Entelektüel tembellik salgını: Yapay Zeka, okuryazarlığı nasıl yok ediyor?
Yapay zekâ (YZ) teknolojisi bize hep verimlilikten, hızdan ve sınırsız olanaklardan bahsediyor. Peki, bu söylemlerin ardındaki görünmez bedeli ne zaman konuşmaya başlayacağız? Büyük Dil Modelleri hayatımıza girdiğinden beri, en temel entelektüel kaslarımız olan okuma ve yazma eylemlerinin giderek uyuştuğunu, adeta bir zihinsel uyuşukluk etkisi altına girdiğini görüyoruz. Bu vaka bir salgın gibi yayılıyor: Entelektüel Tembellik Salgını. Kabul edelim. YZ, zor işleri üstlenerek kişi ve kurumları rahatlatıyor. Ama yazmak ve derinlemesine okumak, "zor bir iş" olmaktan öte, zihinsel disiplinimizin ve insan olmanın temel taşlarıdır. YZ'nın sunduğu bu konfor, aslında “son”un bir başlangıcıdır.
Yazmak, bir düşüncenin sancılı, karmaşık ve en nihayetinde ödüllendirici yolculuğudur.
Bu yolculukta dilin yapısını öğrenir, kelimelerle tartışır ve kendi sesimizi buluruz. Oysa YZ'nın içeriği sentezlenmiş düşüncedir. YZ, düşünmez; sadece veri setindeki olasılıkları en iyi şekilde bir araya getirir. Orijinal bir sezgi, etik bir ikilem veya kişisel bir deneyim barındırmaz. Sonuç, teknik olarak kusursuz, ancak ruhen boş bir metindir. Biz bu "mükemmel" boş metinleri okuyup benimsedikçe, özgün ve aykırı düşünme yeteneğimizi kaybetmiyor muyuz?
Diğer yandan artık mesele ne söylemek olduğu değil; makineye ne soracağını bilmek. Yaratıcılık süreci dilin derinliklerinde kaybolmak yerine, birkaç anahtar kelimeye indirgeniyor. Yazma süreci, zihinsel bir mücadeleden çıkıp, doğru tuş kombinasyonunu bulma oyununa dönüşüyor. Bu durum üslubun ve bireyselliğin en hızlı yoldan yok oluşudur.
Bir diğer sorun ise düşünmeden üretme kolaycılığı… Bir öğrencinin kendi argümanını kurmak için saatler harcamak yerine, YZ'dan bir deneme istemesi, sadece bir kopya çekme eylemi değildir. Bu durum aynı zamanda entelektüel sorumluluktan kaçıştır. Bu kolaycılık, uzun vadede problem çözme ve eleştirel analiz becerilerini kalıcı olarak köreltir.
Derin okumanın bitişi özet kültürüne teslimiyettir…
Ekranda karşımıza çıkan her metni YZ'ya özetletme alışkanlığı, okumanın değerini hızla düşürüyor. İlk etapta metnin ruhu kayboluyor. Derin okuma, yazarın bilgisini, alt metinleri, mesajı ve bağlamı kavramaktır. Bir eserin, bir felsefi metnin veya bir tarihi belgenin bütünlüğünü algılamaktır. YZ'nın sunduğu özet ise, ilgili konunun çoğu kez özünü dahi vermeyen bir kısaltmadır. Ve bu "özet kültürü," zihinsel dayanıklılığımızı ve dikkat süremizi yok ediyor.
Yine teknoloji çağında üzerinde ısrarla durduğumuz eleştirel bakış ve sorgulayıcı bireyler sorunsalı…
Artık öyle bir duruma gelindi ki YZ, okuyucunun yerine eleştirel analizi de yapıyor. Hazır çıkarımları, hazır argümanları sunuyor. Eğer biz metni kendi süzgecimizden geçirmiyor, yazarla zihnimizde bir tartışmaya girmiyorsak, okur olarak varoluş amacımızı kaybediyoruz demektir. Sorgulayan değil, sadece tüketen bir okur kitlesi yaratılıyor.
Okuryazarlık bir ayrıcalık mı olacak?
Yapay zekânın yaygınlaşmasıyla, okuryazarlıkta derin bir kutuplaşma yaşanma tehlikesi var.
Bir yanda, YZ'yı sadece 'kolay yoldan sonuç alma' aracı olarak kullanan ve kendi zihinsel kaslarını çalıştırmayı bırakan büyük kitleler. Diğer yanda ise, YZ'yı eleştirel bir güçlendirici olarak kullanan, ancak temel okuryazarlık becerileri sağlam olan küçük bir entelektüel elit.
Korkarım ki, gelecekte sadece birkaç tuşa basarak "içerik üretenler" çoğunluk olacak, ama o içeriği anlayacak, sorgulayacak ve geliştirecek derin okuryazarlık becerisine sahip olanlar azalacak.
Yapay zekâ bir araçtır, doğru. Ama eğer bu araç, direksiyona geçip gitmek istediğimiz yere karar veriyorsa, biz sadece pasif birer yolcu değil; kendi zihinsel özgürlüğünden vazgeçmiş kişileriz demektir.
Entelektüel tembellik salgınından uyanıp, kalemi eline almanın ve o zorlu düşünme sürecine geri dönmenin zamanı henüz geçmedi.
Okuyalım, düşünelim ve yazalım!
GAZETECİ – YAZAR – AKADEMİSYEN ZUHAL SÖNMEZER