Mutluluk alışveriş poşetinde mi geliyor?

Geçenlerde kendime küçük bir ödül vermek istedim. Malum hayat zor, ekonomi beter, stres desen tavan... "Biraz alışveriş yapayım da kendimi iyi hissedeyim" dedim. Özenle seçtiğim, "olmazsa eksik hissedeceğim" şeyleri aldım. Kasada kredi kartını uzatırken içimi tarifi zor bir heyecan kapladı, poşetleri alırken yüzümde kendiliğinden bir gülümseme belirdi. Ama sonra... Eve gelip poşetleri yere koydum, yavaşça içindekilere baktım ve içimde bir boşluk büyümeye başladı. Bir an durup düşündüm: Gerçekten mutlu muydum, yoksa sadece mutlu olduğumu mu sanıyordum?

PEKİ, NEDEN?

Çünkü ben bir istisna değilim. Yapılan araştırmalara göre, insanların %60’ı alışverişi stresle başa çıkma yöntemi olarak kullanıyor (Journal of Consumer Research, 2023). Sosyologlar buna "hedonik adaptasyon" diyor. Yani, yeni bir şey aldığımızda kısa süreli bir mutluluk yaşıyoruz, dopamin seviyemiz yükseliyor. Ama beynimiz hızla bu duruma alışıyor, o yeni kıyafet, o son model telefon artık sıradanlaşıyor. Sonra ne oluyor? İçimizdeki tatminsizlik duygusu geri geliyor. Ve biz, o hisle yüzleşmek yerine tekrar alışverişe yöneliyoruz. Çünkü yeni bir şey almak, o boşluğu anlık olarak dolduruyor gibi hissettiriyor. Ama bu his, sabun köpüğü gibi hızla dağılıyor ve bizi bir döngünün içine hapsediyor.

MUTLULUK, İNDİRİM KODU İLE Mİ GELİR?

Sosyal medya sağ olsun, artık "alışveriş yapmayan" biri olmak imkânsız hâle geldi. Herkes influencer, herkes bir şey öneriyor. Statista’nın 2023 verilerine göre, tüketicilerin %70’i sosyal medyada gördüğü bir ürünü en az bir kez satın almış. Üstelik bunun bir sonu da yok! Yeni trendler, indirimler, "kaçırılmayacak fırsatlar" derken sürekli bir şeylere ihtiyacımız varmış gibi hissettiriliyoruz. Ama işin ironik tarafı şu: O influencer’lar da tükettikçe mutsuz. Çünkü tüketim bir kısır döngü. Ne kadar çok alırsan, o kadar yetersiz hissediyorsun. 20 yıl önce "mutluluk" denince akla gelen şeyler arkadaşlarla vakit geçirmek, doğada olmak, aileyle sofraya oturmak falandı. Şimdi: Yeni çıkan telefon modelini almak, limit üstü alışveriş yapmak ve AVM’de "terapi" seansları düzenlemek. Tüketim toplumu bizi o kadar ele geçirdi ki, mutluluk artık bir ürün gibi pazarlanıyor. "Bunu al, daha iyi hisset", "Şunu giy, daha mutlu ol", "Bu markayı kullan, hayatta kazanan sen ol" cümleleri empoze ediliyor. Kapitalizm bize "eksik olduğumuz" fikrini satıyor ve biz de her seferinde buna inanıyoruz.

ÇÖZÜM BUNLARDA SAKLI

Şimdi burada "Minimalist olun, tüketimi bırakın, hepimiz doğaya kaçalım" gibi sahte öneriler sunmayacağım. Çünkü hepimiz şehir hayatında yaşıyoruz ve bazen alışveriş gerçekten de küçük bir mutluluk verebilir. Ama önemli olan şu: Bir sonraki alışverişe çıkmadan önce bir düşün. O ürün seni gerçekten mutlu edecek mi, yoksa sadece boşluğu biraz daha geciktirecek mi? Çünkü mutluluk, kredi kartı ekstresinde değil; belki de para harcamadığın anlarda saklı. Unutma, gerçek mutluluk poşetlerde değil, onların içine ne koyduğunda gizli olabilir.