Türkiye’de yargıda yapay zekâ: Destek unsuru mu, dönüştürücü güç mü?

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un Antalya’da, “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” programı kapsamında avukatlarla yaptığı toplantıda dile getirdiği “Artık yapay zekâ dönemine geçtik” sözleri, Türk hukuk sistemi için yeni bir sayfa açıyor. Bu açıklama, sadece teknolojik bir yeniliği değil, aynı zamanda adaletin geleceğine dair köklü bir dönüşümü işaret ediyor. Yargıda yapay zekânın yeri, sınırları ve potansiyeli, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yoğun bir şekilde tartışılıyor. Bu tartışmanın merkezinde ise çok önemli bir soru yatıyor: Yapay zekâ, yargı sisteminin vazgeçilmez bir parçası mı olacak, yoksa yalnızca destekleyici bir araç olarak mı kalacak? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki yıllarda adaletin hızını, verimliliğini ve en önemlisi niteliğini nasıl etkileyeceğimizi belirleyecek.

YAPAY ZEKÂ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ: TÜRKİYE'NİN YAKLAŞIMI

Bakan Tunç’un vurguladığı üzere, Türkiye'de kurulan Yapay Zekâ Şube Müdürlüğü ile bu teknolojinin yargıda "karar mercii" değil, bir "destek unsuru" olarak konumlandırılacağı belirtildi. Akademik literatürde bu yaklaşım, "supportive AI" (destekleyici yapay zekâ) olarak adlandırılır. Bu modelde yapay zekâ, dava dosyalarının özetlenmesi, bilirkişi raporlarının kısaltılması, belgelerin sınıflandırılması gibi rutin ve idari işlevleri üstlenerek yargı mensuplarının üzerindeki iş yükünü hafifletir. Böylece yargıç, savcı ve avukatlar daha karmaşık hukuki analizlere ve insan faktörünün önemli olduğu durumlara odaklanabilirler.

KÜRESEL MODELLER VE HUKUKİ TARTIŞMALAR

Yargıda yapay zekâ kullanımı, dünya genelinde farklı modellerle karşımıza çıkıyor ve her biri kendine özgü hukuki tartışmaları beraberinde getiriyor.

HUKUKİ SINIRLAR VE İNSAN GÖZETİMİ

Uluslararası alanda kabul gören temel ilkeler, bu risklerin yönetilmesi için yol gösteriyor. Avrupa Konseyi'nin 2021 tarihli "Artificial Intelligence and Human Rights" (Yapay Zekâ ve İnsan Hakları) rehberi, yargıda yapay zekâ kullanımında insan gözetimi, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin zorunlu olduğunu vurguluyor. Bu anlamda kararların her zaman bir insan tarafından gözden geçirilmesi, yapay zekâ sistemlerinin nasıl çalıştığının ve hangi verilerle eğitildiğinin açıklanması ve hatalı kararların sorumluluğunun net bir şekilde belirlenmesi büyük önem arz ediyor. Türkiye'nin de bu uluslararası standartları dikkate alması, teknolojiyi yalnızca hız ve verimlilik için değil; aynı zamanda adaletin kalitesini güçlendirmek için kullanması hayati önem taşıyor. Yapay zekâ, insan hakları, etik ve hukukun evrensel ilkeleri ışığında şekillendirildiğinde yargı sisteminin geleceğinde gerçekten dönüştürücü bir güç haline gelebilir. Aksi takdirde var olan sorunları derinleştirme ve yeni adaletsizliklere yol açma riski taşır. GAZETECİ-YAZAR-AKADEMİSYEN ZUHAL SÖNMEZER