DOLAR

47,9143$%0,00

EURO

55,4857%-0,07

STERLİN

64,8673£%-0,12

GRAM ALTIN

6.765,88%-0,57

ÇEYREK ALTIN

11.027,00%-0,35

TAM ALTIN

43.931,00%-0,35

ONS

4.388,36%-0,64

BİST100

%

Sabah Vakti a 02:00
Ankara AÇIK 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Bazen insanın en büyük acısı sustuğu yerde başlar

ad826x90

Bazen insanın en büyük acısı ağladığı yerde değil, sustuğu yerde başlar. Çünkü gözyaşı, insanın içindeki yükün dışarıya açılan en sessiz kapısıdır. Ağlamak, bazen kalbin söyleyemediği şeyleri anlatır. Oysa susmak bambaşkadır. İnsan sustuğunda çoğu zaman yalnızca konuşmayı bırakmaz; kendisini anlatmaktan, anlaşılmayı beklemekten ve yeniden incinmekten de vazgeçer.

ad826x90

Hayatın bazı dönemlerinde insanın içinde kelimelere sığmayan bir yorgunluk birikir. Kimseye anlatmak istemediği, anlatsa bile karşılığında “geçer” sözünü duymaktan korktuğu bir yorgunluktur bu. Çünkü bazı acılar gerçekten geçmez. Zamanla yalnızca biçim değiştirir. İlk günkü kadar keskin değildir belki ama insanın içinde sessiz bir iz olarak yaşamaya devam eder.

İnsan dışarıdan bakıldığında hayatına devam ediyor gibi görünür. Sabah kalkar, hazırlanır, işe gider, insanlarla konuşur, güler, alışveriş yapar, telefonuna bakar, akşam eve döner. Hayatın sıradan akışı içinde herkes onu güçlü ve iyi sanabilir. Oysa insanın içinde, kimsenin görmediği başka bir hayat daha vardır. Orada yarım kalmış cümleler, söylenememiş sözler, unutulamayan yüzler ve kapanmamış yaralar yaşar.

Belki de insanın en büyük yalnızlığı, kalabalıkların içinde kendisini anlatacak birini bulamadığı zamandır. Etrafımızda onlarca insan olabilir. Telefonumuzda yüzlerce isim bulunabilir. Gün boyunca sayısız insanla konuşabiliriz. Fakat bütün bunların arasında, “Nasılsın?” sorusunu gerçekten cevabını merak ederek soran birinin eksikliği, insanı dünyanın en kalabalık yerinde bile yalnız bırakabilir.

Çünkü insanın ihtiyacı her zaman bir çözüm değildir. Bazen yalnızca anlaşılmak ister. Birinin karşısına oturup hiçbir şey söylemeden yanında durmasını ister. “Biliyorum, zor” denmesini değil, o zorluğun içinde yalnız bırakılmamayı ister.

ad826x90

Hayat bize büyümeyi çoğu zaman sevinçlerle değil, kayıplarla öğretir. Çocukken kaybetmenin ne demek olduğunu bilmeyiz. Bir şey kırıldığında yenisinin alınabileceğini düşünürüz. Bir insan uzaklaştığında yeniden geleceğine inanırız. Bir kapı kapandığında başka bir kapının açılacağını sanırız. Sonra büyürüz ve bazı şeylerin yerine yenisinin konulamayacağını öğreniriz.

Bazı insanların yerini kimse dolduramaz.

Bazı evlerin kokusu başka hiçbir evde bulunmaz.

Bazı sesler, bir daha hiç duyulmayacak olsa bile hafızamızda yaşamaya devam eder.

ad826x90

Bazı günler vardır; takvimde yalnızca bir tarih olarak görünür ama insanın kalbinde koca bir ömür taşır.

İşte insanın büyümesi biraz da bunları kabul etmekle başlar.

Bazen bir şarkı çalar ve yıllardır unuttuğumuzu sandığımız bir insan yeniden karşımıza çıkar. Bir koku, çocukluğumuzun kapısını açar. Eski bir fotoğraf, yıllar önce yaşadığımız bir günü yeniden yaşatır. Bir sokaktan geçerken hiç beklemediğimiz bir anıya rastlarız. O anda zamanın aslında sandığımız kadar uzak olmadığını anlarız.

Çünkü bazı anılar geçmişte kalmaz. İnsan onları içinde taşır.

Kalbin hafızası, zihnin hafızasından farklıdır. Zihin bazı ayrıntıları unutabilir; tarihleri, konuşmaları, yüz ifadelerini zamanla silikleştirebilir. Fakat kalp başka türlü hatırlar. Bir ses tonunu, bir bakışı, bir dokunuşu, bir vedayı yıllar sonra bile saklayabilir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan çıktıkları halde bizden tamamen uzaklaşamazlar. Onlar artık yanımızda değildir ama hayatımızın bir parçası olmaya devam ederler. Bazen bir cümlede, bazen bir şarkıda, bazen sessiz bir akşamda yeniden karşımıza çıkarlar.

Ve insan anlar ki unutmak, her zaman yok etmek değildir.

Bazen unutmak, acıyla yaşamayı öğrenmektir.

Bazen özlemek, kavuşmayı beklemek değildir.

Bazen özlemek, artık kavuşamayacağını bilerek yine de bir insanı sevgiyle hatırlamaktır.

Hayatın en ağır taraflarından biri de budur: Bazı vedaların dönüşü yoktur.

İnsan bunu ilk başta kabul etmek istemez. “Belki bir gün…” diye başlayan cümleler kurar. Belki yeniden konuşuruz, belki yeniden görüşürüz, belki her şey eskisi gibi olur diye düşünür. Sonra zaman geçer ve insan bazı “belki”lerin aslında yalnızca kalbin kendisini teselli etme biçimi olduğunu anlar.

Ama yine de insan umut etmeyi bırakmaz.

Çünkü umut, insanın en zor zamanlarında bile içinde yanan küçük bir ışıktır. Büyük değildir. Her şeyi aydınlatmaz. Bazen titrer, bazen neredeyse sönecek gibi olur. Fakat tamamen yok olmadığı sürece insan yürümeye devam eder.

Belki de hayatın en büyük mucizesi burada saklıdır.

İnsan kırılır ama tamamen parçalanmaz.

Yorulur ama tamamen vazgeçmez.

Kaybeder ama yeniden sevebilir.

Ağlar ama bir gün yeniden gülebilir.

İşte insanı insan yapan da budur.

Çünkü güçlü olmak hiç kırılmamak değildir. Güçlü olmak, kırıldıktan sonra kendi parçalarını yeniden bir araya getirebilmektir.

Bazen insanın kendisini yeniden bulması yıllar sürer. Çünkü bazı acılar insanın yalnızca kalbini değil, kendisi hakkındaki düşüncelerini de değiştirir. Bir zamanlar inandığı şeylere artık inanmayabilir. İnsanlara güvenmekte zorlanabilir. Eskiden kolayca söylediği “Seni seviyorum”, “Sana güveniyorum”, “Her şey güzel olacak” gibi cümleleri artık daha dikkatli kullanabilir.

Çünkü insan incindiğinde yalnızca acıyı değil, acının öğrettiklerini de yanında taşır.

Fakat burada önemli olan, yaşadığımız kırgınlıkların bizi sevgisiz bir insana dönüştürmesine izin vermemektir.

Çünkü başkalarının bize yaptığı kötülüklerin bizi kötü birine dönüştürmesi, yaşadığımız acının ikinci kez kazanması olur.

İnsan bazen kendisine yapılanları unutamaz ama onlara rağmen iyi kalmayı seçebilir.

Affetmek de her zaman unutmak değildir. Bazen affetmek, geçmişin artık bugününüzü yönetmesine izin vermemektir. Bazen birini affetmek, onun yaptığı şeyi doğru bulmak değil; kendi kalbinizi o yükten kurtarmaktır.

Hayat kısa.

Bunu çoğu zaman kaybettiklerimizden sonra anlıyoruz.

Bir telefon görüşmesini ertelediğimizde, bir ziyaret için “sonra giderim” dediğimizde, birine sevgimizi söylemekten çekindiğimizde, bir özrü gururumuza yenilip geciktirdiğimizde hayatın bize ne kadar az zaman verdiğini bilmiyoruz.

Oysa bazı “sonralar” hiç gelmeyebilir.

Bazı telefonlar bir daha çalmayabilir.

Bazı kapılar bir daha açılmayabilir.

Bazı insanlar bir daha karşımıza çıkmayabilir.

Bu yüzden insanın sevdiklerine sevgisini söylemekten utanmaması gerekir. Bir insanı seviyorsanız, söyleyin. Özlediyseniz, arayın. Kırdıysanız, özür dileyin. Sarılmak istiyorsanız sarılın.

Çünkü hayat, söylenmemiş sözleri geri getirmek konusunda hiç kimseye ikinci bir şans vermeyebilir.

Belki de bu nedenle insanın hayatında büyük mutluluklardan çok küçük anların kıymetini bilmesi gerekir. Sabah içilen bir çayın sıcaklığı, sevdiğiniz birinin sesi, evin içindeki tanıdık bir koku, yağmurun cama vuruşu, uzun zamandır görmediğiniz biriyle yapılan kısa bir sohbet…

Mutluluk her zaman büyük olaylarla gelmez.

Bazen mutluluk, hiçbir şeyin eksilmediği sıradan bir akşamdır.

Bazen evde herkesin sağlıklı olduğu bir gece, dünyanın en büyük zenginliğidir.

Bazen annenizin, babanızın, kardeşinizin veya sevdiğiniz bir insanın sesini duymak; farkında olmadan sahip olduğumuz en büyük nimettir.

İnsan çoğu zaman sahip olduklarının değerini, onları kaybetme ihtimaliyle karşılaştığında anlıyor.

Oysa hayatın bize verdiği en büyük derslerden biri şudur: Sahip olduğumuz şeylerin kıymetini kaybetmeden önce bilmek.

Çünkü hayat, her zaman geri alma niyetinde değildir. Bazen yalnızca bize verilen bir zamanı tamamlar ve sessizce ilerler.

Yıllar geçtikçe insanın beklentileri de değişiyor. Eskiden büyük hayaller kurarken, zamanla insan daha sade şeylerin peşinden gitmeye başlıyor. Gösterişli hayatların yerini huzurlu hayatlar alıyor. Çok insanın arasında olmaktansa birkaç gerçek insanla aynı masada oturmanın daha değerli olduğunu anlıyoruz.

Bir zamanlar “çok sevilmek” isterken, sonra “doğru anlaşılmak” istemeye başlıyoruz.

Bir zamanlar herkes tarafından bilinmek isterken, sonra yalnızca birkaç insanın bizi gerçekten tanımasının yeterli olduğunu düşünüyoruz.

Çünkü insan yaş aldıkça kalabalıkların değil, samimiyetin değerini öğreniyor.

Ve belki de hayatın en güzel tarafı, insanın sonunda kendisiyle barışmayı öğrenmesi.

Kendimizi sürekli başkalarının gözünden değerlendirdiğimiz sürece hiçbir zaman gerçekten özgür olamayız. Herkes bizi sevmeyecek. Herkes bizi anlamayacak. Herkes bizim iyi niyetimizi göremeyecek.

Ve bunun böyle olması normal.

Çünkü insanın değeri, başkalarının onu nasıl gördüğüyle belirlenmez.

Bazen kendimizi anlatmaktan vazgeçmemiz gerekir. Herkese neden böyle olduğumuzu, neden sustuğumuzu, neden uzaklaştığımızı, neden bazı şeyleri artık eskisi gibi yapmadığımızı açıklamak zorunda değiliz.

Bazı değişimler açıklama istemez.

İnsan bazen yalnızca yorulmuştur.

Bazen biraz uzaklaşmak, kendisini kaybetmemek içindir.

Bazen susmak, söyleyecek sözü olmadığı için değil, artık söylemenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bildiği içindir.

Ve bazen insan, kendisini korumak için sessizliği seçer.

Fakat ne olursa olsun, kalbinizin kapılarını tamamen kapatmayın.

Çünkü hayat, beklenmedik güzellikleri de beraberinde getirir.

Bir gün hiç beklemediğiniz bir insan karşınıza çıkabilir. Hiç ummadığınız bir sabah içinizde yeni bir başlangıç hissi doğabilir. Uzun zamandır kapalı olan bir kapı yeniden açılabilir. Bir zamanlar imkânsız görünen bir şey gerçekleşebilir.

Hayatın ne getireceğini hiçbirimiz bilmiyoruz.

Belki bugün çok ağır gelen şey, yıllar sonra hayatınızın en önemli dönüm noktası olarak hatırlanacak.

Belki bugün ağladığınız şey, yarın sizi daha güçlü bir insana dönüştürecek.

Belki bugün yalnızlık sandığınız şey, yarın kendinizi tanımanız için size verilmiş bir sessizlik olacak.

Bu yüzden insan bazen hayatın cevaplarını hemen bulmaya çalışmamalı.

Bazı soruların cevabı zamandır.

Bazı yaraların ilacı zamandır.

Bazı vedaların anlamı yıllar sonra anlaşılır.

Ve bazı insanların hayatımıza neden girdiğini, ancak onlar çıktıktan sonra fark ederiz.

Sonunda insan şunu öğreniyor:

Hayat kusursuz olmak zorunda değil.

Her şeyin istediğimiz gibi gitmesi gerekmiyor.

Herkesin bizimle kalması gerekmiyor.

Bütün yaralarımızın tamamen iyileşmesi bile gerekmiyor.

Bazen insan yaralarıyla birlikte yaşamayı öğreniyor.

Ve belki de gerçek olgunluk tam olarak burada başlıyor.

Artık her şeyi değiştirmeye çalışmıyoruz. Her insanı hayatımızda tutmaya çalışmıyoruz. Her vedanın arkasından koşmuyoruz. Her sessizliği doldurmaya çalışmıyoruz.

Bazı şeyleri olduğu gibi bırakıyoruz.

Bazı insanları geçmişte bırakıyoruz.

Bazı sözleri söylemeden içimizde saklıyoruz.

Ve yine de hayatı sevmeye devam ediyoruz.

Çünkü insanın kalbi, düşündüğümüzden çok daha güçlüdür.

Kırılır.

Yorulur.

Bazen susar.

Ama yeniden atmayı bilir.

Belki hayatın bize verebileceği en güzel ders budur: Her şeye rağmen yaşamaya devam etmek.

Bir sabah yeniden perdeyi açmak…

Güneşin odaya dolmasına izin vermek…

Çayınızı demlemek…

Derin bir nefes almak…

Ve kendinize, kimse duymadan şöyle söylemek:

“Ben hâlâ buradayım.”

Bazen bütün başlangıçlar bu cümleyle olur.

Çünkü insanın yeniden doğması için her şeyi geride bırakması gerekmez. Bazen yalnızca geçmişin ağırlığını biraz olsun yere bırakması yeterlidir.

Ve sonra yürür.

Belki yavaş.

Belki korkarak.

Belki hâlâ içinde biraz hüzün taşıyarak…

Ama yürür.

Çünkü hayat devam eder.

Ve insan, bütün kayıplarına, bütün kırgınlıklarına, bütün sessizliklerine rağmen bir gün yeniden kalbinin sesini duyar.

O ses çok hafif olabilir.

Ama oradadır.

Ve insan anlar:

Bazen en büyük zafer, hiçbir şeyi kaybetmemek değildir.

Bazen en büyük zafer, kaybettiklerinden sonra bile kalbindeki sevgiyi kaybetmemektir.

RAGSANA BABAYEVA

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Tarım arazileri korunsun, vatandaş mağdur olmasın

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri