRİ VE UMUT
Bunun kolay bir görev olmadığını biliyoruz. Medya, yalnızca yansıttığı şeyin bir ürünü değildir; aynı zamanda toplumu şekillendiren güçlü bir araçtır. Bu yüzden sevgi ve ilişkiler üzerine konuşma şeklimizi değiştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Senaristlerden gazetecilere, yayıncılardan sosyal medya yöneticilerine kadar her birimiz, yarattığımız her içeriğin ne tür bir etki yaratacağını düşünmek zorundayız. Bu sorumluluk zinciri, yalnızca içerik üreticileriyle sınırlı değil; izledikleriyle, dinledikleriyle ve paylaştıklarıyla bu kültürü besleyen biz tüketicilere de aittir.
Unutmamalıyız ki bir ilişkiyi bitirmek, onu cinayete dönüştürmekten daha az "dramatik" görünebilir; ancak bu, sağlıklı bir toplumun temelidir. Belki de en büyük sevgi hikayesi, gençlere, romantizmin şiddetle değil; karşılıklı saygıyla inşa edildiğini anlatacak yeni bir medyanın yaratılmasıdır. Çünkü ancak bu şekilde, sevginin gölgesinde değil, aydınlığında yeşerecek sağlıklı ilişkiler inşa edebiliriz.
GAZETECİ-YAZAR-AKADEMİSYEN ZUHAL SÖNMEZER