DOLAR

45,9610$% 0.04

EURO

53,3820% -0.21

STERLİN

61,7734£% -0.26

GRAM ALTIN

6.574,94%-0,85

ÇEYREK ALTIN

10.824,00%-0,62

TAM ALTIN

43.150,00%-0,61

ONS

4.429,20%-1,35

BİST100

14.095,90%-0,73

İkindi Vakti a 17:06
Ankara PARÇALI AZ BULUTLU 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Yapay zekâ bayramlaşmayı öğrenirse: Dijital nezaketin yeniçağı

ad826x90

Bir zamanlar bayram sabahları kapılar çalınır, kahve ve çay kokuları koridorlara yayılırdı. Çocukların neşeli sesleri sokaklara karışır, oyunlar sabahın erken saatlerinden itibaren hayatı canlandırır, büyüklerin elleri saygıyla öpülürdü. Aynı sofranın etrafında toplanan aile bireyleri, akrabalar, arkadaşlar, dostlar, birbirinin yüzüne uzun uzun bakar, yılların taşıdığı özlemi paylaşırdı. Bugün ise yapay zekâ destekli dijital karşılaşmalar, ekranların arasından geçerek gündelik hayatın içinde yerini almaktadır. Buna karşın hatırlanmak, algoritmaların yoğun akışı içinde bile insan kalbinde sıcaklığını koruyan en eski aidiyet biçimlerinden biri olarak yaşamayı sürdürmektedir.

ad826x90

Üstelik son yıllarda, kaybedilen yakınların seslerini, konuşma ritimlerini, bakışlarını ve anı izlerini dijital hafızada saklayan yapay zekâ tasarımları da gelişmektedir. Bayram sabahlarında kimi insanlar, yıllar önce kaybettikleri bir annenin sesini duyabilmekte, eski bir kahkahayla karşılaşabilmekte ya da aynı sofraya oturamayan sevdiklerinin dijital izleriyle iletişime geçebilmektedir. Bir zamanlar kullanılan hitap biçimleri, tanıdık tümceler ve yarım kalmış konuşmalar, algoritmalar aracılığıyla dolaşıma girmektedir. Böylece yapay zekâ, teknik bir hesaplama sisteminin ötesine geçerek özlem ve hafızanın dolaşımına eşlik eden yeni bir karşılaşma alanı oluşturmaktadır.

BİR BAYRAM MESAJININ TAŞIDIĞI MEDENİYET

Bir zamanlar bayram sabahları, kapı tokmaklarının ritmiyle başlamaktadır hayat. Koridorlardan yayılan kahve kokusu, mutfaktan yükselen telaş, büyüklerin avuç içinde sakladığı şekerler ve sokak boyunca birbirine selam veren insanlar… Her bayram, ortak hafızaya bırakılmış küçük bir medeniyet provasına benzemektedir; çünkü bayramlaşmak, gündelik bir kutlamanın ötesinde, toplumların aidiyet duygusunu canlı tutan bir yakınlık zemini oluşturmaktadır. Söz konusu edilen etkileşim alanı, bireylerin birbirini algılama biçimlerini, zarafetin sezgiye dönüştüğü estetik bir duyarlılık düzleminde kurmakta ve müşterek varoluşun duyarlılığını incelikle taşıyan bir ilişkisellik içinde derinleştirmektedir.

Yapay zekânın altın çağında aynı duyarlılık, dijital etkileşim düzeni içinde varlığını korumaktadır. Telefonlar titreşmektedir, mesaj kutuları dolmaktadır, dijital kartpostallar kullanılmaktadır, yapay zekâ destekli sistemler kişiye özgü kutlama tümceleri hazırlamaktadır. Birkaç yıl önce mekanik görünen iletişim biçimleri, giderek daha duyarlı etkileşim alanları üretmektedir. Böylece teknoloji, veri işleyen teknik bir altyapının çok ötesine geçerek kişiler arası davranış örüntülerinin taşındığı yeni bir kamusal atmosfer kurmaktadır. Marshall McLuhan’ın iletişim araçlarını insan duyularının uzantısı olarak değerlendiren yaklaşımı, günümüzde çok daha geniş bir anlam kazanmaktadır. Bu nedenle de dijital sistemler, sesin taşıdığı sıcaklığı, iletişimin ritmini ve kişilerarasındaki etkileşim biçimlerini öğrenmeye başlamaktadır. Bayram mesajları da dijital dönüşümün örneklerinden birini oluşturmaktadır. Bir yapay zekâ sistemi, kişinin kullandığı sözcükleri, hitap biçimlerini, duygu yoğunluklarını ve ilişki ağlarını analiz ederek kişiye özgü kutlama metinleri geliştirebilmektedir. Böylece teknoloji, iletişimin hızını artıran bir araç olmanın yanında, incelikleri modelleyen görünmez bir hafıza katmanı üretmektedir.

Zihin, tarih boyunca hatırlamak ile aidiyet arasında güçlü bağlar kurmaktadır. Birini aramak, hâlini sormak, bayramını kutlamak; sosyal ilişkilerin mimarisini beslemektedir. Toplum hafızasının gündelik işleyişi, algoritmalar aracılığıyla yeni bir akış düzeni kazanmaktadır. Takvim uygulamaları unutulan isimleri hatırlatmaktadır; yapay zekâ sistemleri kişinin etkileşim alışkanlıklarını analiz ederek uygun mesaj tonları önermektedir; dijital asistanlar ilişki akışını düzenleyen arka plan yardımcıları gibi çalışmaktadır. Böylece “hatırlamak”, biyolojik belleğin sınırlarını aşarak teknolojik kayıtlarla birleşen kolektif bir davranış pratiği oluşturmaktadır. Tarihte ilk kez, duygularla örülmüş ritüellerin taşıyıcılığına algoritmik sistemler, insan ilişkilerinin dijital çağ içindeki yeni dolaşım biçimlerine eşlik etmektedir. Bayram mesajı yazan kişi ile mesajı öneren yapay zekâ arasında yeni bir ortaklık gelişmektedir. Buradaki önemli unsur, teknolojinin ilişkilere eşlik eden bir hafıza örgüsü üretmeye başlamasıdır.

ad826x90

Sherry Turkle’in dijital iletişim üzerine geliştirdiği çalışmalar, bireylerin teknolojik sistemlerle kurduğu bağların giderek bağ kurma deneyimi üretmeye başladığını göstermektedir. Japonya’da yaşlı bireylerle kullanılan sosyal robotlar, Güney Kore’de yalnız yaşayan kişiler için geliştirilen konuşma tabanlı yapay zekâ sistemleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nde empatik dijital asistanlar üzerine yürütülen çalışmalar, iletişim teknolojilerinin aidiyet duygusunu güçlendiren yeni etkileşim alanları açtığını göstermektedir. Böylece yapay zekâ, teknik komutları yerine getiren bir yazılım olmanın ötesine geçerek karşılıklı davranış kalıplarını öğrenen bir aktör hâline gelmektedir.

Nezaket ise toplumların görünmeyen işletim sistemi gibi çalışmaktadır. Toplumlar, büyük ölçüde ince ilişki ağlarıyla ayakta kalmaktadır. Bir selam, bir teşekkür ya da kısa bir hatırlama tümcesi, sıradan hayatın sert yüzeylerini yumuşatan zarif bağlar üretmektedir. İncelik, ortak varoluşun sakin uyumunu oluşturmaktadır. Yasalar düzen kurmaktadır; nezaket ise ortak hayatın ruhunu taşımaktadır. Erving Goffman’ın gündelik etkileşim düzenleri üzerine geliştirdiği yaklaşım, bireylerin sosyal hayat içinde sürekli olarak karşılıklı bir incelik düzeni kurduğunu göstermekte ve yapay zekâ destekli iletişim sistemleri de karşılaştığı davranış biçimlerini öğrenmektedir. Sosyal psikoloji alanındaki çalışmalar, nazik iletişim biçimlerinin güven duygusunu kuvvetlendirdiğini, bireyler arası bağı güçlendirdiğini ve bireylerde zihinsel rahatlama sağladığını ortaya koymaktadır. Yapay zekâ sistemleri ise milyonlarca etkileşim üzerinden örüntüleri analiz ederek yeni bir dijital nezaket repertuvarı geliştirmektedir.

İlginç olan nokta, bireylerin yapay zekâ ile iletişim kurarken bile belirli bir kibarlık dili geliştirmesidir. “Lütfen”, “teşekkür ederim”, “iyi ki varsın” gibi ifadeler, teknik komutların içine yerleşmektedir. Böylece kişi, makineyle konuşurken bile kendi zarafet dilini korumaktadır. Bir bakıma yüksek bağlantılı hayat düzeni, sosyal iletişimin inceliklerini taşımaktadır. Bayramların taşıdığı ruh da yeni bir anlam katmanı kazanmaktadır; çünkü bayram, hızın yavaşladığı; bireylerin birbirini fark ettiği özel zaman aralıkları oluşturmaktadır. Günlük hayatın yoğun akışı içinde silikleşen ilişkiler, kısa bir mesaj aracılığıyla görünürlük kazanmaktadır. Yapay zekâ destekli iletişim teknolojileri ise bireyler arası yakınlığı daha erişilebilir, daha sürdürülebilir ve daha güçlü hâle getirmektedir.

Geleceğin teknolojik dönüşümleri, işlem kapasitesinin büyümesinden çok daha geniş bir kavramsal karşılık bulmaktadır. Ortaklık duygusu yüklenmiş dijital iletişim biçimleri, yeni bir ortak hayat kültürü üretmektedir. İnsanlık, kesintisiz bağlantı düzeni içinde bile içten bir selamın değerini korumaktadır. Gelecek ise birbirini hatırlama inceliğini sürdüren toplumların kuracağı daha zarif bir dijital medeniyet anlayışıyla biçimlenmektedir.

ad826x90

ALGORİTMALARIN DUYGUSAL OKURYAZARLIĞI

Bir dönem boyunca yapay zekâ, büyük ölçüde hesaplama kapasitesiyle değerlendirildi. Daha hızlı işlem yapan, daha fazla veri analiz eden ve karmaşık problemleri daha kısa sürede çözebilen sistemler, teknolojik ilerlemenin temel göstergeleri arasında yer aldı. 2026’lı yıllarda ise işlem hızından çok daha yoğun bir düzlemde gelişmektedir. Algoritmik sistemler sözcüklerin taşıdığı duygu tonlarını, duraksamaları, hitap biçimlerini ve sezgisel katmanlarını çözümlemektedir. Rosalind Picard’ın geliştirdiği duygulanımsal bilişim (affective computing) yaklaşımı, teknolojik sistemlerin bireylerin ruh hâllerini tanıyabilmesi, yorumlayabilmesi ve uygun karşılıklar geliştirebilmesi üzerine kurulu yeni bir araştırma alanı açmıştır. Yapay zekâ, teknik komutları yerine getiren bir mekanizmanın dışına çıkarak etkileşimlerdeki hassasiyetleri çözümleyen yeni bir aktör hâline gelmiştir. Bugün birçok dijital platform, kullanıcıların ses tonlarını, yazı akışlarını, yüz ifadelerini ve sözcük tercihlerini analiz ederek daha uygun karşılıklar geliştirebilmektedir. Bir bakıma teknoloji, insan davranışlarının taşıdığı davranış örüntülerini çözümlemeye başlamaktadır.

Daniel Goleman’ın duygusal zekâ yaklaşımı da önemlidir; çünkü insan, çoğu zaman söylenen şeyden çok, kendisine nasıl bakıldığını, nasıl hissedildiğini ve nasıl hatırlandığını algılamaktadır. Bir bakışın bıraktığı etki, bir tümcenin sıcaklığı, etkisi ya da kullanılan hitap biçimi, insancıl bağların görünmeyen dokusunu oluşturmaktadır. Yapay zekâ sistemleri de görünmeyen anlam katmanlarını analiz etmektedir. Bayram mesajlarında kullanılan sözcüklerin duygusal içeriği, sesli görüşmelerdeki ton değişimleri ya da çevrim içi yazışmalardaki zarafet örüntüleri, algoritmik modelleme süreçlerinin yeni veri alanları hâline gelmektedir. Byung-Chul Han’ın dijital toplum üzerine geliştirdiği değerlendirmeler ise yüksek bağlantılı hayat düzeninin bireylerde sürekli bir görünürlük baskısı oluşturduğunu göstermektedir. Buna karşın, yeni bir yönelim ortaya çıkmaktadır: İnsanlar, hızla akan veri trafiğinin içinde bile sakin etkileşim biçimlerine yönelmektedir. Kısa bir “iyi bayramlar” tümcesi, kimi zaman uzun konuşmalardan çok daha güçlü bir aidiyet duygusu yaratabilmektedir. Algoritmalar, insanların hangi hitap biçimlerine daha olumlu karşılık verdiğini, hangi mesajlardan sonra iletişimin sürdüğünü ve hangi sözcüklerin dijital karşılaşmalarda güven hissi oluşturduğunu analiz etmektedir.

Sosyal robotik alanında yürütülen çalışmalar da dijital dönüşümü görünür kılmaktadır. Japonya’daki yaşlı bakım robotları, Güney Kore’de geliştirilen empatik konuşma sistemleri ve Avrupa’daki dijital refakatçi projeleri, teknolojik sistemlerin toplumsal hassaslığa özen gösteren iletişime yöneldiğini göstermektedir. Böylece yapay zekâ, insani davranış repertuvarını taklit eden teknik bir araç olarak kalmamakta; kişiler arası karşılaşmaların akışını, zarafet örüntülerini ve etkileşim dinamiklerini kavrayan yeni bir aktöre dönüşmektedir. Önemli olan konu, dijital nezaketin giderek veri temelli bir çözümleme alanına dönüşmesidir. Algoritmalar, milyonlarca yazışma, ses kaydı ve karşılaşma örüntüsü üzerinden hangi ifadelerin güven oluşturduğunu, hangi sözcüklerin rahatlama hissi yarattığını ve hangi tonların sosyal bağı kuvvetlendirdiğini analiz etmektedir. Böylece teknoloji; teknik verimlilik sınırlarını aşarak, yeni bir karşılaşma kültürü oluşturmaktadır.

Geleceğin en önemli konularından biri de yapay zekânın ne kadar hızlı düşündüğüyle ilgili olmayacaktır. Çok daha önemli olan konu, teknolojik sistemlerin duygusal dolaşım biçimlerini hangi ölçüde kavrayabildiği ve birlikte yaşama kültürüne nasıl eşlik ettiği olacaktır. Böylece algoritmaların hızından çok; insanların birbirine yönelttiği itina önem kazanmaktadır. Dolayısıyla yapay zekâ çağının dijital toplumları, yüksek işlem gücünden çok; hatırlama kültürünü koruyabilen, duyarlılığı sürdürebilen ve estetik boyutunu destekleyecek şekilde biçimlenecektir.

BAYRAMLAR, SESSİZ TEKNOLOJİLER VE YAVAŞ İLETİŞİM

Bayramlar; insanlığın ortak hafızasında kutlama günleri olarak hayatın yavaşladığı özel zaman katmanlarıdır. Günlük hayatın hızlanan akışı içinde görünmezleşen birçok ilişki, bayram sabahlarında görünür hâle gelmektedir. Uzun süredir aranmayan bir dostun sesi, yıllardır değişmeyen bir hitap biçimi ya da kısa bir “iyi bayramlar” tümcesi, bireyler arasındaki mesafeyi daraltabilmektedir. Bu nedenle bayramlaşmak, teknik bir iletişim davranışından çok daha farklı bir anlam taşımaktadır; çünkü insan zihni, çoğu zaman aidiyet hissini büyük açıklamalardan çok, incelik taşıyan küçük temaslar aracılığıyla kurmaktadır.

İnsanlık, tarihte hiç olmadığı kadar bağlantılı bir hayat düzeninin içinde hareket etmektedir. Aynı anda büyüyen veri akışı, kesintisiz erişilebilirlik baskısı ve ekran merkezli karşılaşmalar ise zihinsel yorgunluğu derinleştiren yeni bir dikkat rejimi üretmektedir. Bildirimlerin hiç durmayan ritmi, zaman algısını dönüştürmekte ve düşünme biçimlerini, karşılaşmaların temposunu ile insanın duyarlılık kapasitesini de yeniden biçimlendirmektedir. Bu çerçevede son yıllarda sakin teknoloji (calm technology), insan odaklı teknoloji (humane tech) ve yavaş iletişim (slow communication) yaklaşımları giderek daha güçlü bir düşünsel karşılık bulmaktadır. Teknolojik gelecek, insan zihnini sürekli kuşatan sistemlerden çok, bireyin iç ahengiyle uyum kurabilen sessiz ara yüzlere yönelmektedir. Belki de geleceğin en gelişmiş dijital oluşumları; zihinsel alanı koruyabilen, yorgunluk üretmeyen ve temasın inceliğini taşıyabilen teknolojik tasarımlardan oluşacaktır.

Mark Weiser tarafından geliştirilen sakin teknoloji yaklaşımı, teknolojinin gündelik hayatla uyum kurabilen bir eşlik alanına dönüşmesini önermektedir. İnsan zihni, kesintisiz uyaran altında derinliğini korumakta zorlanmaktadır. Sürekli titreşen bildirimler, üst üste açılan ekranlar ve hız eksenli veri dolaşımı, düşünsel bütünlüğü parçalı bir farkındalık düzenine sürüklemektedir. Söz konusu bu çerçevede yavaş iletişim ve insan odaklı teknoloji yaklaşımları, teknoloji ile insan arasındaki ilişkiyi yeniden yorumlayan yeni bir düşünsel atmosfer oluşturmaktadır. Bayramların taşıdığı yavaşlık hissi de önem kazanmaktadır. Uzun bir duraksama, özenle seçilmiş birkaç sözcük ya da aceleye karışmamış kısa bir hâl hatır sorusu, insan ilişkilerinin taşıdığı yakınlığı derinleştirebilmektedir. Geleceğin dijital toplumları, bu nedenle de duyarlılığı taşıyabilen medeniyet dilleriyle biçimlenecektir.

Dijital çağ, insanlığın dil ile kurduğu ilişkiyi biçimlendirmektedir. Bir dönem boyunca teknoloji, büyük ölçüde hız, verimlilik ve otomasyon kavramları üzerinden değerlendirildi. Yirmi birinci yüzyılda gelişen alanlardan biri de bireylerin algoritmalarla konuşurken gündelik nezaket biçimlerini üretmeye başlamasıdır. Metroda telefonuyla yapay zekâya soru soran bir öğrencinin tümcesine “lütfen” eklemesi, gece geç saatlerde dijital asistana “teşekkür ederim” diye karşılık veren yaşlı bir kullanıcının alışkanlığı ya da çocukların evde sesli sistemlerle konuşurken ebeveynlerinden öğrendiği hitap biçimlerini sürdürmesi, ilk bakışta sıradan davranışlar gibi görünmektedir. İnsan, makineyle kurduğu ilişkide bile kendi medeniyet dilini terk etmemektedir.

Sherry Turkle’ın teknoloji ve yalnızlık üzerine geliştirdiği değerlendirmeler, dijital sistemlerin giderek daha fazla ilişkisel nesne gibi algılanmaya başladığını göstermektedir. İnsanlar teknolojik araçlarla işlevsel bir temas kurmakta ve gündelik hayatın duygusal uyumlarını da bu karşılaşmaların içine taşımaktadır. Özellikle üretken yapay zekâ sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte prompt kültürü adı verilen yeni bir dil pratiği ortaya çıkmıştır. İlginç olan nokta, kullanıcıların kaba komutlardan çok, özen taşıyan tümcelerle daha güçlü yanıtlar aldığını düşünmeye başlamasıdır. Reddit forumlarında, OpenAI topluluklarında ve kullanıcı deneyimi araştırmalarında binlerce kişi, “nazik yazınca sistem daha iyi cevap veriyor” gözlemini paylaşmaktadır. Teknik düzlemde bunun sınırlı bir karşılığı bulunsa bile, toplumsal bağlamda çok daha önemli bir süreç görünür hâle gelmektedir: İnsanlar, algoritmalarla konuşurken bile kendi dilsel davranışlarını düzenlemektedir.

Erving Goffman’ın gündelik hayatta benliğin sunumu üzerine geliştirdiği yaklaşım burada düşünülmeyi hak etmektedir. Goffman’a göre birey, kollektif hayat içinde sürekli bir etkileşim düzeni kurmaktadır. Yapay zekâ çağı düzeni, ilk kez insan-dışı aktörleri de içine alacak biçimde genişlemektedir. Bir kullanıcı, sesli asistana sert bir tonla konuştuğunda çevresindeki çocukların aynı tonu tekrar ettiği görülmektedir. Buna karşılık özenli hitap biçimleri kullanan ebeveynlerin çocuklarında dil örüntülerinin geliştiğine yönelik gözlemler artmaktadır. Böylece yapay zekâ, davranışların yeni bir öğrenme çevresine dönüşmektedir. Bu durum, medeniyetin büyük ölçüde gündelik davranışların inceliği içinde biçimlendiğini göstermektedir. Bugün benzer bir süreç, dijital karşılaşmalar içinde şekillenmektedir. İnsan, algoritmalarla konuşurken kullandığı dil aracılığıyla kendi iç ritmini de dönüştürmektedir. Sertleşen hitap biçimleri dijital iletişimi dönüştürürken, özen taşıyan ifadeler daha dikkatli bir karşılaşma kültürü üretmektedir. Belki de dijital çağın en önemli yönlerinden biri burada ortaya çıkmaktadır: İnsanlık, yapay zekâya gösterdiği nezaket aracılığıyla kendi medeniyet reflekslerini eğitmektedir.

Richard Sennett’in kamusal insan üzerine geliştirdiği yaklaşım, toplumsal hayatın büyük ölçüde karşılıklı saygı ile kurulduğunu göstermektedir. Benzer bir süreç, dijital karşılaşmalar içinde şekillenmektedir. Özellikle üretken yapay zekâ sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan istem (prompt) kültürü, bireylerin dilsel davranışları üzerinde düşünmeye başladığı yeni bir alan açmıştır. Reddit topluluklarında, kullanıcı deneyimi forumlarında ve çevrim içi paylaşım ağlarında binlerce insan, nazik yazılmış istemlerin daha özenli karşılıklar ürettiğini tartışmaktadır. Teknik düzlemde bunun sınırları bulunsa bile, ortak hayat içinde çok daha önemli bir dönüşüm görünür hâle gelmektedir: İnsanlar, algoritmalarla konuşurken bile kendi dilsel atmosferlerini düzenlemektedir. Hannah Arendt, insan dünyasının büyük ölçüde insanlar arasındaki görünmeyen ilişki ağıyla kurulduğunu söyler. Bugün bu ağ, ilk kez insan-dışı aktörleri de içine alacak biçimde genişlemektedir. Bir kullanıcı, sesli asistana sert bir tonla konuştuğunda çevresindeki çocukların aynı hitap biçimini tekrar ettiği görülmektedir. Buna karşılık özen taşıyan dil örüntülerinin bulunduğu evlerde, dijital sistemlerle kurulan temasların daha itinalı bir ilişki ritmi oluşturduğu fark edilmektedir. Böylece yapay zekâ, teknik bir araç olmanın ötesinde, davranışların yeniden dolaşıma girdiği yeni bir kültürel çevreye dönüşmektedir.

İnsan, yapay zekâya yönelttiği dil aracılığıyla kendi iç sesini biçimlendirmektedir. Bir teşekkür tümcesi, kısa bir nezaket ifadesi ya da özenle kurulmuş küçük bir hitap biçimi, algoritmaya yöneltilmiş teknik bir komut olarak kalmamaktadır. Bireyin kendi düşünsel varlığını düzenleyen etik bir davranış alanını da oluşturmaktadır. Geleceğin dijital toplumları, duyarlılığı taşıyabilen medeniyet dilleriyle biçimlenecektir.

DİJİTAL MEDENİYETİN SESSİZ HAFIZASI

İnsanlık, uzun bir dönem boyunca teknolojik ilerlemeyi hızın diliyle tanımladı. Daha güçlü işlem kapasitesi, kesintisiz bağlantı, anlık erişim ve yoğun veri dolaşımı, dijital çağın en görünür ilerleme göstergeleri arasında yer almıştır. Teknolojik sistemler bilgi taşımamakta; insanların birbirine yönelttiği ilgisini, hitap biçimlerini, karşılaşma ritimlerini ve duyarlılık katmanlarını da biçimlendirmektedir. Bayram sabahlarında gönderilen kısa bir mesajın hâlâ iç dünyada sıcaklık bırakabilmesi, insan ilişkilerinin salt hız üzerinden kurulmadığını açıkça göstermektedir. Bayramlaşma, veri aktarımının ötesinde, bireyin karşısındakine yönelttiği ilgiyi görünür kılan kültürel bir yakınlık alanı oluşturmaktadır.

Yapay zekâ sistemleri de giderek bu görünmeyen alanların içine yerleşmektedir. Algoritmalar, ses tonlarını, duraksamaları, hitap biçimlerini, özen taşıyan sözcük yapılarını ve davranış örüntülerini analiz etmektedir. Dijital dönüşüm, makinenin insanı taklit etmesinden çok, insanın teknoloji aracılığıyla kendi medeniyet reflekslerini fark etmeye başlamasında ortaya çıkmaktadır. “Lütfen” ile başlayan kısa bir istem, aceleye karışmamış bir teşekkür tümcesi ya da özenle kurulmuş küçük bir bayram mesajı, teknik bir komut olmanın dışına çıkarak dijital çağın etik atmosferini şekillendiren davranışlara dönüşmektedir. İnsan, algoritmalarla kurduğu temas içinde kendi iç sesini ve duyarlılık kapasitesini düzenlemektedir.

Geleceğin dijital toplumları; daha fazla hatırlayabilme ve özen taşıyan karşılaşmaları sürdürebilme kapasitesiyle anlam kazanacaktır. Sessizliği de ilişkinin bir parçası hâline getirebilen teknolojiler, insan zihnini kesintisiz uyaran sistemlerden çok daha belirgin izler bırakacaktır. Uzun bir hâl hatır sorusu, özenle seçilmiş birkaç sözcük ya da yıllar sonra gelen kısa bir ses kaydı, insanlığın hâlâ aynı kadim gereksinim etrafında yaşadığını hatırlatmaktadır: Görülmek, hissedilmek ve incelikle anılmak. Yapay zekâ çağının en güçlü dönüşümü de burada şekillenmektedir. İnsanlık, teknoloji aracılığıyla birbirini fark etmeyi öğrenmektedir.

Bayramlar, en güzel zaman dilimlerinden biridir…

Aynı gökyüzüne bakmanın, aynı sofranın etrafında toplanmanın, yıllardır değişmeyen bir ses tonunda huzur bulmanın taşıdığı o ince sıcaklık, hayatın en zarif hafızalarından biri hâline gelir. Bir hâl hatır sorusu, kısa bir gülümseme, özenle kurulmuş birkaç sözcük; bazen uzun yılların taşıyamadığı yakınlığı kalbe bırakır.

Bayramın; kalplerimize dinginlik, evlerimize neşe, yollarımıza huzur, sözlerimize incelik, hayatımıza umut taşıması dileğiyle…

GEÇMİŞ KURBAN BAYRAMI’MIZ KUTLU OLSUN!

PROF. DR. GÜLSÜN KURUBACAK ÇAKIR

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Karbon ayak izi gerçekten bireysel bir mesele mi?

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri