DOLAR

45,3821$% 0.05

EURO

53,5023% -0.05

STERLİN

61,9361£% 0.03

GRAM ALTIN

6.899,36%0,36

ÇEYREK ALTIN

11.194,00%0,27

TAM ALTIN

44.626,00%0,47

ONS

4.726,54%0,26

BİST100

15.132,98%0,47

Akşam Vakti a 20:17
Ankara HAFİF YAĞMUR 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Üretmek değerlidir; Karşılık da ister

ad826x90

Tüketimin alkışlandığı bir çağda, 1 Mayıs bize emeğin tek başına yeterli olmadığını; görünür olmasının ve değer bulmasının da gerekli olduğunu hatırlatır.

ad826x90

1 Mayıs, takvimde bir gün olmanın ötesinde bir anlam taşır. Gürültünün arttığı, hızın öne çıktığı, sahip olmanın üretmekten daha değerli görüldüğü bir dünyada, insanın hayata nasıl katıldığını yeniden düşünmeye çağırır. Bugün değer çoğu zaman üretim yerine tüketim üzerinden ölçülür. Oysa insanı hayata bağlayan ve görünür kılan şey, ortaya koyduğu emektir. Bu emek, hayata anlam katar; karşılık buldukça güçlenir, karşılıksız kaldıkça aşınır.

Günlük hayatın dili giderek “neye sahip olduğumuz” etrafında şekillenir. Kullandıklarımız, tükettiklerimiz ve sergilediklerimiz üzerinden bir varlık anlatısı kurulur. Bu anlatı kısa vadeli bir tatmin sunsa da insanın kendisiyle kurduğu bağı zayıflatır. İnsan, tüketmekten çok; ürettiği ve dönüştürdüğü ölçüde derinleşir.

Emek bu nedenle ekonomik bir faaliyetin ötesinde, hayata tutunmanın bir yoludur. Çalışma, geçim sağlamanın yanında dünyaya sunulan bir katkıdır. Üretmek bu katkıyı somutlaştırır ve kalıcı hale getirir. Bir ustanın işine gösterdiği özen, bir öğretmenin öğrencisine kurduğu cümle ya da bakım emeğinin çoğu zaman fark edilmeyen çabası aynı kaynaktan beslenir: hayata katılma iradesi. Bu irade, insanın kendini gerçekleştirme yollarından biridir.

Bu yaklaşım farklı düşünce geleneklerinde de karşılık bulur. Gautama Buddha’nın “doğru geçim” anlayışı, emeğin kazançla sınırlı kalmaması gerektiğini; anlamlı ve etik bir yaşam kurmanın parçası olduğunu vurgular. Konfüçyüs ise işte özeni ve sorumluluğu toplumsal düzenin temeline yerleştirir. Farklı coğrafyalar, ortak bir noktada buluşur: insanın hem kendisiyle hem toplumla kurduğu ilişkinin merkezinde emek yer alır.

ad826x90

Ancak emeğin değeri, ortaya konduğu anda tamamlanmaz; karşılık bulduğunda belirginleşir. Görmezden gelinen çaba zamanla aşınır, silikleşir ve bireyin kendilik duygusunu zedeler. Bu nedenle mesele yalnızca ücret değildir. Kıymet bilmek, fark etmek ve takdir etmek de bu bütünün ayrılmaz parçalarıdır. İnsan, verdiği emeğin görülmesini ister. Çoğu zaman bir teşekkür ya da bir saygı ifadesi, maddi getiriler kadar belirleyici olur.

Anadolu’nun üretim ve dayanışma geleneğinde bu denge uzun süre gözetilmiştir. Ahi Evran ile anılan Ahilik anlayışı, yapılan işin kalitesi kadar hakkını vermeyi ve emeği onurlandırmayı temel bir ilke olarak benimser. Bu yaklaşım, emeğin ekonomik olduğu kadar ahlaki bir değer taşıdığını açıkça ortaya koyar.

1 Mayıs’ın hatırlattığı temel nokta burada toplanır: emek, hayatın merkezindedir ve hak ettiği karşılığı aldığında yerini bulur. Karşılıksız kalan çaba zamanla görünmezleşir. Emeğin değersizleştiği bir ortamda üretim zayıflar, toplumsal bağlar gevşer ve adalet duygusu yara alır. Buna karşın emeğin görünür olduğu ve karşılık bulduğu bir düzen, hem bireyi hem toplumu güçlendirir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, emeğin değerini yeniden kurmaktır. Tüketimin geçici cazibesine karşı üretmenin kalıcılığını öne çıkarmak ve her katkıyı görünür kılmak… Bu yalnızca ekonomik bir tercih değildir; aynı zamanda bir kültür meselesidir.

ad826x90

Bir toplumun gücü, tüketim miktarıyla ölçülmez. Asıl belirleyici olan; üretimin niteliği, bu üretimin anlamı ve emeğin karşılığının ne ölçüde adil biçimde verilebildiğidir.

Hayat, sahip olduklarımızdan çok ortaya koyduklarımız ve bunun karşılığını görebildiğimiz ölçüde değer kazanır.

PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN – İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Bir heykel, bir film, bir kitap ve bir aşk: Ali ve Nino

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.