44,7180$% 0.22
52,4483€% -0.06
60,2899£% 0.3
6.801,73%-0,15
11.108,00%-2,01
44.228,00%-1,27
4.739,66%-0,19
14.058,51%-0,11
02:00
Savaş bu coğrafyada hiçbir zaman uzağımızda olmadı. Haritadaki çizgiler bizi ayırsa bile, sınırımıza dokunan her gerilim içerideki duyguyu büyütür; insanın sesini, nefesini değiştirir. Çünkü savaş, yalnızca cephede olup biten bir askeri hadise değil; toplumun kendini nasıl tarif ettiğini, biz dediği şeyi nasıl kurduğunu da yeniden yazan bir eşiktir.
İnsan kendini her zaman sadece ben diye anlatmaz; bazen biz olur. Henri Tajfel’in Sosyal Kimlik Teorisi’nin söylediği de budur: Tehdit büyüdükçe biz duygusu güçlenir. Günlük hayatta herkes kendi işine gücüne bakar; herkesin derdi başkadır. Ama tehlike yaklaştığında bu sesler azalır; insan ister istemez ortak olana tutunur. Ben geri çekilir, biz öne çıkar.
İran etrafında dönen gerilim üzerine yapılan yorumların çoğu savunma doktrinleri, silah sistemleri, askeri kapasite ve ekonomik dengelerle sınırlı kalıyor. Bunlar elbette önemli. Ama asıl etki çoğu zaman daha derinde başlar: İnsanların kendini hangi tarafta, neyin yanında gördüğünde… Normalde yönetime karşı eleştirel duran insanlar bile dışarıdan bir tehdit hissettiğinde geri çekilir; itiraz ettiğiyle korumak istediğini birbirinden ayırır. Yönetim tartışılabilir; ama ülke korunması gereken ortak paydadır. İşte bu yüzden mesele sadece dışarıdaki güç dengeleri değil; bu gerilimin içeride hangi biz duygusunu büyüttüğüdür.
Bir şey daha var: İnsan kimliğini sabit bir etiket gibi taşımaz; içinde bulunduğu bağlama göre kendini yeniden konumlandırır. John Turner’ın Öz-Kategorileştirme Kuramı, bu değişimi tam buradan okur. Normal zamanlarda bireysel farklılıklar daha görünürken, kriz anlarında grup kimliği öne çıkar; insan bir anda ben olmaktan çıkar, ait olduğu bütünün diliyle konuşmaya başlar.
Savaş sınırımıza yaklaştığında, içerideki hassasiyetin neden yükseldiğini daha iyi anlarız. Uzakta duran bir risk, yakına gelince insanın gündemine yerleşir; gündelik hayatın içine girer. Yakınlık kaygıyı artırır; ama aynı zamanda ortak refleksi de güçlendirir. Muzaffer Şerif’in Gerçekçi Çatışma Teorisi’ne göre dışarıdaki tehdit büyüdükçe içerideki ayrımlar silikleşir; insanlar birbirine yaklaşır. Çünkü karşılarında artık daha büyük bir öteki vardır.
Millet dediğimiz şey, birbirini hiç tanımayan insanların zihninde kurduğu ortaklıktır; bir tür hayali cemaat… Benedict Anderson’un ‘Hayali Cemaatler’ yaklaşımı tam da bunu anlatır. Savaş anında bu ortaklık bir anda daha gerçek hissedilir. İnsan, hiç tanımadığı insanlarla aynı kaderi paylaştığını düşünür; aidiyet soyut olmaktan çıkar, somut bir duyguya dönüşür.
Bu noktada, Türkiye’de sık duyduğumuz o cümle yükselir: “Vatan elden gidiyor.” Bu kaygı, doğru yönetilmediğinde panik üretir; ama doğru kanala aktarıldığında toplumsal bağın hâlâ canlı olduğunun da göstergesidir. Gencinden yaşlısına, kentlisinden köylüsüne, varlıklısından yoksuluna geniş bir kesim aynı endişeyi taşıyorsa, o ülkeyi ayakta tutan ortak zemin de hâlâ vardır.
Bu yüzden herkesin böyle bir endişeyi taşıdığı yerde, vatana bir şey olmaz. Vatana gerçekten zarar veren şey, ortak duyarlılığın yokluğudur. Kaygı, bilgiye ve sağduyuya yaslandığında bir koruma refleksine dönüşür.
Elbette bu birlik hali basit bir dayanışma değildir. İçinde bir suskunluk da taşır. Eleştiri yok olmaz; ertelenir. Toplum, güvenliği tartışmanın önüne koyar; düşünme biçimleri sadeleşir. Savaşın en güçlü etkisi de budur: İnsanları bütünüyle değiştirmez; ama onları aynı çizgiye doğru yeniden hizalar.
Bugün olan biteni yalnızca uzakta bir kriz olarak okumak bu yüzden eksik kalır. Mesele sadece dış politika ya da piyasa dalgalanması değildir; içeride kimlik, aidiyet ve ortak kader duygusu yeniden belirginleşir. Belki de işin özü şudur: Tehdit büyüdüğünde bu ülkede ben geri çekilir, biz öne çıkar. Bu coğrafya bunun örnekleriyle dolu; bugün İran etrafında yükselen gerilim de aynı gerçeği yeniden hatırlatıyor. Türkiye’nin en sağlam damarı budur: Zor zamanda bir arada kalmak. Bu biz duygusu bugün de var, yarın da olacak.
PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN – İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ
“Sine-Aile: Türk Sinemasında Aile” adlı panel düzenlendi
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.