Fizikten derin öğrenmeye: Yapay zekanın öncüleri Hopfield ve Hinton

2025’İN BÜYÜK ONURU

Bu yılki prestijli bilim ödülünün sahipleri, yapay zekânın temellerini atan iki isim oldu: Princeton Üniversitesi’nden John Hopfield ve Toronto Üniversitesi’nden Geoffrey Hinton. Bu iki bilim insanı, farklı disiplinlerden gelip yapay zekânın gelişimine yön verdiler. Hopfield, fizik kökenli bir araştırmacı olarak 'yapay hafıza' kavramını literatüre kazandırırken; yine başka bir fizikçi Hinton, bilgisayar biliminde derin öğrenme devriminin lideri oldu. Onların katkıları olmasaydı, bugün elimizdeki yapay zeka sistemlerden, tıpta yapay zekâ destekli tanılardan ya da otonom araçlardan söz edemezdik.

JOHN HOPFIELD: FİZİKTEN YAPAY HAFIZAYA

John Hopfield bir fizikçi olarak kariyerine başladı. Katı hâl fiziği ve biyofizik alanındaki bilgilerini 1980’lerde sinir ağlarına uyarlayarak tarihe geçti. Fizik disiplininden gelen bakış açısı, ona yapay zekânın temellerini kurarken büyük avantaj sağladı. 1982’de yayımladığı makalesiyle 'Hopfield Ağlarını' tanıttı. Bu ağlar, eksik veya bozuk bilgilerden doğru sonuca ulaşabilen ilişkilendirmeli hafıza sistemleriydi. İnsan beyninin hatırlama mekanizmalarını taklit etmesi nedeniyle, yapay zekânın 'bellekli' bir yapıya kavuşmasını sağladı. Hopfield ağları enerji minimizasyonu prensibiyle çalışır. Sistemin her durumda en düşük enerji seviyesine ulaşması, bilginin doğru şekilde hatırlanması anlamına gelir. Bu yöntem, daha sonra yapay zekâda kullanılan pek çok optimizasyon yaklaşımının öncüsü oldu. Bugün kuantum hesaplama ve optimizasyon algoritmaları üzerine yapılan çalışmalar, Hopfield’ın 1980’lerde açtığı bu yolun doğal bir devamı olarak görülebilir.

GEOFFREY HINTON: DERİN ÖĞRENMENİN BABASI

Geoffrey Hinton, yapay zekâ dünyasında 'derin öğrenmenin babası' olarak tanınıyor. Onun katkıları, makinelerin insan benzeri öğrenme becerisine kavuşmasını sağladı. 1980’lerde geliştirdiği geri yayılım algoritması (backpropagation), yapay sinir ağlarının eğitilmesine imkân verdi. Bu algoritma, tıpkı bir öğretmenin öğrencinin sınav kağıdındaki hataları tek tek göstermesi gibi, yapay zekânın hatalarını geriye yayarak düzeltmesini mümkün kıldı. 2000’li yıllarda Hinton ve ekibi, derin sinir ağlarını yeniden gündeme taşıdı. 2012’de öğrencileri Alex Krizhevsky ve Ilya Sutskever ile birlikte geliştirdikleri AlexNet modeli, ImageNet yarışmasında insanı geride bırakarak tarihe geçti. Bu olay, yapay zekâ devriminin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Hinton’un fikirleri yalnızca akademik dünyada değil, endüstride de karşılık buldu. Google, Microsoft, Facebook ve diğer teknoloji devleri onun yöntemlerini uygulayarak sağlık, güvenlik, finans ve eğitim alanlarında devrim niteliğinde uygulamalar geliştirdi. Son yıllarda Hinton, yapay zekânın riskleri üzerine de yoğunlaştı. 2023’te yaptığı açıklamalarda, kontrolsüz gelişimin toplumsal riskler doğurabileceğini vurguladı.

İKİ ÖNCÜNÜN ORTAK MİRASI

Hopfield ve Hinton farklı dönemlerde ortaya çıktılar ama aynı zincirin halkaları oldular: Bugün kullandığımız tüm yapay zekâ sistemleri – dil modelleri, sürücüsüz arabalar, kişisel asistanlar – bu iki öncünün bıraktığı temellerin üzerine kuruludur.

TOPLUMSAL ETKİ: LABORATUVARDAN HAYATA

Hopfield ve Hinton’un çalışmaları sadece akademik değil, toplumsal yaşamı da değiştirdi:

BİLİMSEL BİR DEVRİMİN AYAK İZLERİ

Hopfield ve Hinton’un ödüllendirilmesi, yapay zekânın yalnızca bir teknoloji değil, bir bilimsel devrim olduğunu yeniden hatırlatıyor. Fizikten doğan bu devrim, bilgisayar bilimi ve biyolojiyle birleşerek bugün insanlığın kaderini şekillendiren bir güç haline gelmiştir. “Yapay zekâ, artık yalnızca makinelerin değil; insanlığın ortak mirasıdır.” Ve bu mirasın ilk sayfalarında John Hopfield ile Geoffrey Hinton’un isimleri büyük harflerle yer alacaktır. Şimdi yine bir soru ile bitireyim yazıyı: Acaba yapay zekâ, gelecekte insanlığın en büyük fırsatı mı olacak, yoksa en büyük sınavı mı? Yorumlarınızı bekliyorum. Saygılarımla,

PROF. DR. SERHAT ÇAKIR

serhatc@baskent.edu.tr