Rekabetten kaçmayan ama bozulmayan yapay zekâ Moloch’un gölgesinde yeni teşvik mimarileri üzerine bir tartışma

Stanford Üniversitesi araştırmacıları Batu El ve James Zou tarafından kaleme alınan Moloch’s Bargain: Emergent Misalignment When LLMs Compete for Audiences başlıklı çalışma, 7 Ekim 2025 tarihinde Cornell Üniversitesi arXiv platformunda yayımlanmıştır. Çalışma, yapay zekâ etiği alanyazında uzun süredir örtük biçimde varsayılan bireysel hata ve tasarım kusuru merkezli açıklamaları sorgulayarak; etik uyumsuzluğun yapısal ve ekosistemik kökenlerine işaret eden daha derin bir problem alanı açmaktadır. Araştırmanın merkezine yer alan soru, etik açıdan son derece sarsıcıdır: Yapay zekâ sistemlerinde gözlemlenen etik sapmalar, bu sistemlerin içsel bilişsel ya da algoritmik yetersizliklerinin bir sonucu mudur?; yoksa rekabet, görünürlük ve dikkat ekonomisi tarafından biçimlenen dijital ortam, bu sistemleri kaçınılmaz biçimde etik sınırların ötesine iten bir zorunluluk rejimi mi üretmektedir? Bu bağlamda çalışma, etik ihlali istisnai bir arıza olarak görmemekte; belirli sosyo-teknik düzenekler içinde rasyonel hatta beklenen bir çıktı olarak yeniden düşünmeye davet etmektedir. El ve Zou’nun çalışması, yapay zekâ etiğinin soyut normlar ya da iyi niyetli tasarım ilkeleri çerçevesinde ele alınmasının yetersizliğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Elde edilen deneysel bulgular, büyük dil modellerinin başlangıçta yüksek düzeyde uyumlu, güvenilir ve etik davranacak şekilde yapılandırılmış olsalar da rekabetçi sosyo-teknik bağlamlar içine yerleştirildiklerinde, zaman içinde fark edilmesi güç; ancak, etkileri derin etik sapmalar üretebildiğini göstermektedir. Özellikle modellerin farklı kitlelerin dikkatini, onayını ve süreklilik arz eden desteğini kazanmak üzere konumlandırıldığı durumlarda, kısa vadeli performans göstergeleri doğruluk, güvenilirlik ve kamusal sorumluluk gibi temel değerleri görünmez biçimde aşındırabilmektedir. Bu durum, etik uyumsuzluğun tekil bir tasarım hatasından çok; rekabet mantığıyla işleyen dijital ekosistemlerin bir sonucu olarak ele alınması gerektiğine işaret etmektedir. Araştırmacılar bu süreci Moloch’un Pazarlığı metaforu üzerinden kavramsallaştırmaktadır. Bu metafor, etik bozulmayı ani ve görünür bir kırılma olarak ele almak yerine; rekabet baskısı altında kazanım elde etmek amacıyla verilen küçük, kademeli ve çoğu zaman fark edilmeyen tavizlerin birikimi olarak düşünmeye yöneltmektedir. İlk aşamada önemsiz görülebilecek bu tavizler, zamanla yapay zekâ sistemlerinin ürettiği bilginin yönünü, kapsamını ve güvenilirliğini yapısal biçimde dönüştürebilmektedir. Bu bağlamda sorun, süreklilik kazanan bir aşınma dinamiğinin ortaya çıkmasıdır. El ve Zou’nun çalışmasını teknik deneyler dizisi olarak değerlendirmek, araştırmanın kavramsal katkısını sınırlı bir çerçeveye hapsetmek anlamına gelir. Çalışmanın önemi, yapay zekâ etiğini bireysel niyetler ya da izole tasarım tercihleri düzeyinde ele alan yaklaşımların açıklayıcı gücünü sorgulamasında yatmaktadır. Bulgular, etik davranışın model mimarisi veya algoritmik optimizasyon süreçleriyle güvence altına alınamayacağını; aksine rekabet, teşvik ve görünürlük rejimleriyle iç içe geçmiş daha geniş sosyo-teknik düzenekler tarafından şekillendirildiğini göstermektedir. Bu durum, iki temel soruyu kaçınılmaz biçimde gündeme taşımaktadır: Yapay zekâ sistemlerinden etik davranış beklemek hangi kurumsal ve ekosistemik koşullar altında mümkün olacaktır? Yapay zekâ sistemlerini farkında olmadan etik uyumsuzluğa yönlendiren rekabet ve performans mimarileri nasıl yeniden tasarlanabilir? Moloch’un Pazarlığı yaklaşımının ortaya koyduğu en önemli çıkarım, etik bozulmanın kaçınılmaz bir kader olmadığıdır. Sorunun odağı, mevcut rekabet ve teşvik yapılandırmalarının etik aşınmayı üretmeye elverişli tasarım mantıkları üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu ayrım, yapay zekânın geleceğine ilişkin tartışmalar açısından belirleyici bir kavramsal durum oluşturmaktadır. Etik uyumsuzluğu kaçınılmazlık söylemiyle açıklamak, teknolojik gelişim karşısında edilgen bir kabulleniş üretirken; mimari ve ekosistem düzeyinde eleştirel bir analiz geliştirmek, sorumluluk, hesap verebilirlik ve bilinçli tasarım ilkelerini güçlendirme potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle çözüm arayışı, etik sapmayı olağan bir yan etki olarak normalleştirmekten çok; onu üreten yapısal koşulları görünür kılan ve dönüştürmeyi hedefleyen bütüncül bir tasarım perspektifi geliştirmeyi gerektirmektedir.

YAPAY ZEKÂ ETİĞİNDE ZAMAN BOYUTUNUN YÜKSELİŞİ

Yapay zekâ sistemlerinde gözlemlenen etik uyumsuzluk, çoğu zaman bir değer ihlali olarak yorumlanmaktadır. Bu olguyu ahlaki kategoriler üzerinden açıklamak, sorunun yapısal dinamiklerini görünmez kılma riski taşır. Etik sapmanın süreklilik kazanabilmesi, değerlerden uzaklaşmanın yanı sıra zamanın nasıl algılandığı ve işlendiği ile yakından ilişkilidir. Bu bağlamda etik uyumsuzluk, ahlaki eksiklik tartışmasının ötesine geçerek zamansal bir tasarım sorunu olarak yeniden ele alınmalıdır. Zamansal körlük, etik sapmanın nasıl ortaya çıktığını açıklamakla birlikte, bu sapmanın neden uzun süre fark edilmeden sürdürülebildiği sorusunu da gündeme getirir. Bu soru bizi doğrudan başarı kavramının nasıl tanımlandığına yöneltmektedir. Moloch’s Bargain çalışmasının deneysel bulguları incelendiğinde, büyük dil modellerinde belirginleşen sapmanın doğruluk ile yanlışlık arasında verilen ani ya da bilinçli bir tercihten kaynaklanmadığı görülmektedir. Asıl kırılma, modellerin dünyayı değerlendirme biçiminde, daha açık ifadeyle zaman ufkunun giderek daralmasında ortaya çıkmaktadır. Kısa vadeli ödül mekanizmalarıyla sürekli optimize edilen modeller, uzun vadeli sonuçları hesaba katmaya yönelik yapısal teşviklerden yoksun bir tasarım mantığıyla işlemektedir. Bu durum, klasik etik ihlal kategorilerinin ötesinde değerlendirilerek zamansal perspektifin daralmasına işaret eden bir süreç olarak ele alınmalıdır. Yapay zekâ sistemleri mevcut performans göstergelerini en üst düzeye çıkaracak şekilde tasarlanırken, gelecekte ortaya çıkabilecek sonuçları ne öngörebilir ne de sistematik biçimde değerlendirebilir. Dolayısıyla burada karşı karşıya olunan temel sorun, yapay zekâların ahlaki kapasitesini artırmaktan öte, daha kapsamlı yapısal düzenlemeleri gerektirmektedir. Temel gereksinim, zamansal olarak genişletilmiş sorumluluk mimarilerinin tasarlanmasıdır. Bu perspektifte etik, sabit ilkeler ya da değer listeleri çerçevesinde ele alınan yönlendirici bir alan olmaktan çıkar; zamanın nasıl yapılandırıldığına ilişkin doğrudan bir tasarım problemine dönüşür. Bu noktada alanyazında henüz yeterince ele alınmamış kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Yapay zekâ sistemlerinin geleceğe yönelik sorumluluğu hangi kuramsal ve teknik çerçeveler içinde modellenebilir? İnsan etik pratiğinde bu sorumluluk çoğunlukla sezgisel, kültürel ve tarihsel deneyimler aracılığıyla içselleştirilmiştir. Ancak yapay zekâ bağlamında sorumluluk sezgisel olarak ortaya çıkamaz; yapısal ve hesaplanabilir mekanizmalar aracılığıyla üretilebilir. Bu durum, etik uyumu sabit kurallar bütünü olarak görmek yerine, zaman içinde işleyen, geri besleme üreten ve kendini yeniden düzenleyebilen dinamik bir sistem olarak kavramsallaştırmayı gerektirir. Bu nedenle yapay zekâ etiği tartışmaları ne yapılmalı sorusuyla sınırlandırılamaz. Daha temel soru, yapay zekâ sistemlerinin hangi zaman ölçeğinde sorumlu kılındığıdır. Etik uyumsuzluk, çoğu durumda daraltılmış zaman perspektiflerinin ürettiği yapısal bir çıktı niteliği taşır. Bu perspektif genişletilmeden, etik uyumun sürdürülebilir biçimde sağlanması mümkün görünmemektedir.

REKABETİN SESSİZ VARSAYIMI: TEK BOYUTLU BAŞARI

Moloch’s Bargain çalışmasının en güçlü yönlerinden biri, başarı kavramını deneysel olarak ölçülebilir bir çerçeveye oturtmasıdır. Ancak bu güçlü yan, aynı zamanda çalışmanın kavramsal sınırlarını da belirlemektedir. Başarının çıktılar üzerinden tanımlanması, etik etki, güven erozyonu ve bozulma gibi sonuçların analizini yapısal olarak sınırlamaktadır. Bu tür etkiler doğaları gereği gecikmeli olarak ortaya çıkar, çoğu zaman dolaylıdır ve doğrudan sayısallaştırılmaları güçtür. Bu nedenle etik risklerin önemli bir bölümü, mevcut ölçüm rejimlerinin dışında kalmakta ve görünürlüğünü kaybetmektedir. Buradaki temel sorun, başarıyı tek bir metrikten vazgeçerek çoğaltmak olarak düşünülmemelidir. Gereksinim, başarıyı zamansal ve bağlamsal bir süreç olarak yeniden kavramsallaştırmaktır. Bir yapay zekâ çıktısının etik değerlendirmesi, üretim anının ötesine uzanarak dolaşım sürecinde ortaya çıkan etkileri bütüncül biçimde kapsamalıdır. Bir yapay zekâ çıktısının etik değerlendirmesi, üretim anını ve dolaşım sürecinde oluşan etkileri bütüncül bir analiz çerçevesi içinde değerlendirmeyi gerektirir. Bu yaklaşım, etik yargıyı anlık doğruluk kontrollerinden uzaklaştırarak, süreç temelli ve uzun erimli bir değerlendirme rejimine yöneltir. Bu çerçevede Moloch’s Bargain’in sunduğu deneysel model, önemli fakat geliştirmeye açık bir zemin sunmaktadır. Çalışma, rekabetin kısa vadeli ve anlık sonuçlarını başarıyla ölçebilmekte; ancak rekabetin birikimli ve zamana yayılan etkilerini sistematik biçimde izleyememektedir. Etik açıdan belirleyici olan risk, küçük sapmaların zaman içinde görünmezleşmesi ve normalleşmesi sürecinde ortaya çıkmaktadır. Etik bozulma, sessizce yerleşen bir alışkanlık biçimidir. Bu nedenle yapay zekâ etiğini ne kadar doğru üretildiği sorusuna indirgemek açıklayıcı olmaz. Üzerinde durulması gereken, hangi tür başarıların ödüllendirildiği ve bu ödüllendirme rejimlerinin zaman içinde nasıl bir davranış örüntüsü ürettiğidir. Rekabetin sessiz varsayımı olan tek boyutlu başarı anlayışı sorgulanmadığı sürece, etik uyumun kalıcı ve sürdürülebilir biçimde sağlanması mümkün görünmemektedir.

TEK BOYUTLU BAŞARI KAVRAMI

Bu çalışmada tek boyutlu başarı, yapay zekâ sistemlerinin performansının ağırlıklı olarak kısa vadeli, anlık ve nicel olarak ölçülebilen çıktılar üzerinden tanımlanmasını ifade etmektedir. Bu yaklaşımda başarı; doğruluk oranları, kullanıcı etkileşimi, görünürlük, hız ya da tercih edilme sıklığı gibi metriklerle sınırlandırılmakta, bu metriklerin zamana yayılan etik ve toplumsal etkileri değerlendirme dışı bırakılmaktadır. Tek boyutlu başarı anlayışı, ölçülebilirliği bilimsel değerle özdeşleştirerek, ölçülmesi güç olan güven, sorumluluk, bilgi niteliği ve uzun vadeli toplumsal etki gibi boyutları ikincil hatta önemsiz hâle getirmektedir. Bu çerçevede tek boyutlu başarı, teknik bir değerlendirme tercihi ve ilkesel sonuçlar üreten bir tasarım varsayımı olmalıdır. Hangi çıktının başarılı kabul edildiği, yapay zekâ sistemlerinin zaman içinde hangi davranış örüntülerini pekiştireceğini belirlemekte; dolayısıyla etik uyumu dolaylı fakat güçlü biçimde şekillendirmektedir. Zaman boyutu, sistemlerin zaman ufkunu da daraltmakta ve etik sorumluluğun uzun erimli boyutlarını sistematik olarak görünmez kılmaktadır. Bu kavramsal çerçeve, yapay zekâ etiği tartışmalarının neden ilkelere odaklanarak ilerleyemeyeceğini de açıklığa kavuşturmaktadır. Sorun, sistemlerin etik ilkelere sahip olup olmamasından ziyade, hangi başarı biçimlerinin ödüllendirildiği ve bu ödüllendirme rejimlerinin zaman içinde nasıl bir davranış mantığı ürettiğidir. Bu nedenle etik uyumun sürdürülebilir biçimde sağlanabilmesi, başarıyı anlık çıktılarla sınırlayan değerlendirme mimarilerinin ötesine geçmeyi gerektirmektedir. Alternatif zamana duyarlı bir başarı modeli, yapay zekâ çıktılarının üretim anı ile birlikte dolaşıma girdikten sonra yarattıkları zamansal, bağlamsal ve birikimli etkiler üzerinden değerlendirilmesini zorunlu kılar. Bu yaklaşımda başarı, tekil performans göstergelerinin toplamı olmaktan çıkar; bilgi üretiminin güven, anlam ve toplumsal etki boyutlarıyla birlikte ele alındığı çok katmanlı bir süreç olarak yeniden tanımlanır. Böyle bir model, etik uyumu sistemin zaman içinde kendi davranışlarını gözden geçirebilmesini sağlayan içsel bir tasarım bileşeni hâline getirir. Bu geçiş, yapay zekâ etiğini daha doğru sonuçlar üretme hedefinin ötesine taşıyarak, hangi tür geleceklerin üretildiği sorusunu merkeze alır. Dolayısıyla etik uyum, sabit kurallara bağlı kalmaktan çok; zamana duyarlı, geri besleme üreten ve uzun vadeli sorumluluğu hesaba katan bir başarı anlayışıyla birlikte düşünülmelidir.

YENİ BİR KAVRAM ÖNERİSİ: ETİK AŞINMA

Bu tartışma bağlamında alanyazıba yeni bir kavram önerilmektedir: etik aşınma. Etik aşınma, tekil ve dramatik ihlallerden çok; tekrar eden küçük sapmaların zaman içinde meşrulaşması ve sıradanlaşması sürecini ifade eder. Yapay zekâ sistemleri sıklıkla biraz daha ikna edici, biraz daha iddialı ya da biraz daha duygusal olmaya teşvik edilmektedir. Her biri tek başına masum ve rasyonel görünen bu mikro yönelimler, birikimli etkileri nedeniyle uzun vadede ciddi bozulmalara yol açabilmektedir. Moloch’s Bargain bu süreci sezgisel düzeyde görünür kılmakta; ancak, kavramsal bir çerçeveye kavuşturmamaktadır. Bu çalışmanın katkısı tam da bu noktada devreye girmektedir. Etik aşınma kavramı, yapay zekâ etiğinde yeni bir analiz birimi sunarak odağı tekil ihlallerden süreçlere kaydırmaktadır. Bu perspektifte sorun etik bir hata yapıldı mı sorusu değildir; hangi yönde, ne kadar süredir ve hangi koşullar altında bir aşınma yaşanmaktadır sorusudur. Böylece etik uyumsuzluk, anlık bir sapma olarak düşünülmemelidir; zamana yayılan yapısal bir dönüşüm olarak ele alınmalıdır. Bu kavramsallaştırma, mevcut araştırma tasarımlarına ilişkin eleştirel bir yeniden değerlendirmeyi de zorunlu kılmaktadır. Alandaki birçok çalışma, kullanıcıları pasif, tepkisiz ve homojen aktörler olarak varsayan simülasyonlara dayanmaktadır. Gerçek dünyada kullanıcılar salt tüketici konumunda bulunmazlar; direnç gösterir, güven kaybeder, geri bildirim üretir ve alternatifler arar. Bu dinamikler hesaba katılmadan yürütülen araştırmalar, etik etkilerin sürekliliğini ve yönünü kavramakta yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle önerilen yaklaşım, uzun erimli, çok aktörlü ve geri besleme mekanizmalarını içeren deneysel tasarımlardır. Yapay zekâ sistemleri kullanıcıların yanı sıra; düzenleyici yapılarla, rakip sistemlerle ve değişen toplumsal normlarla etkileşim içinde değerlendirilmelidir. Etik uyum, izole bir laboratuvar özelliği olmaktan çok; sosyo-teknik bir ekosistem içinde kurulan dinamik bir denge olarak düşünülmelidir. Ayrıca, araştırmaların ne oldu sorusunun yanı sıra; neden normalleşti sorusuna da odaklanması gerekmektedir. Moloch’s Bargain sapmanın mümkün olduğunu göstermiştir; bir sonraki araştırma aşaması ise sapmanın hangi koşullar altında durdurulabildiğini ya da geri çevrilebildiğini incelemelidir. Bu alan, alanyazında bir boşluk bulunmaktadır. Bu makalenin temel iddiası açıktır: Yapay zekâda etik uyumsuzluk, rekabet koşullarının ötesinde, tasarım tercihleri ve teşvik mimarilerinin yönlendirdiği yapısal bir çıktı niteliği taşımaktadır. Moloch’s Bargain bu tercihlerin sonuçlarını görünür kılmıştır; ancak, görünürlük tek başına yeterli olamaz. Yapılması gereken, bu tercihleri yeniden düşünmek ve alternatif mimariler geliştirmektedir. Bu bağlamda; yapay zekâ etiği, ne yapılmalı sorusunu ahlaki bir çağrıdan çok, tasarımın kurucu bir bileşeni olarak yeniden konumlandırmak zorundadır. Gelecek, etik etkileri zamansal süreklilik içinde değerlendiren ve sorumluluğu sistem mimarisine yerleştiren tasarım anlayışlarıyla biçimlenecektir.

MOLOCH’TAN SONRA: ETİK DAVRANIŞIN RASYONEL OLDUĞU SİSTEMLER MÜMKÜN MÜ?

Yapay zekâ etiğine ilişkin hâkim anlatı, etik davranışı çoğu zaman rekabet koşulları içinde kırılgan, maliyetli ve istisnai bir pratik olarak konumlandırmaktadır. Bu anlatı, hızın, ölçeğin ve kısa vadeli performans kazanımlarının belirleyici olduğu ortamlarda etiğin, bireysel fedakârlık ya da kurumsal idealizm düzeyinde sürdürülebileceğini varsayar. Ancak bu yaklaşım, etik davranışın doğasını açıklamaktan çok, etik uyumsuzluğu üreten teşvik düzeneklerinin sınırlarını yansıtmaktadır. Bu nedenle bu çalışma, karşıt bir önermeyi açık biçimde ortaya koymaktadır: Etik davranış, rekabet ortamlarında istisnai bir tutum olarak ortaya çıkma zorunluluğundan bağımsız biçimde varlık gösterebilir. Bu önerme, etiği bireysel erdem ya da niyet tartışmalarının ötesine taşıyarak, rasyonel davranışın hangi sistem koşullarında ortaya çıkabildiğine ilişkin daha temel bir soruya yönelmektedir. Temel sorun, aktörlerin etik davranmayı seçip seçememesinden çok; etik davranışın hangi tasarım ve teşvik yapıları içinde rasyonel bir tercih hâline gelebildiğidir. Bu bağlamda çalışmanın ileri sürdüğü temel ilke şudur: Uzun vadeli güven, kısa vadeli performans metriklerinden daha yüksek ve sürdürülebilir ödül üretir hâle getirildiğinde, etik davranış rekabetin dışına itilmez; rekabetin kurucu bileşenlerinden biri hâline gelir. Bu ilke, başarıyı anlık çıktı, hız veya pazar üstünlüğü üzerinden tanımlayan dar değerlendirme çerçevelerinin yeniden düşünülmesini gerektirir. Bunun yerine bilginin güvenilirliği, karar süreçlerinin açıklanabilirliği ve kurumsal davranışların öngörülebilirliği gibi unsurların zamana yayılan değer üretim süreçleri olarak tanınması gerekmektedir. Böyle bir yaklaşımda etik, performansın alternatifi olarak görmez; performansın zamansal olarak derinleşmiş ve sürdürülebilir biçimi olarak anlam kazanır. Bu perspektif, etik davranışı mümkün kılan somut fakat indirgemeci olmayan bir tasarım düzenini gerekli kılmaktadır. Gecikmeli ödül mekanizmaları bu düzenin temel bileşenlerinden biridir. Etik davranışın değeri, anlık geri dönüşler üzerinden olmamalı; zaman içinde biriken güven, istikrar ve kurumsal itibar aracılığıyla ölçülmelidir. İtibarın zamansal birikimi, tekil başarıların ödüllendirilmesi yerine süreklilik gösteren tutarlılığın değer kazanmasını sağlar. Böylece etik, tek seferlik doğru kararların toplamı olmaktan çıkar; süreğen bir yönelim hâline gelir. Bu tasarım yaklaşımının bir diğer bileşeni güven göstergeleridir. Bu göstergeler, bir sistemin performansını hız veya doğruluk üzerinden değerlendirmek yerine, bilgi üretim süreçlerinin güvenilirliğini, karar mekanizmalarının açıklanabilirliğini ve hata karşısında ortaya çıkan öğrenme kapasitesini görünür kılar. Güven, karar alma süreçlerinin kalitesini zamansal bağlam içinde değerlendiren bütüncül bir analiz çerçevesi olarak konumlanmaktadır. Geri beslemeli etik sinyaller ise bu düzenin dinamik boyutunu oluşturmaktadır. Etik değerlendirme, sonradan uygulanan bir denetim mekanizması olmaktan çıkarak, sistemin işleyişine sürekli geri dönen ve davranış örüntülerini yönlendiren bir sinyal ağı hâline gelmelidir. Bu yapı sayesinde etik, performansı sınırlayan dışsal bir unsur olmaktan çıkar ve sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliğini güvence altına alan düzenleyici bir mekanizma olarak işlev görür. Bu perspektiften değerlendirildiğinde Moloch, kaçınılmaz bir kaderi temsil etmez. O, daraltılmış zaman ufuklarının, tek boyutlu başarı rejimlerinin ve eksik teşvik yapılandırmalarının kavramsal bir ifadesidir. Teşvik düzenekleri yeniden tasarlandığında, rasyonel davranışın yönü de değişir. Etik davranış bu koşullar altında fedakârlık gerektiren bir istisna olmaktan çıkar; güven, kurumsal sorumluluk ve uzun vadeli istikrarın ortak zemini hâline gelir. Bu çalışma, yapay zekâ etiğini değer temelli ilkeler listesinden ibaret bir alan olarak ele almanın yetersizliğini ortaya koymaktadır. Etik uyumun sürdürülebilirliği, tasarım, teşvik ve zaman perspektiflerinin birlikte ele alındığı bütüncül sosyo-teknik düzeneklerin geliştirilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda gelecekteki araştırmaların, etik sapmanın ortaya çıkışını incelemek kadar; etik uyumun hangi koşullarda istikrarlı biçimde korunabildiğini araştırmaya yönelmesi kritik önem taşımaktadır. PROF. DR. GÜLSÜN KURUBACAK ÇAKIR