Filistin Sineması’nda izlenmesi gereken 21 film

Filistin Sineması, görünür olmak ile var olmak arasında kalmış bir sinemadır. Her şey yok edilebilir ancak hafıza yok edilemez. Filistinlilerin kolektif belleğinde göç, mülksüzleştirme, aile fotoğrafları, gazete küpürleri ve evlerine döneceklerini temsil eden anahtarlar ve tapular vardır. Filmlerinde bu metaforlar, direnişin en güçlü imgeleri olarak dikkat çeker.

DİRENİŞİN VE HAFIZANIN PERDEDEKİ YÜZÜ: FİLİSTİN SİNEMASI

Filistin coğrafyasının içinden geçtiği sancılı süreç, doğal olarak Filistin sinemasını da doğrudan etkilemiş; vatanın sürekliliği önündeki engeller, sinemanın kurumsallaşmasını geciktirmiştir. Göçler, baskılar ve zorlu yaşam koşulları nedeniyle başlangıçta uzun metrajlı yapımlardan ziyade daha kısıtlı imkanlarla üretim yapılmıştır. Özellikle 1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla (Nekbe), Filistin sineması için oldukça güç bir döneme girilmiştir.

1970'LER: MUSTAFA ABU ALİ

1972 yılında Filistin Sinema Topluluğu’nun kurulması, bu sinema geleneği için bir milat niteliği taşır. Bu dönemin en simge isimlerinden biri olan Mustafa Ebu Ali, kaleme aldığı manifestoyla hem o güne kadarki Arap sineması geleneğinin eleştirisini yapmış hem de yeni dönem için stratejik bir yol haritası çizmiştir. Savaşın sıcaklığının hissedildiği bu yıllarda, sinemacılar daha motive, politik ve "Filistinli" kimliğini vurgulayan bir dil benimsemiştir. Bu dönemde çekilen 30 civarındaki belgesel film, direnişin ve ulusal bilincin en güçlü görsel hafızasını oluşturmuştur.

1980'LER: ULUSLARARASI ARENAYA AÇILIŞ

1980’li yıllar, Filistin sinemasının estetik ve teknik açıdan yön değiştirdiği bir dönemdir. Bu yılların en önemli ismi Michel Khleifi’dir. Khleifi, Bereketli Hafıza (Fertile Memory) ve Celile’de Düğün (Wedding in Galilee) gibi başyapıtlarıyla Filistin sinemasının uluslararası arenada tanınmasını sağlamış; dünyaya bu coğrafyanın sesini duyurmuştur.

1990'LAR VE 2000'LERİN DÖNÜŞÜMÜ

1990’lı yıllarda, mülteci kamplarındaki zorlu yaşam koşulları sinemaya taşınmış; sinema adeta direnişin sembolik bir mecrasına dönüşmüştür. 2000’li yıllar ise siyasi çözümsüzlük sürse de Filistin sinemasının küresel görünürlüğünün en üst seviyeye çıktığı yıllar olmuştur. Bu noktada Elia Suleiman ve Hany Abu-Assad, Filistin sinemasını kurumsallaştıran ve "modern klasik" haline getiren iki dev isim olarak öne çıkar.

Nasıra doğumlu, İsrail vatandaşı bir Hristiyan-Filistinli olan Elia Suleiman, New York’ta aldığı sinema eğitiminin ardından; Kutsal Direniş, Geride Kalan ve Burası Cennet Olmalı gibi filmleriyle benzersiz bir dil inşa etmiştir. Suleiman, politikayı mizah ve güçlü metaforlarla harmanlayarak "yurtsuzluk" kavramına dikkat çekmiş; Filistinlilerin sesini tüm dünyaya karakteristik bir üslupla duyurmayı başarmıştır. Elia Suleıman filmlerinde ES karakterine hayat verir. ES karakteri tıpkı Filistin'li karikatürist Naci El-Ali'nin Hanzala'sı gibi konuşmaz.

FİLİSTİN SİNEMASI'NIN BUSTER KEATON'I

ES her şeyi sessizliği ile anlatır. ES karakterinin en radikal özelliği neredeyse hiç konuşmamasıdır. Diyaloğun reddi, Suleiman sinemasında bir eksiklik değil, politik bir tercihtir. Filistin meselesi gibi üzerine on yıllardır bağırılan, sloganlar atılan ve gürültülü tartışmalar yürütülen bir konuda ES, susarak direnir. Onun sessizliği, çevresindeki işgalin, bürokrasinin ve gündelik yaşamın absürtlüğünü daha görünür kılar. O sustukça, izleyici sahnedeki sesleri —bir helikopter pervanesini, bir kontrol noktasındaki metalik gürültüyü veya bir kuşun kanat çırpışını— daha net duymaya başlarS, sinema tarihindeki Buster Keaton veya Jacques Tati (Bay Hulot) gibi karakterlerin izinden gider. Yüzünde neredeyse hiçbir mimik oynamaz; ne büyük bir öfke ne de büyük bir sevinç belirtisi gösterir. Bu "donukluk", aslında travmatize olmuş bir coğrafyanın ve yurtsuzluğun yarattığı duygusal felcin bir yansımasıdır.

Dünya onun etrafında kaotik bir biçimde dönerken (örneğin Burası Cennet Olmalı filminde Paris sokaklarında tankların gezmesi gibi), ES sadece bakar. Bu bakış, izleyiciyi "normal" kabul edilenin ne kadar garip olduğunu sorgulamaya davet eder. ES karakteri sadece Filistin sınırları içinde hapsolmaz. Kudüs’te, Nasıra’da olduğu kadar Paris’te veya New York’ta da aynı şaşkın ve yabancılaşmış ifadeyle arz-ı endam eder. Bu durum, Suleiman’ın şu mesajını pekiştirir: Filistin artık sadece bir coğrafya değil, dünyanın her yerinde hissedilen bir "durum"dur. ES, gittiği her yere kendi "kontrol noktasını", kendi yurtsuzluğunu ve kendi sessizliğini de beraberinde götürür. O, her yerde bir "yabancı"dır; kendi vatanında bir azınlık, sürgünde ise egzotik bir merak nesnesidir. ES karakteri, Elia Suleiman’ın dünyayı seyrettiği bir "göz"dür. O ne bir kurtarıcıdır ne de bir kurban; o sadece oradadır. Ve onun orada, o sessiz haliyle var olması, yok sayılmaya çalışılan bir halkın en güçlü varoluş kanıtıdır. Hafızanın silinemediğinin, sadece bakışlarla bile koca bir tarihin anlatılabileceğinin en canlı örneğidir.

FİLİSTİN SİNEMASI'NDA İZLENMESİ GEREKEN FİLMLER

1. Farha

2. Omar (Ömer)

3. It Must Be Heaven (Burası Cennet Olmalı)

4. Wedding in Galilee (Celile'de Düğün)

5. Fertile Memory (Bereketli Hafıza)

6. Divine Intervention (Kutsal Direniş)

Konu: Nasıra ve Ramallah arasında geçen film, kontrol noktalarının ayırdığı bir çiftin sessiz buluşmalarını ve gündelik hayatın absürt şiddetini anlatır. Gerçeküstü sahnelerle işgale karşı fantastik bir direniş dili geliştirir. Mizah ve trajedinin iç içe geçtiği, Suleiman’ın en önemli eserlerinden biridir.

7. The Time That Remains (Geride Kalan)

8. Jenin, Jenin (Cenin, Cenin)

9. Paradise Now (Vaat Edilen Cennet)

10. Wajib (Düğün Davetiyesi)

11. 3000 Nights (3000 Gece)

12. Ambulance

13. No Other Land

14. 200 Meters (200 Metre)

15. Lemon Tree (Limon Ağacı)

16. The Overcoat (Büyük Gelen Palto)

17. Gaza Mon Amour (Gazze Mon Amour)

18. The Teacher (Öğretmen)

19. A World Not Ours (Bize Ait Olmayan Bir Dünya)

20. 5 Broken Cameras (5 Kırık Kamera)

21. The Idol (İdol)

MELTEM DEMIRKIRAN/İSTANBUL