Doç. Dr. Pelin Avcı yazdı… Akademik gelişim engelleri: Derin gerileme
Sporu sadece bir yarış ya da performans meselesi değil, aynı zamanda bir yaşam kültürü olarak gören Doç. Dr. Pelin Avcı, artık Haber Dili’nde yazılarıyla bizimle olacak. Gençlik, dijital çağ ve sosyal hayat üzerine kaleme aldığı yazılarıyla, sporu hayatın tam merkezine yerleştiren bakış açısını sizlerle buluşturacak.
Sözü daha fazla uzatmadan yazarımızın ilk yazısıyla sizleri baş başa bırakıyorum...
Son zamanlarda Türkiye’de akademik özgürlükler dünya endekslerinde ciddi bir düşüşle karşımıza çıkıyor. Akademik Özgürlük Endeksi’ne göre ülkemiz, 2021’de 0,43 puanla orta sıralardayken, 2022’de bu değer 0,08’e düştü. 179 ülke arasında 166. sırada yer alan Türkiye, bu alanda en çok gerileyen ülkeler arasında sayılıyor. Bilim Akademisi 2023/2024 Raporunda ise 0,09 puanla “en çok kötüleşen 10 ülke” arasında olduğumuz belirtiliyor. Bu rapora göre ise 179 ülke arasında 140. Sırada yer aldığımız görülmektedir. Listenin üstünde Küba yer alırken, altında ise Afganistan bulunuyor. Bu tablonun yalnızca bir sıralamadan ibaret olmadığını, üniversitelerdeki öğretim elemanlarının günlük yaşam faaliyetlerinin dışında, ders saatlerinin, araştırma faaliyetlerinin, uğradıkları mobbingin ve lisansüstü danışmanlıklarının, öğrenciler ile iletişimlerinin de etkilerinin bir bütün olarak yansımasının sonucu olarak yorumlayabiliyoruz. Ayrıca genel tabloya bakıldığında uluslararası kuruluşlar tarafından ağır insan hakları ihlalleri ve özgürlük kısıtlamaları suçlamasına maruz kalan Kuzey Kore, Belarus, Türkmenistan ve seçimsel otokrasi olarak değerlendirmeye alınan ABD, Hindistan, Bangladeş, Afganistan, Küba ve gibi ülkeler ile aynı grupta yer aldığımızı görüyoruz.
AKADEMİK GERİLEMENİN NEDENLERİ NELERDİR?
024 verilerine bakıldığında Türkiye’de yükseköğretim kurumu sayısı 208-209, görev yapan akademisyen sayısı 181 498 ve eğitim gören öğrenci sayısı 7 503 181 olarak belirtiliyor. Bu kadar niceliksel verilerden bahsedilirken nitelik ve bilimsel özgürlük de aynı oranda artıyor mu? Bunun cevabını da yine istatistiksel olarak buluyoruz. Şubat 2025 Akademik Özgürlükler Raporu’nda V-Dem veri tabanına göre kurumsal özerklik konusunda 179 ülke arasında 154. Sırada yer aldığımız gerçeği ile karşılaşıyoruz. Bilim özgürlüğünün baskı altına alındığını ifade eden Akademik Özgürlükler Raporu, Azerbaycan ve Rusya ile en geride yer aldığımızı gösterirken, komşu ülkeler arasında sadece Suriye’nin daha kötü bir skora sahip olduğunu vurgulamaktadır. Peki, çözüm önerisi neler olabilir? Bu konuda iyileştirmeler ya da köklü değişimler yapılabilir. Kadro bulma sürecinde yaşadığım liyakatsizliklere baktığımda şunu açıkça söylemeliyim ki bu sistemin çok fazla açığı ve eksikliği var. Bu konuda özerk olması gereken kurumlarda kadro alımlarında dil, din, ırk, mezhep, siyasi görüş ayrımı olmaksızın başarı odaklı liyakatli alımların olması akademik başarıyı da artıracaktır. Dünyanın vicdanının (Chomsky) da söylediği gibi: “Eleştirel düşünme, özgür bir toplumun temelidir.”Niceliksel Artış İşsizlik Oranını Artırıyor mu?
Her il için bir üniveriste politikası işsizlik oranının arttığını göstermektedir. Kurum sayısı arttıkça niteliksel gelişimin düştüğünü görüyoruz. Bunun nedenlerini irdelediğimizde;- Öğretim üyesi başına düşen öğrencinin sayısının Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü ortalamasının üzerinde olduğu görülmektedir.
- Üniversitelerin fiziksel imkânları, araç gereçleri, bölgesel dengesizlik ve ekonomik yetersizlik (tasarruf tedbirleri vb.) gibi durumlar niteliği düşürmektedir.
- Mezun sayıları artarken bu doğrultuda istihdam sağlanacak yeterli alanların bulunmaması da işsizlik oranını artırarak, evlilik, çocuk yapma, iş kurma gibi durumlarını da olumsuz etkilemektedir. “Diplomalı işsiz” oranı giderek artmaktadır ve artık başka alternatifler aramanın da yolu açılmıştır. TÜİK verilerine göre yükseköğretim mezunlarının yurtdışına göç oranı 2015’te %1,6 iken 2023’te %2’ye yükseldi. STEM alanlarında bu oran çok daha yüksek.
TEMEL GEÇİM Mİ, BİLİMSEL ÜRETİM Mİ?
Bilim, yalnızca idealizmle değil, güçlü bir ekonomik zeminde büyür. Akademisyen maaşları yaşamı sürdürmeye yetebilir ama bilimsel üretimi beslemek için daha fazlasına ihtiyaç var. Türkiye’nin geleceği için, maaşları “geçim ödeneği” olmaktan çıkarıp “bilimsel üretim desteği” haline getirecek yapısal adımlar atılmalı. Bilimsel çalışmalar yalnızca masa başında yazıyla değil, laboratuvar, saha araştırması, veri tabanı erişimi, kongre katılımı gibi maliyetli süreçlerle yürütülüyor. Bugün uluslararası bir dergide makale yayın ücreti 500-4000 USD arasındadır. Avrupa’da bir kongre katılım ücreti yine binlerce euro maliyettedir. Modern cihaz ve yazılım lisansları maaşlarla karşılanamayacak düzeydedir. Türkiye Ar-Ge’ye GSYH’sinin yalnızca %1,4’ünü ayırırken, OECD ortalaması ise %2,7’nin üzerindedir. OECD ülkelerinde akademisyen maaşları çoğunlukla ortalamanın üzerinde iken, Türkiye’de maaşlar yaşam maliyetinin gerisinde kalıyor.- Akademik gelişim için ayrılan bütçenin yetersizliği akademisyenlerin bireysel fonla çalışmalarını yürütmelerine neden olmaktadır. Bu da “etki faktörü” yüksek dergilerde yayın yapmayı zorlaştırmaktadır.
- Büyük şehirlerde görev yapan akademisyenler için konut kiraları, ulaşım ve gıda gibi harcamaların yüksek maliyetleri de yine akademik çalışma yapılmasının önünde setler oluşturuyor.
- Üniversite özerkliği güçlendirilerek rektör atamaları ve yönetim kararları liyakate dayalı, şeffaf seçim süreçleriyle belirlenmelidir.
- Akademisyenlerin ifade özgürlüğü güvence altına alınmalıdır.
- Bilimsel eleştiriler, farklı görüşler cezalandırılmak yerine katkı sağlayıcı olarak değerlendirilip teşvik edilmelidir.
- Üniversite senatoları ve demokratik seçim, idari kararlarda daha etkin rol oynamalıdır.
- Akademisyenlerin ekonomik desteği artırılmalı ve bilimsel çalışmalar desteklenmelidir.
- Üniversitenin olanakları artırılarak öğrencilere çok boyutlu bir eğitim fırsatı ortamı yaratılmalıdır.
- Niceliksel değil niteliksel gelişim hedeflenmelidir.
- Teknoloji ve dijital altyapı sağlamlaştırılmalıdır.