Üsküp’te yabancı değilsiniz
Bazı şehirler vardır; insan daha ilk adımını attığı anda yabancı olduğunu hisseder. Üsküp Türkiye’den gelen birine tam tersini yaşatıyor. Şehre girer girmez tanıdık bir atmosfer karşılıyor bizi. Bunun nedeni yalnızca yüzyıllardır ayakta duran camiler, hanlar, hamamlar, köprüler ve çarşılar değil; ortak geçmişe dayanan akrabalığın bugünle buluşarak devam ediyor olması…
Yaklaşık beş asır Osmanlı hâkimiyetinde kalan bu topraklarda sadece mimari eserler bırakılmadı; dil, kültür ve gelenekler de kuşaktan kuşağa aktarıldı. Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinin ardından yaşanan savaşlar, göçler ve sınır değişikliklerine rağmen bölgedeki Türk nüfusu varlığını korudu. Uzun yıllar Yugoslavya'nın bir parçası olan Kuzey Makedonya, 1991 yılında bağımsızlığını ilan etti. Bugün ülkedeki Türkler, anayasal olarak tanınan topluluklardan biri. Dillerini, kültürlerini ve kimliklerini koruyarak varlıklarını sürdürüyorlar.
Üsküp’te Eski Çarşı’nın dar sokaklarında yürürken her yandan Türkçe konuşmalar kulağınıza çalınıyor. Burada Türkçe, Türkler dışında farklı kökenlerden esnaf tarafından da müşterileriyle iletişim kurmak için kullanılıyor ve böylece gündelik hayatın doğal bir bileşeni olarak varlığını sürdürüyor. Bir dükkâna girdiğinizde kendinizi hemen kısa ama samimi bir sohbetin içinde buluyorsunuz ve Türkiye'nin bir şehrinde olduğunuz duygusunu yaşıyorsunuz.
Birkaç kez gittiğimiz Kuzey Makedonya’da karşılaştığımız insanların içtenliği, Türkçe konuşurken kurdukları samimi iletişim ve misafirperverlikleri, ülkeyi bizim için gezilecek bir yer olmaktan çıkarıp yabancılık duymadığımız bir dost toprağına dönüştürdü. Üsküp'te beni en çok etkileyen ise Türkiye'ye duyulan sevgi oldu. Sohbet sırasında dile getirilen düşünceler, Türkiye'nin ortak tarihin önde gelen mirasçısı bir ülke olmaktan öte, güvendikleri güçlü bir devlet olarak görüldüğünü açıkça gösteriyordu. Üsküplü bir genç bunu dolaysız biçimde şöyle dile getiriyordu: “Türkiye olmasa biz mahvolurduk.”
Burada Türkçe eğitim veren okullar sayesinde öğrenciler eğitimlerini ana dillerinde sürdürebiliyorlar. Böylece Türkçe, aile içinde korunan bir dil olmaktan çıkıp eğitim hayatının da bir parçası haline geliyor.
Yerel halkla yaptığımız görüşmelerde, Türk toplumunun kamu kurumlarında istihdamı ve yükseköğretime erişimi konusunda belirli temsil imkânlarının bulunduğu anlatıldı. Kuşkusuz bunun, ülkedeki Türklerin statü kazanmaları açısından önemli bir destekleyici faktör olduğu göz ardı edilemez. İki tarafın birbirine karşı duyduğu yakınlığın faydaya da dönüşmesi elbette ki sevindirici ve gönül bağını hamasetten uzak rasyonel temellere kavuşturması bakımından da çok önemli.
Üsküp'ten ayrılırken turistik bir keyfin yanında buruk bir mutluluk da hissediyorsunuz. İçinizde hem yüzyıllar süren beraberlikten kalan izleri görmenin sıcaklığı hem de yıllarca ayrı kalmış olmanın hüznüyle dönüyorsunuz.
PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN - İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ