Sokağın vicdanı sinemanın sessiz devi: Zeki Ökten
HAYATIN ÇIRAKLIĞINDAN SİNEMANIN USTALIĞINA
Sinemamızın mihenk taşlarından biri olan Zeki Ökten, hikayelerini sadece hayal ederek değil, bizzat yaşayarak biriktirmiş bir ustaydı. 1941 yılında İstanbul’da doğan ve Haydarpaşa Lisesi mezunu olan Ökten, sanata olan tutkusunu tiyatroyla başlatsa da asıl düşünü 1961 yılında gerçekleştirdi. İlkokulda ayakkabı boyacılığı yapan, lisede çaycılıkla ve kahvehanelerde çalışarak hayatı tanıyan bu genç adam için sinema, sokağın o sert ama samimi gerçekliğini kitlelere anlatmanın yoluydu.
TİTİZLİK VE ÖĞRENME TUTKUSU
Onun kariyer yolculuğu, Yeşilçam'da eşine az rastlanır bir tevazu dersidir. Atıf Yılmaz, Lütfi Akad ve Halit Refiğ gibi devlere senelerce yardımcılık yaptıktan sonra, 1963’te yönetmen koltuğuna oturduğunda kendisini yetersiz bulup tam dokuz yıl daha asistanlığa geri dönecek kadar titiz bir sanatçıydı. Ancak geri döndüğünde, artık Türk sinemasının çehresini değiştirmeye hazırdı.
KARAKTER ANALİZİ VE DÖNÜŞÜM
Zeki Ökten, sadece bir yönetmen değil, usta bir karakter analistiydi. Kemal Sunal’ı o bildiğimiz saf köylü imajından çıkarıp; Kapıcılar Kralı ve Çöpçüler Kralı ile kentin acımasız dişlileri arasında ezilmemeye çalışan, zeki ve sınıfsal bir figüre dönüştürdü. Onun filmlerinde gülmek, sadece bir eğlence değil, toplumsal bir yüzleşmeydi. Ökten sineması, dev bütçelerin ya da ulaşılamaz hayallerin değil; pazar çantasındaki filesini nasıl dolduracağını düşünen babanın, apartman dairesinde görünmez olan kapıcının, klarnetinin tuşlarında umut arayan müzisyenin sinemasıydı. O, kamerayı bir mikroskop gibi kullanıp, en sıradan hayatın içindeki en yüce haysiyeti çekip çıkarmayı bilirdi.
BAŞARILAR İLE DOLU FİLMOGRAFİ
Bu mikroskobik bakış, ona ulusal ve uluslararası alanda sayısız başarı getirdi. Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı Sürü filmiyle dünya çapında 11 dalda ödül alarak bir başyapıta imza attı. Pehlivan ile emeği, Güle Güle ile yaşlılığın buruk dostluğunu anlattı. Ancak her eserin merkezinde aynı felsefe vardı: Ökten sineması, kaybedenlerin sinemasıydı. Ama bu kaybedişte bile bir asalet vardı. Düttürü Dünya'daki klarnetçi Mehmet gibi, geçim derdinin altında ezilirken bile hayal kurmaktan vazgeçmeyenleri anlattı bize. O, Yeşilçam’ın pembe rüyalarından ziyade, sabahın ilk ışıklarındaki o gri ama sahici gerçekliğin peşindeydi.
USTAYA VEDA
1993’te çektiği Saygılar Bizden dizisinden 2006’daki Çinliler Geliyor filmine kadar her çalışmasına ruhunu kattı. 48 yıllık kariyerine sayısız ödül ve unutulmaz karakterler sığdıran Zeki Ökten, 19 Aralık 2009’da sessizce aramızdan ayrıldı. Arkasında ödüllerden çok daha kıymetli bir şey bıraktı: Toplumun görsel hafızası ve sokağın dürüst bir aynası. Yarın onun ölüm yıldönümü; biz de bu vesileyle Türk sinemasının bu mütevazı ve derin gözlemcisini saygıyla anıyoruz.