DOLAR

44,9265$% 0.1

EURO

52,7810% -0.04

STERLİN

60,7515£% 0.03

GRAM ALTIN

6.888,09%1,14

ÇEYREK ALTIN

11.227,00%1,12

TAM ALTIN

44.750,00%1,11

ONS

4.760,66%0,87

BİST100

14.375,40%-0,76

Sabah Vakti a 02:00
Ankara HAFİF YAĞMUR 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ad826x90

Çocuklara söz hakkı veriyoruz ama o sözün taşıyacağı değerleri kuramıyoruz.
Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğreniyor.

ad826x90

23 Nisan… Dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayram. Ama bu yıl o bayram sarsıcı bir tablonun gölgesinde: Okula silahla giren çocukların…

Bir tarafta çocukları dinliyoruz, diğer tarafta bazı çocuklar sesini silahla duyurmaya çalışıyor. Bu iki görüntü aynı zeminin ürünü. Asıl soru şu: Çocuklar mı değişti, yoksa çocukluğun yaşandığı dünya mı? Bugün çocuklar, değerlerin güçlü ve tutarlı biçimde aktarıldığı bir dünyada büyümüyor. Aksine, seçeneklerin arttığı ama bu seçeneklerle ne yapılacağının belirsiz olduğu bir dünyadalar. “Kendin ol” diyoruz. Bu, çoğu zaman “kendi başına başarmalısın” anlamına geliyor.

Bireyselleşme burada devreye giriyor. Ulrich Beck ve Elisabeth Beck-Gernsheim’in vurguladığı gibi, birey özgürleşirken aynı anda kendi hayatının sorumluluğunu daha fazla tek başına taşımak zorunda kalıyor. Çocuk için bu, henüz hazır olmadan omzuna bırakılan bir yük. Üstelik mesele bununla da sınırlı değil. Çocukluk, aynı zamanda rekabetin yoğunlaştığı bir alana dönüşüyor. Başarı, görünürlük, performans… Sürekli bir karşılaştırma hali.

 

ad826x90

Karl Marx’ın tartışmaya açtığı rekabet mantığı, bugün ekonomik alanın ötesine taşarak hayatın her yerine yayılmış durumda. Çocuk da yavaş yavaş şunu öğreniyor: Değerli olmak, çoğu zaman önde olmakla eştir. Bu algı, bazı durumlarda öfkenin ve çaresizliğin şiddet üzerinden ifade edilmesini kolaylaştıran bir zemine evrilebiliyor. Bu durum, çocukların başkalarıyla kurduğu ilişkiyi de değiştiriyor. Birlikte olmak önemini yitirirken, öne çıkmak daha belirleyici hale geliyor.

Zygmunt Bauman’ın akışkan modernite olarak tanımladığı bu dünyada, bağlar kalıcılığını yitiriyor; ilişkiler daha kırılgan ve geçici hale geliyor. İnsanlar daha hızlı bağ kuruyor, bağlarını daha hızlı terk ediyor. Çocuk bunu görüyor. Ve başkası, yanında kalacak biri olmaktan çıkıp, kolayca vazgeçilebilen biri haline gelebiliyor.

Böyle bir zeminde yalnızlık büyürken, onunla birlikte başka bir eğilim de güçleniyor: ben-merkezcilik. Burada ince bir çizgi var. Birey olmak başka, “önce ben” demek başka. Rekabetin yoğunlaştığı, bağların zayıfladığı ortamlarda bu çizgi kolayca aşılabiliyor.

Değer dediğimiz şey de tam burada kırılganlaşıyor. Çünkü değer, tek başına kurulmaz; ortaklaşa yaşanır. Ortak zemin zayıfladığında neyin doğru, neyin kabul edilebilir olduğu belirsizleşir. Émile Durkheim’ın anomi olarak tanımladığı bu durumda, normlar zayıflar, sınırlar belirsizleşir; birey yönünü bulmakta zorlanır. Bu zeminde, çocuk hem özgür hem de yönsüz hissedebilir.

ad826x90

Albert Bandura’nın da vurguladığı gibi, çocuk davranışı gözlemleyerek öğrenir. Sürekli rekabet görüyorsa, sürekli kıyaslanıyorsa, sürekli öne çıkanın daha değerli sayıldığını görüyorsa… Şiddet onun için kaçınılmaz olmaz; ama mümkün hale gelebilir.

Bu yüzden mesele sadece güvenlik değil. Sadece önlem almak da yetersiz. Asıl mesele şu: Çocuklar nasıl bir dünyanın içinde büyüyor? Yapılması gereken şey geçmişi idealize etmek yerine şu gerçeği görmek: Çocuklara değerler, eskiden olduğu gibi daha görünür, daha tutarlı ve birlikte yaşanarak aktarılmadığında, boşluğu başka şeyler doldurur.

23 Nisan’da çocuklara koltuk veriyoruz; sembolik olarak söz ve yetki tanıyoruz. Oysa o koltuğu taşıyacak zemini kurmakta zorlanıyoruz. İhtiyaç çok açık: Değerleri yeniden öğretmek. Sözle değil, yaşamın içinde… Ailede, okulda, gündelik ilişkilerde… Saygıyı, sınırı, empatiyi, birlikte var olmayı yeniden görünür kılarak…

PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN – İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Sinema için bunca acıya değer mi?

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.