45,5727$% -0.01
52,9300€% -0.38
61,0917£% -0.27
6.630,07%-0,91
10.812,00%-0,76
43.115,00%-0,76
4.490,38%-1,65
14.029,54%-2,35
17:02
John Berger yıllar önce reklamların insanda sürekli bir eksiklik duygusu ürettiğini söylemişti. Temel mesaj hep aynı: “Şu an yeterli değilsin ama bunu alırsan tamamlanırsın.” İnsan önce eksik hissediyor, ardından o boşluğu dolduracağını zannettiği ürüne yöneliyor.
Kadıköy’ün tarihi Salı Pazarı’nda sabahın erken saatleri… Henüz tezgâhların tümü açılmamış. Pazar yarı uykulu… Erkenci tezgâhlardan birinde satıcı, var gücüyle bağırıyor:
“Behlül yapma! O senin yengen!”
Bir anda herkes sesin geldiği yöne dönüyor. Görünmeyen bir gücün etkisinde oraya doğru yürüyor. Tezgâh saniyeler içinde kalabalıklaşıyor.
Bir tişört satıcısı, edebiyatı, televizyonu ve mahalle mizahını aynı cümlede buluşturmuş. Dönemin reyting rekorları kıran dizisi Aşk-ı Memnu’nun yasak aşkı, sabahın köründe müşteri toplama aracına dönüşmüş.
Pazarcı, tişörtün kumaşını ya da kalitesini anlatmıyor. İnsanların ortak hafızasına sesleniyor. Hikâyeyi belki de o an pazarda olan herkes biliyor. Yanında büyüdüğü amcasının genç karısına âşık olan Behlül’ü… Ahlak sınırlarını aşan tutkuyu…
Halit Ziya’nın romanından televizyona, televizyondan pazara uzanan bu yolculuk, modern tüketim kültürünün neresine düşüyor? Bize ne söylüyor?
Güçlü reklam, insanın zihninde yer etmiş hikâyeleri kullanıyor. Romanların, filmlerin, şiirin ve müziğin işi insanların duygularına seslenmek. Reklamlar da tüketicilerin kalplerine onların duygularını yakalayarak giriyor.
Kimse deterjanın kimyasal yapısını anlatmıyor. Arabaların motorlarını tanıtmıyor. Mutlu aile sofraları gösteriyor. Sattığı kahvenin buharını özgür ruhlu insanların gölgesiyle birlikte sunuyor. Müşteriyi duygulandırıyor, güldürüyor, ona sevdiği hisleri yaşatıyor.
Modern insan bilgi değil, duygu istiyor. Duyguları hareketlendiğinde eli cebine daha kolay gidiyor. Reklamlar en büyük eksikliğin, en fazla tamamlanmamışlık hissinin insanların kalbinde olduğunu çok iyi biliyor. Hep oraya sesleniyor.
Tüketim artık ekonomik bir mesele olmanın yanında, psikolojik ve kültürel bir alandır. Bu bir sır değil… Konuyla ilgilenen herkes farkında…
Araba lastiği ve bir kadının güzel bacakları… Bir bardak kahve ile çekici bir adam… Bir paket margarin, mutlu bir aile… Bu ikililerin sayısını artırmak mümkün… Bunların birbirleriyle ne ilgisi var? Reklamlar olmasa belki de hiçbirinin diğeriyle hiçbir ilgisi yok.
Kadıköy’ün tarihi Salı Pazarı’ndaki pazarcı da bunu biliyor. Hiç ilgisi olmayan iki şeyi, Behlül’ün yengesine yönelen tutkusuyla tişörtlerini, bir araya getiriyor. Milyonlarca dolarlık reklam sektörünün yaptıklarıyla alay ediyor. Uykulu zihinleri gıdıklayarak güldürüyor, tişörtlerini peynir ekmek gibi satıyor.
“Dur, alma; ona senin ihtiyacın yok!”
Bunu, kimse reklamların gücüyle söyleyemiyor. İnsanlar ihtiyaçlarıyla hiç ilgisi olmayan ürünleri almaya devam ediyor.
PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN – İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ
Etkileyici bir şehir’ LİZBON’
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.