45,5977$% 0.19
53,2744€% -0.3
61,0671£% -0.53
6.644,06%-2,19
10.856,00%-1,50
43.290,00%-1,51
4.540,07%-2,37
14.367,60%-1,89
02:00
“Evrenin %95’i görünmez. Bu yazı, insanın bilmediğiyle olan ilişkisinin bir yansımasıdır.”

Evrenin sessizliğinde görünmeyenin izleri…

Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz yıldızlar, galaksiler, bulutsular… Aslında evrenin yalnızca küçük bir kısmını temsil eder. Parlayan her şey, toplamın yalnızca yüzde beşi kadardır. Geriye kalan yüzde doksan beş, karanlıktır: ne ışık saçar, ne de onu yansıtır. Bu karanlık, sadece gökyüzünün değil, aynı zamanda insanın bilgisinin karanlığıdır.
Bilim insanları yüzyıllardır evreni anlamaya çalışıyor. Newton’un yerçekimi yasaları, Einstein’ın uzay-zaman eğriliği, Hubble’ın genişleyen evreni… Hepsi bir bütünün parçaları gibi. Ama bir yerden sonra denklemler eksik kalıyor, gözlemler uymuyor. Galaksiler birbirinden kopup gitmesi gerekirken, hâlâ bir arada duruyor. Sanki görünmez bir el onları tutuyor. İşte o görünmez elin adı: karanlık madde.

Galaksilerin etrafındaki görünmez karanlık madde halkaları…
Karanlık maddeyi doğrudan göremiyoruz. Onu yalnızca etkilerinden biliyoruz. Galaksilerin dönüş hızlarını ölçtüğümüzde, görünür madde bu hızı açıklamaya yetmiyor. 1930’larda Fritz Zwicky, Coma galaksi kümesini incelerken “eksik kütle problemi”nden söz etti. O dönemde kimse bu düşünceyi ciddiye almadı. Ama yıllar geçtikçe veriler birikti, kuşkular gerçeğe dönüştü.
Bugün biliyoruz ki, evrendeki kütlenin yaklaşık yüzde yirmi yedisi karanlık madde. Bu madde ışıkla etkileşime girmiyor; ne yayar ne yansıtır. Ancak kütleçekimi yoluyla varlığını hissettiriyor. Bazı bilim insanları onun egzotik parçacıklardan —örneğin WIMP’ler ya da aksiyonlar— oluştuğunu düşünüyor. Kimileri ise yerçekiminin bildiğimiz biçiminin, büyük ölçeklerde eksik tanımlandığını savunuyor. Yani bir yanda görünmeyen bir madde arıyoruz, diğer yanda belki de yanlış formüllerle evreni anlamaya çalışıyoruz.

Karanlık enerjiyle genişleyen evrenin hızlanışı…
Evrenin genişlediği 1929’da keşfedilmişti. Fakat 1998’de iki bağımsız gözlem grubu süpernova patlamalarını incelediklerinde, genişlemenin yavaşlamadığını, aksine hızlandığını fark ettiler. Bu bulgu, fizik yasalarını altüst etti. Çünkü bilinen hiçbir enerji biçimi bu hızlanmayı açıklamıyordu. O gizemli itici güce “karanlık enerji” adı verildi.
Bugün evrenin yaklaşık yüzde altmış sekizi karanlık enerjiden oluştuğu düşünülüyor. Adını taşıdığı kadar esrarengiz bir varlık. Belki uzay-zamanın kendisinin bir özelliği; belki de henüz bilmediğimiz kuantum alanlarının sonucu. Bazı fizikçiler, karanlık enerji ve maddeyi açıklamak için yalnızca mevcut dört temel kuvvetin —yerçekimi, elektromanyetizma, güçlü ve zayıf nükleer kuvvetlerin— yeterli olmayabileceğini düşünüyor. Bu nedenle, evrende henüz gözlemlenememiş “beşinci bir kuvvet” olasılığı tartışılıyor.

İnsanın evrenle yüzleşmesi: Bilinmezliğin eşiğinde…
İnsanoğlu, tarih boyunca karanlıktan korkmuştur. Ama aynı zamanda karanlığa en çok bakan tür de biziz. Mağara duvarlarına resimler çizdiğimiz ilk andan beri evreni anlamaya çalışıyoruz. Bugün teleskoplarımız milyarlarca ışık yılı uzağı görebiliyor, ama hâlâ karanlığın içindeki özümüzü anlayamıyoruz.
Belki de karanlık madde ve enerji, sadece evrenin değil, insan zihninin sınırlarını da işaret ediyor. Her bilimsel keşif, bizi biraz daha aydınlatırken, aynı zamanda yeni bir karanlık alan yaratıyor. Çünkü bilgi arttıkça, bilinmeyenin sınırı genişler. Evrenin yüzde doksan beşini bilmemek, cehalet değil; merakın sonsuzluğudur.

Karanlıkta ışığı bulmak: bilginin yolculuğu…
Karanlık madde ve karanlık enerji… İkisi de görünmez, ama ikisi de varlığımızın temelinde duruyor. Evrenin büyük bir kısmı karanlık olabilir, fakat o karanlık, anlamın ta kendisidir. Işığı arayan insanın yolculuğu, karanlığı reddetmek değil, onu anlamaktır.
Peki biz, kendi içimizdeki karanlıkla yüzleşmeye hazır mıyız?
BİLİM VE FELSEFE KÖŞESİ – PROF. DR. SERHAT ÇAKIR
Algoritmik denetimin gölgesinde kitle iletişimi: Ortak zemin nerede kayboldu?
1
Global markalaşma ve reaktif dijital dönüşüm programının başlangıcı
2
Zuhal Sönmezer yazdı… Dijital dünyada ne kadar özgürsünüz?
3
Zamanda yolculuk: Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun dijital çağdaki izleri
4
Cyborg, Transhuman ve Posthuman üçgeninde insanlığın kendini arayışı…
5
Hong Kong’da “S” harfli plaka rekor fiyata satıldı!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.