DOLAR

44,7180$% 0.22

EURO

52,4483% -0.06

STERLİN

60,2899£% 0.3

GRAM ALTIN

6.801,73%-0,15

ÇEYREK ALTIN

11.108,00%-2,01

TAM ALTIN

44.228,00%-1,27

ONS

4.739,66%-0,19

BİST100

14.058,51%-0,11

Sabah Vakti a 02:00
Ankara AZ BULUTLU 11°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ad826x90

Reklamların eksiklikler üzerinden kurduğu dünyada, kadın bedeni yalnızca görülmez; kendisini de izler ve giderek kendi doğallığından uzaklaşır.

ad826x90

Sabah aynaya bakıyoruz. Ama aslında kendimize bakmıyoruz. Bir ölçüye, bir ideale, bir olması gerekene bakıyoruz. Ve çoğu zaman fark etmeden başkasının bakışıyla karşılaşıyoruz. John Berger bunu yıllar önce açıkça söylemişti: Görmek masum değildir; görme biçimlerimiz bize öğretilir. Berger’in en çarpıcı tespiti ise reklamla ilgilidir. Reklam bize bir şeyi göstermez; eksik olduğumuzu hissettirir. Çünkü reklam bugünü anlatmaz, geleceği satar. Berger’in de vurguladığı gibi reklam imgeleri bugünden çok, henüz sahip olmadığımız bir yaşama yönelir. O yaşam, her zaman şimdikinden biraz daha güzel, biraz daha kusursuz bir versiyondur. Bu yüzden reklam bir mutluluk anlatısı olmaktan çok bir eksiklik anlatısıdır. Denizi gösterir, ama sizin orada olmadığınızı hissettirir; bir hayatı gösterir, o hayatın sizde olmadığını hatırlatır. Tam da bu noktada kadın bedeni devreye girer. Kadın bedeni bu eksiklik duygusunun hem hedefi hem aracıdır. Daha ince ol, daha genç görün, daha kusursuz ol! Ama hiçbir zaman yeterli olma. Çünkü sistem, eksikliğin sürekliliği üzerine kurulur.

Berger’in bir başka sarsıcı tespiti burada derinleşir: Kadın sadece görülmez; kendisini de izler. Kadın, kendi bedenine dışarıdan bakmayı öğrenir. İçinde iki kişi vardır: İzleyen ve izlenen… Bugün bu izleyenler çoğaldı; yalnızca içimizde değil, ekranlarda, kamerada, beğenilerde ve görünür olmanın her anında bizimle birlikte… Sosyal medya, filtreler, estetik müdahaleler… Artık kadın kendi bedenini sürekli değerlendiren, düzelten, optimize eden bir göz taşır. Ve mesele burada daha da sertleşir. Çünkü sorun sadece tek tiplik değildir. Sorun, doğallığın kaybıdır. Aynı yüzler… Aynı bedenler… Aynı ifadeler…

Ama daha dikkatli bakıldığında bu benzerlik yalnızca tekrar değildir. Aynı olmaya çalışılan bedenler çoğu zaman gözün yadırgadığı bir yapaylık üretir. Çünkü bu bedenler yaşanmış deneyimin ürünü olmaktan çok müdahale ile kurulur. Dudak büyütülür, burun inceltilir, yüz hatları keskinleştirilir… Yüz, bir ifade alanından çok düzenlenen bir yüzeye dönüşür. İronik olan şudur: Herkes daha güzel olmaya çalışırken, ortaya çıkan şey çoğu zaman doğallığını yitirmiş bir görüntüdür.

Berger’in reklam için söylediği şey burada bedene taşınır: Reklam bize alternatif bir hayatın imgesini sunar. Bu imgeler bugünden çok, olmak istediğimiz geleceğe yönelir. Bugün o imge izlenmekle kalmaz; bedene uygulanır. Artık mesele sadece görülmekle sınırlı kalmaz, üretilmiş bir görüntüye indirgenir. Bu yüzden tercihler giderek birbirine yaklaşır; yüzler benzeşir, ifadeler birbirini tekrar eder.

ad826x90

İnsanın değeri kusursuzluğundan çok özgünlüğünde yatar. Beden dediğimiz şey bir proje olmaktan çok bir hikâyedir. Her hikâye ancak kendi sesiyle anlamlıdır. Kadınlar fark etmeden bir kalıba yaklaşmaya çalışıyorlar. O kalıp ne kadar kusursuz olursa olsun, herkese ait olduğu için kimseye ait olamaz. Oysa insanın asıl gücü, başkasına benzemediği yerde ortaya çıkar. Bu yüzden aynaya baktığımızda gördüğümüz şey çoğu zaman bizden çok, olmamız gerektiğine inandırıldığımız versiyonumuzdur.

Bu çağın en büyük yanılsaması şu: Kadın bedeni dayatılan kalıba uymakla kalmaz; o kalıbı kendi arzusu gibi algılar. Belki de bu çağda en radikal olan, daha güzel olmaktan çok kendin olmakta ısrar etmektir. Çünkü herkesin aynılaştığı bir yerde özgünlük yalnızca bir tercih olmaktan çıkar, bir direnişe dönüşür. Ve bu çağın asıl zorluğu, kendin kalabilmektir.

PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Uluslararası Kültür Günü

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.