Yapay zekâ çağında sanat: Benjamin’in “Aura”sı istikrarlı bir biçimde dağılıyor mu?

Walter Benjamin, 1935 yılında kaleme aldığı o meşhur "Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Yapıtı" makalesinde, fotoğraf ve sinemanın gelişiyle sanatın köklü bir kabuk değişimine uğradığını ilan etmişti. Benjamin’e göre geleneksel sanat eseri biricikliğini, özgünlüğünü ve zamana meydan okuyan o mistik atmosferini, yani "aura"sını kaybediyordu. Bir tablonun karşısında durduğumuzda hissettiğimiz o "buradalık" ve "şimdi ve buradalık” hissi, matbaanın ve kameranın seri üretimiyle yerle bir olmuştu. Geleneksel sanatın aurası, yerini kitlelerin her an ulaşabileceği siyasi ve sergileme değerine bırakmıştı. Peki, Benjamin bugün yaşasaydı ve Midjourney’nin saniyeler içinde fırça darbelerini taklit ettiği, ChatGPT’nin şairane metinler döktürdüğü generative AI (üretken yapay zekâ) dünyasına baksaydı ne derdi? Karşımızda artık mekanik çağın ötesinde bir "Algoritmik Yeniden Üretim Çağı" var. Ve bu çağ, aurayı sadece tüketmiyor; onu tamamen simüle ediyor.

MEKANİKTEN ALGORİTMAYA: BİRİCİKLİĞİN İKİNCİ ÖLÜMÜ

Mekanik üretimde insan, bir makineyi kullanarak aslına sadık kopyalar üretiyordu. Mona Lisa’nın milyonlarca fotoğrafı basılıyor ama o fotoğrafların arkasında hep tek bir "orijinal" tablonun gölgesi aranıyordu. Dijital kültürle birlikte ilk aşamada bu kopyalama süreci kusursuzlaşmaya başladı. Yani artık dijital bir dosyanın ilk kopyası ile milyonuncu kopyası arasında tek bir piksel farkı bile yoktu. Ancak yapay zekâ, dijitalin bu "kusursuz kopya" mantığını da tersyüz etti. Üretken yapay zekâ modelleri artık bir eseri kopyalamıyor; o eserin ardındaki mantığı, üslubu, yani bir anlamda "kodlanmış aurayı" öğrenip ondan milyarlarca yeni türev var ediyor. Buradaki paradoksu kısaca şöyle ifade etmek mümkün. Yapay zekâ tarafından üretilen bir görsel veya metin, teknik olarak "biricik"’tir. Yani yapay zekaya aynı komutu iki kez verseniz bile birebir aynı sonucu elde edemiyorsunuz. Ancak bu biriciklik, Benjamin’in bahsettiği, arkasında insan emeğinin, tarihsel yaşanmışlığın ve geleneğin olduğu o kutsal aura ile taban tabana zıt. Bu üretim fabrikasyon bir benzersizlik ve adeta köksüz, tarihsiz ve zamansız bir simülasyon.

"PROMPT" SANATI VE TÜKETİLEN AURA

Bugün yapay zekâ araçlarıyla üretim yapanlar, kendilerini yeni nesil sanatçılar olarak tanımlıyor. Bir anlamda haklılar; kavramsal sanatta fikir nasıl eserin önüne geçiyorsa, burada da doğru kelimeleri seçmek, şimdilerde sıklıkla duyduğumuz prompt mühendisliği şeklinde bir beceri istiyor. Fakat bu süreç, sanatın o eski ritüelistik değerini ise tamamen ortadan kaldırıyor. Benjamin, makalesinde sanatın iki değerinden bahseder. Bunlar sanatın “Kült değeri” yani ritüel olanı, gizemdir ve “sergileme değeri” yani kitlelere ulaşma şeklindedir. Buradan yola çıkıldığında dijitalleşme ve sosyal medya "link kültürü", sergileme değerini zaten zirveye taşımıştı. Yapay zekâ ise bu sergileme değerini adeta bir hiper-enflasyona soktu. Üretimin bu kadar kolaylaşması, sanatın estetik şok etkisini azaltmaya başladı. Ve artık bir eserin arkasındaki yılların emeğini, acısını veya entelektüel sancısını bilmediğimizde, onunla kurduğumuz bağ da dijital ekran kaydırma hızımıza yenik düşüyor. Gözden kaçan detay ise daha da içler acısı. Yapay zekâ, insan sanatçının aurasını taklit etmek için insanlığın ortak kültür mirasını, başka bir deyişle büyük veri setlerini yağmalıyor. Yani yapay zekanın ürettiği o "yeni" eserde hissettiğimiz yapay aura, aslında binlerce gerçek sanatçının el emeğinin algoritmik bir ortalamasından başka bir şey değil.

AURAYI NEREDE ARAMALI?

Benjamin, mekanik üretime tamamen karamsar yaklaşmamıştı; sinemanın kitleleri uyandırma ve faşizmin estetiği siyasallaştırmasına karşı, siyaseti estetikleştirme potansiyelini övmüştü. Bu durumda Benjamin referansında yapay zekâ çağında da sanatı tamamen "öldü" ilan etmek haksızlık olacaktır.

SÖZÜN ÖZÜ…

Belki de yeni çağın aurası, üretilen nihai üründe değil, o üretimi yönlendiren insan zihninin niyetinde aranmalıdır. Yapay zekâ ne kadar kusursuz üretirse üretsin, insan hata yapmanın, kusurlu olmanın ve ölümlülüğün aurasını taşımaya devam edecek. Algoritmaların dünyasında, belki de en büyük sanat eseri, yakında sadece "insan eliyle yapılmıştır" damgası taşıyan o kusurlu ve biricik denemeler olacak. Bakıp göreceğiz… AKADEMİSYEN - YAZAR DR. ZUHAL SÖNMEZER