44,7180$% 0.22
52,4483€% -0.06
60,2899£% 0.3
6.801,73%-0,15
11.108,00%-2,01
44.228,00%-1,27
4.739,66%-0,19
14.058,51%-0,11
02:00
İnsanlık belki de tarihinde hiç olmadığı kadar geleceği düşünüyor.
Ama aynı anda yarını planlamak konusunda hiç olmadığı kadar tereddütlü.
Belki de sorun geleceğin belirsiz olması değil; geleceğin artık ortak bir hayal olmaktan çıkmasıdır.
Bir zamanlar insanlar geleceği konuşurken gözlerinde bir parıltı olurdu. Gelecek, henüz yazılmamış bir hikâye gibiydi. İçinde ilerleme, refah ve umut vardı. Bugün ise aynı kelime çoğu zaman farklı bir duyguyla telaffuz ediliyor: kaygı. Teknoloji hızla ilerliyor. Yapay zekâ gündelik hayatın merkezine yerleşiyor. Ekonomik sistemler dalgalanıyor. İklim krizi, enerji dönüşümü ve küresel belirsizlikler sürekli konuşuluyor. Bu yüzden herkes geleceği düşünüyor. Ama tuhaf bir durum ortaya çıkıyor: Gelecek üzerine konuşmalar arttıkça uzun vadeli planlar azalıyor. Eskiden insanlar hayatlarını on yıllık ufuklarla tasarlardı. Bir meslek seçilir, bir şehirde kök salınır, bir gelecek kurulurdu. Bugün ise planlar giderek daha kısa zaman dilimlerine sıkışıyor. Çünkü belirsizlik arttıkça plan yapmak zorlaşır.
Belirsizlik büyüdükçe insanlar geleceği konuşur; ama onu tasarlamaktan çekinir.
Modern insanın en güçlü duygularından biri artık belirsizliktir. Sosyolog Ulrich Beck bunu yıllar önce “risk toplumu” kavramıyla açıklamıştı. Ona göre modern dünya yalnızca refah üretmez; aynı zamanda yeni riskler üretir. Bugün bu durum daha da derinleşmiş görünüyor. Zygmunt Bauman modern toplumu “akışkan modernite” olarak tanımlar. Kurumların, kimliklerin ve mesleklerin giderek daha akışkan hale geldiğini söyler. Bir zamanlar sabit görünen yapılar artık sürekli değişmektedir.
İşler değişiyor.
Meslekler değişiyor.
Teknolojiler değişiyor.
Ve bazen değişmeyen tek şey değişimin kendisi oluyor. Bu ortamda bireyler yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda varoluşsal bir belirsizlik hissi yaşamaya başlar.
|
Belirsizlik psikolojisinin bir nedeni de zaman algısının değişmesidir. Dijital çağ insanları sürekli “şimdi”nin içine çeker. Sosyal medya akışları, anlık haberler ve sürekli değişen gündem insanları kısa zaman dilimlerine hapseder. Byung-Chul Han bu durumu “zamanın parçalanması” olarak yorumlar. Ona göre modern insan sürekli meşguldür ama nadiren derin düşünür. Hız çağında düşünmek yerine tepki vermek yaygınlaşır. Oysa gelecek tasarımı yavaşlık ister. Strateji, düşünme ve kolektif hayal gücü gerektirir.
|
Belki de çağımızın en önemli dönüşümlerinden biri geleceğin bireyselleşmesidir.
Eskiden gelecek daha çok toplumsal bir kavramdı.
Bir ülkenin kalkınması, bilimsel ilerleme ve toplumsal refah gibi kavramlar ortak bir yön duygusu yaratırdı.
Bugün ise gelecek daha çok bireysel sorular etrafında düşünülüyor.
Ben hangi mesleği yapacağım?
Ben nerede yaşayacağım?
Benim çocuklarım nasıl bir dünyada büyüyecek?
Bu sorular elbette önemlidir. Ancak ortak gelecek fikri zayıfladıkça bireylerin kaygısı artar.
Çünkü insan yalnızca bireysel bir varlık değildir. Aynı zamanda toplumsal bir varlıktır.
Toplumlar ortak bir gelecek hayali kurabildikleri ölçüde güçlüdür.
Bugün umut çoğu zaman bireysel başarı hikâyeleri üzerinden anlatılıyor.
Kendini geliştir.
Fırsat yarat.
Kendi yolunu çiz.
Bu söylemler bireysel motivasyonu güçlendirebilir. Ancak toplumsal umut fikrini zayıflatabilir.
Oysa tarih bize umudun çoğu zaman kolektif bir güç olduğunu gösterir.
Uzaya gitmek yalnızca bir bilim insanının hayali değildi.
İnternet yalnızca teknik bir proje değildi.
Bunlar insanlığın ortak hayalleriydi.
Umut yalnızca bireysel bir duygu değildir.
Umut toplumların birlikte ileriye bakabilme kapasitesidir.
Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla gelecek tahmini değildir.
Daha fazla gelecek tasarımıdır.
Gelecek yalnızca olacak bir şey değildir. Aynı zamanda yapılacak bir şeydir.
Bilim insanları, mühendisler, sanatçılar ve düşünürler yalnızca bugünü anlamaya çalışmazlar; aynı zamanda yarını şekillendirirler.
Toplumlar belirsizlik karşısında iki farklı yol izleyebilir.
Ya belirsizlikten korkarak içe kapanırlar.
Ya da belirsizliği yeni bir tasarım alanı olarak görürler.
Bugün herkes geleceği düşünüyor.
Ama belki de asıl soru şudur:
Biz gerçekten geleceği mi düşünüyoruz,
yoksa yalnızca geleceğin belirsizliğinden mi korkuyoruz?
Eğer gelecek yalnızca korkulan bir ihtimal haline gelirse toplumlar yavaş yavaş savunma refleksiyle yaşamaya başlar.
Ama gelecek birlikte tasarlanan bir ufuk haline gelirse kaygı yerini yön duygusuna bırakır.
Belki de çağımızın ihtiyacı olan şey daha fazla teknoloji değildir.
Belki de daha basit bir şeydir:
Ortak bir gelecek hayal edebilme cesareti.
Çünkü umut yalnızca bireysel bir duygu değildir.
Umut toplumların birlikte kurduğu bir gelecek sözleşmesidir.
“Belki de insanlığın en eski teknolojisi hâlâ umuttur.”
Gelecek kaygımızın olmadığı günlere….
Saygılarımla…
PROF. DR. SERHAT ÇAKIR – BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ
Türk Sineması’nda aile kavramı ele alınıyor
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.