Dünya senin etrafında dönmüyor tatlım
Son zamanlarda nereye baksam aynı şey: “Ben artık kendi merkezimdeyim.” “Enerjimi bölmem kimseye.” “Ben biricik, eşsiz, harika bir varlığım.”
Sanki hepimiz kolektif bir aydınlanma geçirdik de kimse kimseyi umursamaz hale geldi. Bir tür “kendine dönüş” hali var ama o dönüş yolculuğunun tabelasında ne var biliyor musunuz? Kocaman bir ego.
Modern çağın birey anlayışı bana kalırsa Freud’un “id” kavramının Instagram filtresinden geçmiş hâli. Yani dürtülerimizle hareket ediyoruzama bunu “öz sevgi” etiketiyle süslüyoruz. Hâlbuki çoğu zaman bu sevgi falan değil. Bu sadece çok sesli bir yalnızlık. Kendini çok seven ama kimseye dokunamayan bir neslin duygusal iz düşümü.
Bu “ben merkezci” söylemler, popüler psikolojinin fastfood versiyonu gibi. Hızlı ve doyurucu gibi ama altı boş. Gerçek bir içsel dönüşüm story atarak olmaz.
İçine dönmek, dışarıya kulak tıkamak değil. Merkez olmak demek herkesi kendi çevrende döndürmeye çalışmak değil. Gerçek merkez kendi karanlığına bakabilme cesaretiyle başlar.
Şunu da söylemeden geçemem: İnsan sosyal bir varlıktır derken boşuna dememişler.
Kendine dönmek bir şeydir, kendine saplanmak başka bir şey. Şu anda çoğu insanın yaşadığı şey kendine saplanmak. Ve bu durum zamanla başkalarının acılarına kör, ihtiyaçlarına sağır bir kişilik yaratıyor. İlişki kuramıyoruz. Empati becerimiz ise yıldız haritası kadar değişken.
Çünkü herkes merkezde olunca kimse çevreyi göremiyor.
ŞİMDİ HERKES EŞSİZ, HERKES ÖZEL
Sosyologların “narsisizm çağı” dediği şey tam da bu işte. Kapitalizmin sunduğu bireycilik artık içselleştirildi. Yani sistem bize sadece tüketim kalıpları değil kişilik kalıpları da sattı.
Şimdi herkes biricik, herkes eşsiz, herkes özel. Peki madem bu kadar özeliz neden bu kadar aynıyız? Neden hepimiz aynı sözleri, aynı pozları, aynı “ben odaklı” cümleleri tekrar ediyoruz? Belki de kendimizi merkeze koyma çabamız, görünme arzumuzun bir başka formu.
Çünkü görünmek, anlaşılmaktan daha kolay artık. Ama insanın temel ihtiyacı anlaşılmaktır. Ve anlaşılmak için kendinden çıkman gerekir. Birinin gözünden bakabilmen gerekir.
Yani bir adım geri çekilmen. Merkezde değil çevrede durup gözlemlemen gerekir.
Ama o kadar merkezdeyiz ki göz kırpacak bile yerimiz kalmadı.
DÜNYANIN MERKEZİ OLMAK ÇOK YORUCU
Bu yazı kimseye saldırı değil, daha çok bir iç konuşma. Çünkü ben de zaman zaman aynı hissin içine düşüyorum. Ama fark ettim ki dünyanın merkezi olmak çok yorucu.
Birilerine iyi gelmek bazen kendinden geçmekle mümkün. Ve bazen de gerçekten merkezde olan biri kimsenin dikkatini çekmez. Çünkü o kişi sessizdir, gözlemcidir.
Sallamaz değil, sabırla izler.
Parlamak için değil, anlamak için vardır.
Kapanışı yaparken bir şey hatırlatmak isterim:
Dünya senin etrafında dönmüyor tatlım.
Ama sen döndüğün her yerde iz bırakıyorsan işte o zaman merkez sensin demektir.
Ama bunun için önce kendi çemberinden çıkman lazım. Yoksa sen, senin gölgene bile değemeden kaybolursun.