DOLAR

44,9265$% 0.1

EURO

52,7810% -0.04

STERLİN

60,7515£% 0.03

GRAM ALTIN

6.888,09%1,14

ÇEYREK ALTIN

11.227,00%1,12

TAM ALTIN

44.750,00%1,11

ONS

4.760,66%0,87

BİST100

14.375,40%-0,76

Sabah Vakti a 02:00
Ankara HAFİF YAĞMUR 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Haberdili.com’a değer katan yeni bir kalem: Doç. Dr. Emre Dinçer yazılarıyla bizimle

ad826x90

Haberdili.com, güçlü kalemleri ve derinlikli analizleriyle gündemi sadece aktaran değil, aynı zamanda anlamlandıran bir yayın çizgisiyle büyümeye devam ediyor. Bu vizyon doğrultusunda aramıza katılan yeni yazarımız Doç. Dr. Emre Dinçer, akademik birikimi ve sahaya dokunan tespitleriyle dikkat çekiyor. Eğitimden dijital medyaya, risk yönetiminden toplumsal dönüşümlere uzanan geniş perspektifiyle Dinçer, okuyucularımıza yalnızca bilgi sunmakla kalmayıp, düşünmeye sevk eden güçlü analizler ortaya koyuyor.

ad826x90

“Krizin gürültüsü, riskin sessizliği” başlıklı bu çarpıcı yazısında ise, eğitim sistemimizin görünmeyen kırılganlıklarına ışık tutarak, geleceğimizi doğrudan ilgilendiren hayati bir meseleye dikkat çekiyor. Şimdi, Doç. Dr. Emre Dinçer’in kaleminden dikkatle okunması gereken o analiz…

Krizin gürültüsü, riskin sessizliği: Okullarımız ve geleceğimiz için öngörü nizamı

Binlerce yıllık köklü bir geçmişe dayanan Türk devlet geleneği, tarihin farklı dönemlerinde edindiği engin tecrübeyle, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir kurumsal hafıza ve beka iradesi ortaya koyduğu bilinen bir olgudur. Bu kudretli yapı sadece güç kullanabilme kabiliyeti ile değil aynı zamanda olumsuz durumların oluştuğu vasatı öngörebilme becerisiyle devamlılığını sürdürebilir. Kurumlar kendi içindeki tehlike sinyallerini okuyamadıklarında öngörülebilirlik vasfını kaybetmeye başlarlar. Türkiye’de eğitim sisteminin böyle bir “öngörü nizamı” sorunuyla karşı karşıya olduğunu söylemek zorundayız.

2026 yılının bahar aylarında, sadece 44 günlük bir zaman dilimi içinde, üç farklı şehrimizde yaşananlar bu yapısal sorunun bariz birer vesikasıdır. 2 Mart’ta İstanbul Çekmeköy’de 17 yaşındaki bir öğrencinin biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’i hayattan koparması; 14 Nisan’da Şanlıurfa Siverek’te eski bir öğrencinin okula av tüfeğiyle girerek 16 kişiyi yaralaması; ve hemen ertesi gün, 15 Nisan’da Kahramanmaraş Onikişubat’ta 14 yaşındaki bir ortaokul öğrencisinin babasına ait silahlarla 8 öğrenci ve 1 öğretmeni katletmesi. Üç olay, üç farklı şehir ve üç farklı eğitim kademesi. Bütün bunların tesadüfi birer cinnet anı ya da öngörülemez “kader” planı olduklarını söylemek oldukça zor.

Meseleye yakından baktığımızda, her üç vakada da hakikatin, yani yaklaşan tehlikenin yavaş yavaş geldiğini, ancak onu okuyacak bir sistemin olmadığını, olsa bile sistemde aksayan yönlerin olduğunu görüyoruz. Çekmeköy’deki saldırganın öfke patlamaları ve kendine zarar verme eğilimleri 2025’in başından beri okulun rehberlik birimi tarafından biliniyordu. Siverek’teki saldırgan, eylemini günler öncesinden sosyal medyada açıkça ilan etmiş, adeta bağırarak gelmişti. Kahramanmaraş’ta tetiği çeken çocuğun evdeki silahlara erişimi ve şiddet eğilimi bir sır değildi. Tehlikeye dair enformasyon sistemin içindeydi, ancak onu işleyecek, büyütecek ve koruyucu bir eyleme dönüştürecek yapısal bir mekanizma yoktu veya mevcut protokole tam olarak uyulmadı.

ad826x90

Mevcut duruma baktığımızda MEB’e bağlı eğitim kurumlarında risk yönetimi, politika düzeyinde proaktif araçlara (risk haritaları, eylem planları, erken uyarı sistemleri) sahip olsa da kurumsal kültür olarak tam anlamıyla proaktif değildir. Uygulama, okuldan okula ve ilçe/ile göre değişkenlik göstermekte; kaynak, personel ve koordinasyon eksiklikleri nedeniyle riskler sıklıkla olay meydana geldikten sonra yönetilmektedir. MEB’in son dönemdeki adımları (şiddet eylem planlarının zorunlu kılınması, psikososyal desteklerin güçlendirilmesi ve güvenlik zirveleri), kültürü güçlendirme yönünde önemli bir çaba olsa da kalıcı ve sistematik bir dönüşüm için öğretmen eğitimi, personel sayısının artırılması ve veri entegrasyonunun (E-Okul ile risk sistemlerinin tam entegrasyonu) yaygınlaştırılması gerekmektedir. Kısacası, mevcut altyapı proaktif risk yönetimini destekler niteliktedir; ancak kültürel ve operasyonel olarak tam anlamıyla proaktif bir yapıdan söz etmek için henüz erken aşamadayız

İşte tam bu noktada, sosyolog Ulrich Beck’in “risk toplumu” tezini okullarımız için yeniden düşünmek zorundayız. Türkiye’de eğitim kurumlarının proaktif bir “risk yönetimi” kültürüne sahip olduğunu söylemek oldukça zor. Maalesef basına yansıdığı kadarıyla okullarımız, olaylar patlak verdikten sonra devreye giren reaktif, hasar tespitine dayalı ve kurumu korumaya odaklı bir “kriz yönetimi” anlayışına sahip gibi görünüyorlar. Güvenlik dendiğinde akla sadece kapıdaki kameralar, metal detektörleri veya güvenlik görevlileri geliyor. Oysa uluslararası araştırmalar, okulları asıl güvenli kılan şeyin donanım değil; enformasyon paylaşım kapasitesi, tehdit değerlendirme yetkinliği ve öğretmen-öğrenci arasındaki güven ilişkisi olduğunu gösteriyor. Bu yapısal sorunun çözümüne katkı sağlayacak “Okul Risk Zekası” kavramını yani yeni nesil bir öngörü nizamını tesis etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Kısaca proaktif risk yönetimi olarak tanımlanabilecek bu sistem risk farkındalığı, risk okuryazarlığı, risk kültürü, risk iletişimi ve risk yanıtı becerilerinin özümsenmesine dayanıyor.

Bir öğrencinin sıra arkadaşındaki tuhaf değişimi “fark etmesi” (risk farkındalığı) yeterli değildir. Öğrencilerin yaklaşan bir şiddeti bilip de susması ahlaki bir çöküş değil, yapısal bir iletişim başarısızlığıdır. Kurumun, bu bilgiyi güvenle alacak, öğrenciyi ispiyoncu damgasından koruyacak anonim raporlama kanallarını (risk iletişimi) inşa etmesi şarttır. Dahası, okul yöneticilerinin “kurumun adı çıkmasın”, “itibarımız zedelenmesin” diyerek bu sinyalleri sümen altı etmeyeceği, risk bilgisinin şeffafça paylaşıldığı bir “risk kültürüne” ihtiyaç vardır.

Kahramanmaraş’taki vaka, meselenin sadece okul duvarları arasında çözülemeyeceğini, aileyi de kapsayan ekolojik bir risk iletişimine muhtaç olduğumuzu acı bir şekilde gösterdi. Kolluk kuvveti geçmişi olan bir ailenin evindeki cephanelik, okuldaki öğretmenin radarından tamamen uzaktaydı.

ad826x90

Eğitimin  temelinde yatan şey “güven” ve “öngörülebilirlik” zeminidir. O zemin kaydığında, kurallar yerini ihtimallere bırakır. “Ne doğrudur?” sorusu geriye düşer, “Başıma ne gelir?” sorusu öne çıkar. Okullarımızı, çocukların ve öğretmenlerin “Bugün başıma ne gelir?” endişesiyle ihtimallere göre yaşadığı yerler olmaktan çıkarmak zorundayız. Şiddeti, kapıda bekleyen fedakâr polislerimizle değil; idaresi, öğretmeni, öğrencisi ve ailesiyle örülmüş devasa bir “risk zekâsı” ağıyla durdurabiliriz. Aksi takdirde mesele sadece eğitimde bir kalite kaybı değil; geleceğimizi yaşatma kabiliyetinin bizzat yara almasıdır. Krizin gürültüsüyle uyanmaktansa, riskin sessiz fısıltısını duyabilen bir sistem inşa etmek artık bir tercih değil, ontolojik bir zorunluluktur.

DOÇ. DR. EMRE DİNÇER KİMDİR?

Emre Dinçer, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır. Doktora derecesini Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uzaktan Eğitim programından, açık ve uzaktan öğrenme sistemlerinde sürdürülebilir risk zekası oluşturma üzerine hazırladığı teziyle almıştır. Akademik çalışmaları, risk iletişimi, dijital medya okuryazarlığı ve gazetecilik eğitiminde yapay zekanın rolü dahil olmak üzere, teknoloji ve iletişim kesişimine odaklanmaktadır. Emre Dinçer’in sosyal medya üzerinden dezenformasyon yönetimi, dijital platformlardaki siyasi imgelerin göstergebilimsel analizi ve dijital yayın platformlarının kültürel kimlik üzerindeki etkisi konularında çalışmaları bulunmaktadır. Bilimsel çalışmalarının yanı sıra, uzun süreli Erasmus Koordinatörlüğü ile idari deneyime sahiptir.

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Hakikatin aşınması ve dijital öznenin inşası: Mikro’dan Meta’ya bir kırılma rejimi

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.