Faydanın gölgesinde: İnsan nerede bitiyor, algoritma nerede başlıyor?

Eğer sadece "sonuca" ve "faydaya" odaklanırsak, hayatı bir Excel tablosuna çeviririz. Yapay zeka, pragmatik aklın en keskin köşesidir. Ancak unutmamalıyız ki; bu köşe fazla keskinleştiğinde, onu tutan ele, yani insani özümüze de zarar vermeye başlar. Gerçek akıl, sadece işe yarayanı seçmek değil; bazen "işe yaramasa da" doğru olanın, güzel olanın ve insani olanın peşinden gitme cesaretidir. Aksi takdirde, kendi kararlarını veremeyen, sadece komutlarla ve algoritmalarla hareket eden mekanik birer figüre dönüşmekten kurtulamayız.

ALGORİTMİK PRAGMATİZM VE "YAPAYLAŞAN" SOSYALLİK

Günümüzde pragmatik akıl, faydacı (utilitarian) bir süzgeçten geçerek dijital evrenin ana dili haline geldi. Sosyal medya platformları, bu pragmatizmin laboratuvarı işlevini görüyor. Bir zamanlar "rastlantısal" ve "kendiliğinden" gelişen insan ilişkileri, yerini algoritmalar tarafından optimize edilmiş, veri madenciliği ile hedeflenmiş etkileşimlere bırakıyor. Sosyolojik bir perspektifle bakıldığında, "ilişkisel emek" yerini "ilişkisel verimliliğe" terk ediyor.

DİJİTAL VİTRİN: İLETİŞİMDE "MALİYET-FAYDA" ANALİZİ

Sosyal medyadaki iletişim pratiklerimiz, artık pragmatik bir yatırım aracı gibi çalışıyor. Bir fotoğrafı paylaşırken hissettiğimiz coşku değil, alacağımız etkileşim oranının (fayda) analizi ön plana çıkıyor. İlişkilerimizde ise şu tehlikeli eğilim baş gösteriyor: Hızlı Tüketim ve Kaydırma Kültürü: Bir insanla derin bağ kurmanın getirdiği "duygusal maliyetten" kaçıyor, ekranı kaydırarak (scrolling) daha az zahmetli ve daha çok dopamin salgılatan yüzeysel bağlara yöneliyoruz. Yapay Zeka Destekli Benlik: Yapay zekanın sunduğu "mükemmel" cevap taslakları veya filtreli görsellerle kendimizi yeniden inşa ediyoruz. Bu durum, Jean Baudrillard’ın simülasyon teorisini akla getiriyor: Gerçeğin kendisi değil, onun pragmatik ve kusursuz kopyası daha değerli hale geliyor.

İLİŞKİLERDE VERİMLİLİK ÇIKMAZI

Modern ilişkilerde, eş seçiminden arkadaşlık kurmaya kadar her şey bir "optimizasyon" meselesine dönüştü. "Bana ne katıyor?" sorusu, "Kim olduğunu anlamak istiyorum" merakının önüne geçti. Yapay zeka destekli flört uygulamaları (dating apps), insanı bir dizi istatistiksel veriye indirgeyerek bize "en uygun" adayı sunuyor. Ancak burada gözden kaçan bir paradoks var: İnsan ruhu, kusurları ve öngörülemezliği ile zengindir. Pragmatik akıl, çatışmayı bir "hata" olarak görür ve ondan kaçınır. Oysa gerçek bağlar, o çatışmaların içinden geçerek ve "verimsiz" tartışmalarla olgunlaşarak kurulur. Yapay zekanın sunduğu pürüzsüz iletişim, insanı steril ama yalnız bir fanusa hapseder. Özetle… Eğer aklı sadece bir problem çözme aparatı, sevgiyi bir veri eşleşmesi ve hayatı bir optimizasyon süreci olarak görürsek; kendi ellerimizle inşa ettiğimiz dijital hapishanenin mahkûmları oluruz. Sosyal medyada beğeni toplamak için törpülediğimiz karakterimiz, pragmatik bir başarı getirebilir ancak içsel bir boşluk bırakır. Kierkegaard'ın dediği gibi; "Beni kategorize edersen, beni yok edersin." Bugün yapay zeka ve pragmatik akıl el ele vererek bizi kategorize ediyor. Bu akıntıya karşı durmanın yolu, fayda gözetmeksizin birine vakit ayırmak, karşılık beklemeden bir güzelliği paylaşmak ve algoritmanın bize önerdiğinin ötesine geçme iradesini göstermektir. GAZETECİ – YAZAR – AKADEMİSYEN ZUHAL SÖNMEZER