Karbon ayak izi gerçekten bireysel bir mesele mi?
Son yıllarda insanlara sürekli aynı şey söyleniyor:
Daha az tüket.
Bez çanta kullan.
Plastik kullanımını azalt.
Karbon ayak izini düşür.
Bütün bunlar elbette önemli. Fakat burada konuşulması gereken başka bir mesele daha var: Karbon ayak izi gerçekten yalnızca bireysel bir sorumluluk alanı mı?
Çünkü konuya yalnızca birey üzerinden baktığımızda, modern insanın omzuna neredeyse tek başına çözmesi gereken küresel bir problem yükleniyor. Oysa bugün iklim krizi dediğimiz mesele; enerji politikalarından şehir planlamalarına, üretim modellerinden ulaşım sistemlerine kadar çok daha büyük bir yapının sonucu.
Bununla birlikte son yıllarda önemli bir dönüşüm de yaşanıyor.
Bugün birçok büyük marka sürdürülebilirlik alanında dönüşüm göstermeye çalışıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları yapan, plastik kullanımını azaltan, karbon salımını düşürmeye yönelik hedefler belirleyen ve sürdürülebilirlik departmanları kuran şirketlerin sayısı her geçen yıl artıyor.
Avrupa Yeşil Mutabakatı’yla birlikte birçok sektör üretim süreçlerini yeniden düzenlemeye başladı. Türkiye’de de özellikle enerji, tekstil, gıda ve perakende alanında sürdürülebilirlik yatırımları artık daha görünür hale geliyor.
Çünkü mesele yalnızca çevre politikası değil; aynı zamanda ekonomik bir dönüşüm.
Bugün dünya genelinde yenilenebilir enerji yatırımları her yıl büyümeye devam ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre güneş enerjisi yatırımları birçok bölgede fosil yakıt yatırımlarını geride bırakmış durumda. Elektrikli araçlardan sürdürülebilir mimariye kadar birçok alan artık geleceğin değil, bugünün konusu.
Fakat bütün bunlara rağmen insanlarda büyüyen başka bir duygu daha var: Yetememe hissi.
Çünkü modern insan bir yandan gündelik hayatın temposuyla mücadele ederken, diğer yandan dünyayı kurtarması gerekiyormuş gibi bir psikolojik yükün içinde yaşıyor.
Kısa duş al.
Daha az tüket.
Daha az harca.
Daha az kirlet.
Elbette bireysel farkındalık önemli. Zaten büyük dönüşümler çoğu zaman bireysel davranışların kültüre dönüşmesiyle başlıyor. Bugün insanların daha bilinçli alışveriş yapması, ürün içeriklerini sorgulaması, geri dönüşüme dikkat etmesi ya da enerji tüketimi konusunda daha hassas davranması küçümsenecek şeyler değil.
Ama gerçekçi olmak gerekiyor.
Bir insanın bez çanta kullanması dünyayı tek başına değiştirmez. Ancak milyonlarca insanın aynı farkındalığı geliştirmesi; şirketleri, şehirleri ve politikaları dönüştürebilecek bir kültürel baskı oluşturabilir.
Belki de burada asıl konuşmamız gereken şey yalnızca ne tükettiğimiz değil; neden bu kadar hızlı tükettiğimiz.
Çünkü modern hayat insana çoğu zaman düşünme aralığı bırakmıyor. Daha hızlı çalışmak, daha hızlı karar vermek, daha hızlı üretmek ve hatta daha hızlı dinlenmek zorundaymışız gibi bir düzenin içindeyiz.
Böyle bir hızın içinde sürdürülebilirlik bazen yalnızca çevresel değil, kültürel bir meseleye dönüşüyor.
Belki de bugün sürdürülebilirlik meselesine tam olarak buradan bakmak gerekiyor.
Ne yalnızca bireyi suçlayan bir yerden.
Ne de bütün sorumluluğu yalnızca sistemlere bırakan bir noktadan.
Çünkü gerçek dönüşüm, bireysel farkındalık ile kamusal ve kurumsal dönüşüm aynı anda ilerlediğinde mümkün olabilir.
Ve belki de karbon ayak izi dediğimiz mesele, yalnızca doğaya bıraktığımız etkiyle değil; nasıl bir yaşam biçimini normalleştirdiğimizle de ilgili.
DEMET ADAMHANOĞLU