Kademeli emeklilik bekletilemez!
Aynı işyerinde, aynı emeği veren iki işçi düşünün. Aynı tezgâhın başında, aynı mesaiyi dolduruyorlar. İkisi de primini günü gününe ödüyor. Ama biri, sırf sigorta başlangıcı birkaç gün önce diye 52 yaşında emekli olurken, diğeri 65 yaşına kadar çalışmak zorunda kalıyor.
Bu tablo, Türkiye’de milyonlarca emekçinin yaşadığı adaletsizliğin özetidir. Aynı iş, aynı ter, aynı prim… Ama farklı kaderler. Peki bu adil mi?
Anayasa’mızın 10. maddesi çok açık: “Herkes kanun önünde eşittir. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır.” Oysa emeklilik koşullarındaki geçiş sorunları, bu eşitliği ayaklar altına alıyor. Sigorta başlangıcındaki bir günlük fark, bir insanın hayatının 10-15 yılını etkiliyor.
Elbette emeklilik şartları belirlenirken prim gün sayısı, sigorta süresi gibi kriterler dikkate alınmalı. Ama benzer durumdaki iki emekçi arasında bu kadar uçurum yaratmak, ne sosyal devlet ilkesiyle ne de vicdanla bağdaşır.
Kademeli emeklilik talebi, bir ayrıcalık istemi değildir. Geçmişteki kuralların ve tarih farklarının yarattığı mağduriyetin, sistemin sürdürülebilirliği gözetilerek adil bir geçiş modeliyle giderilmesi talebidir.
İnsanlar yıllarca prim ödedi, çalıştı, üretti, bu ülkeye katkı sundu. Bugün istedikleri tek şey; açık, öngörülebilir ve hakkaniyetli bir emeklilik düzeni.
Bu talep;
Bekletilemez, çünkü her geçen yıl yeni mağduriyetler doğuruyor.
Ötekileştirilemez, çünkü farklı şehirlerden, mesleklerden ve görüşlerden emekçilerin ortak sesi.
Ayrıştırılamaz, çünkü emekçinin hakkı siyasi kimliğe göre değişmez.
Emekçi kardeşim, bu mesele hepimizin meselesi. Çünkü bugün başkasının yaşadığı adaletsizlik, yarın bizim kapımızı çalar.
Kademeli emeklilik, emekçiye lütuf değil; sosyal güvenlikte adalet, eşitlik ve öngörülebilirlik talebidir. Ve bu talep, Anayasa’nın 10. maddesinin gereğidir.
Artık bekletilemez!
AV. CİHAN CEBECİ