DOLAR

47,9143$%0,00

EURO

55,4857%-0,07

STERLİN

64,8673£%-0,12

GRAM ALTIN

6.765,88%-0,57

ÇEYREK ALTIN

11.027,00%-0,35

TAM ALTIN

43.931,00%-0,35

ONS

4.388,36%-0,64

BİST100

%

Sabah Vakti a 02:00
Ankara AÇIK 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

2036’da refah ve kaos arasında robotların ürettiği bolluğun paylaşımı

ad826x90

Elon Musk’ın 23 Temmuz 2026’da The Economist’e verdiği söyleşi, yapay zekânın geleceğine ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşımıştır. Musk, önümüzdeki on yıl içinde yapay zekânın insanlığın toplam zihinsel kapasitesini aşabileceğini, robotların dijital ve fiziksel görevlerin büyük bölümünü üstlenebileceğini, üretimin insan gereksinimlerinin üzerine çıkabileceğini ve paranın giderek önemini kaybedebileceğini ileri sürmektedir. Bu tasvirde çalışma, geçim sağlamaya bağlı zorunlu bir uğraştan kişinin tercih ettiği bir faaliyete dönüşmektedir. Evrensel yüksek gelir kavramı da otomasyonun meydana getirdiği ekonomik değerin geniş kesimlere aktarılacağı yeni bir maddi güvence düzenini anlatmaktadır (The Economist, 2026).

ad826x90

2036, kesinleşmiş bir takvimden çok birbirine bağlı varsayımların simgesidir. Genel amaçlı robotların güvenli biçimde seri üretime geçmesi, enerji ve hesaplama maliyetlerinin azalması, tedarik zincirlerinin bu sistemleri taşıması, işletmelerin üretim yapılarını yeniden düzenlemesi ve elde edilen kazancın geniş kesimlere aktarılması gerekmektedir. Teknoloji tarihinde etkileyici prototiplerle yaygın ekonomik kullanım arasında uzun dönemler bulunmaktadır. Dijital araçlar ise fiziksel altyapı gerektiren yeniliklerden daha hızlı yayılabilmektedir. Bu çift yönlü gerçeklik, Musk’ın öngörüsünün küçümsenmeden ve kesin gelecek bilgisine dönüştürülmeden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Tartışmanın bir yanında maliyetlerin düşeceği, kıtlığın azalacağı, ağır görevlerin makinelere geçeceği ve insanlara daha geniş zaman alanı açılacağı düşünülmektedir. Diğer tarafta kitlesel iş kayıpları, gelir uçurumu, siyasal kutuplaşma ve çatışma ihtimali öne çıkarılmaktadır. Bilimsel veriler, kaçınılmaz refah ile kaçınılmaz felaket arasında daha geniş bir düşünce alanı açmaktadır. Makinelerin ulaştığı beceri düzeyi kadar üretim araçlarının mülkiyeti, ekonomik kazancın dolaşımı, eğitime erişim, sosyal korumanın kapsamı ve kamusal kararların niteliği de gelecek düzenini biçimlendirmektedir. Temel sorun, robotların kaç görevi üstleneceğinden öte, genişleyen üretim gücü karşısında insanın konumunun, emeğin anlamının ve ortak zenginlik üzerindeki hakkın nasıl tanımlanacağıdır.

Teknoloji, toplumsal düzen içinde kurumlar, değerler ve insan iradesiyle yön kazanmaktadır. Aynı araç, farklı mülkiyet ve yönetim biçimleri içinde karşıt sonuçlar meydana getirebilmektedir. Otomasyonun sağladığı zaman, çalışanların dinlenme ve öğrenme hakkını genişletebildiği gibi iş gücünün daha yoğun denetlenmesine de hizmet edebilmektedir. Veri temelli sistemler sağlık hizmetlerini yaygınlaştırabilmekte; aynı zamanda kişisel bilgilerin ekonomik ve siyasal güç kaynağına dönüşmesine zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle geleceği belirleyen unsur teknik yeniliğin varlığından çok onun hangi amaçlarla düzenlendiği, kazancının kimlere ulaştığı ve insan onuruyla nasıl ilişkilendirildiğidir. Refah ile kaos arasındaki ayrım, toplumların bu kapasiteye verdiği kurumsal ve ahlaki biçimde ortaya çıkmaktadır.

BİR ÖNGÖRÜDEN DAHA FAZLASI

Musk’ın yaklaşımı, teknoloji tarihindeki köklü bir düşüncenin güncel biçimini temsil etmektedir. Sanayi Devrimi’nden bu yana makinelerin insan emeğini azaltacağı, çalışma süresini kısaltacağı ve daha rahat bir toplum düzeni sağlayacağı düşünülmektedir. Mekanizasyon, elektrik, bilgisayarlar ve internet birçok ürünü erişilebilir hâle getirmiş; sağlık, haberleşme, ulaşım ve bilgiye erişim alanlarında belirgin ilerlemeler sağlamıştır. Aynı dönüşümler meslek kayıpları, bölgesel gerilemeler, ücret baskısı ve uyum güçlükleri de meydana getirmiştir.

ad826x90

2036 anlatısı, üretim kapasitesinin olağanüstü yükselmesi hâlinde kıtlık ekonomisinin temel mantığının zayıflayacağı varsayımına dayanmaktadır. Robotların tarımdan konuta, ulaşımdan bakıma kadar çok sayıda mal ve hizmeti düşük maliyetle sunması, ücretli çalışmanın geçim içindeki ağırlığını azaltabilmektedir. Yapay zekâ bilimsel araştırmayı hızlandırmakta, enerji kullanımını daha verimli hâle getirmekte, kişiselleştirilmiş eğitimi yaygınlaştırmakta ve sağlık hizmetlerinin kapsama alanını genişletmektedir. Böyle bir kapasite, uygun paylaşım mekanizmalarıyla geniş bir refah kaynağına dönüşebilmektedir.

Uluslararası Robotik Federasyonunun verilerine göre 2024 yılında fabrikalara 542 bin yeni endüstriyel robot kurulmuş, dünya çapındaki faal robot stoku 4,66 milyona ulaşmıştır. Yıllık kurulum sayısı on yıl öncesinin iki katını aşmıştır (International Federation of Robotics/IFR, 2025). Bununla birlikte bugünün endüstriyel makineleri çoğunlukla tanımlanmış görevleri düzenlenmiş ortamlarda ve insan gözetimi altında yerine getirmektedir. Bir otomobil fabrikasındaki robot kol ile ev ortamında yaşlı bakımını güvenli, nazik ve bağlama duyarlı biçimde sürdürebilecek genel amaçlı insansı sistem arasında önemli bir teknik mesafe bulunmaktadır.

Robot sayısındaki artış, geleceğin meslek düzenini tek başına açıklayan kesin bir ölçüt oluşturmamaktadır. Bir buluşun laboratuvarda mümkün hâle gelmesi, güvenilir ürüne dönüşmesi, ekonomik ölçekte uygulanması ve gündelik hayatın meşru bir parçası olarak kabul edilmesi birbirinden ayrı süreçlerdir. Hukuk, kültür, maliyetler, kurumsal yapılar ve kamusal beklentiler teknik kapasitenin yönünü belirlemektedir. Önümüzdeki on yıl, mesleklerin topluca ortadan kalktığı tek yönlü bir dönemden çok insan emeğinin anlamının, uzmanlığın sınırlarının ve makineyle kurulan ilişkinin yeniden tanımlandığı bir dönüşüm sürecine işaret etmektedir.

MESLEKLERİN DÖNÜŞEN SINIRLARI

İstihdam tartışmasındaki temel yanılgılardan biri meslek ile görevin aynı kabul edilmesidir. Bir meslek; teknik işlemler, iletişim, muhakeme, sorumluluk, fiziksel hareket, kurumsal bilgi ve beklenmedik durumlarla başa çıkma gibi farklı bileşenleri içermektedir. Yapay zekâ bu parçaların bazılarını devralmakta, bazılarını hızlandırmakta, kalanların önemini artırmaktadır. Hekimin rapor hazırlama süreci otomatikleşebilirken hastanın kaygısını anlamak, birden fazla bulguyu birlikte yorumlamak ve tedavi sorumluluğunu taşımak insani değerlendirme gerektirmektedir. Gazetecinin ses kaydı çözümlenebilmekte, arşiv taraması hızlanmakta ve veri kümeleri sınıflandırılabilmektedir; kaynağın güvenilirliğini ölçmek, kamusal sonucu kavramak ve editoryal karar vermek mesleki yetkinliğe dayanmaktadır. Çiftçi sensörler, uydu görüntüleri ve tahmin modelleriyle daha isabetli kararlar alabilmektedir; toprağın yerel özelliklerini, mevsimsel değişkenliği ve üretim riskini birlikte yorumlamak saha bilgisini korumaktadır.

ad826x90

Uluslararası Çalışma Örgütünün 2025 tarihli araştırması, dünya genelindeki çalışanların yaklaşık dörtte birinin üretken yapay zekâya belirli ölçüde açık mesleklerde bulunduğunu göstermektedir. Küresel istihdamın yüzde 3,3’ü en yüksek maruz kalma grubunda yer almaktadır. Kurum, çoğu işin bütünüyle ortadan kalkmasından çok görev bileşiminin dönüşeceğini öngörmektedir (Gmyrek et al., 2025). Bu ayrım, etkilenmek kavramının doğrudan işsiz kalmak anlamına gelmediğini; çalışma yönteminin, gerekli becerilerin, üretim hızının ve sorumluluk dağılımının değişebileceğini göstermektedir.

Dünya Ekonomik Forumunun 2025 raporu, 2030’a kadar 92 milyon mevcut rolün yerinden olabileceğini, aynı dönemde 170 milyon yeni pozisyonun doğabileceğini öngörmektedir. Net artış olumlu görünmekle birlikte yeni görevlerin hangi ülkelerde ortaya çıkacağı, hangi nitelikleri gerektireceği ve kaybolan pozisyonlardaki kişilerin bu alanlara hangi koşullarda geçebileceği belirleyici önem taşımaktadır. Tahminler yapay zekânın yanında yeşil dönüşümü, demografik değişimi, ekonomik baskıları ve jeopolitik gelişmeleri de kapsamaktadır (World Economic Forum, 2025).

Toplam istihdam göstergeleri bireyin dönüşüm kapasitesini kendiliğinden güvence altına almamaktadır. Bir kentte açılan yüz bin veri uzmanlığı pozisyonu, başka bir bölgede üretim hattı kapanan elli yaşındaki işçiye doğrudan yeni bir mesleki kimlik kazandırmamaktadır. Emek; coğrafya, yaş, birikmiş beceri, aile sorumluluğu ve kurumsal desteklerle birlikte anlam kazanmaktadır. Yeni alanlara geçiş; eğitim süresi, gelir kaybı, yer değiştirme, psikolojik uyum ve aidiyet gibi katmanlar taşımaktadır. Teknolojik ilerlemenin toplumsal niteliği, ürettiği pozisyon sayısı kadar dönüşüm maliyetinin kimler tarafından taşındığı ve bireylere ne ölçüde zaman, güvence ve yönlendirme sağlandığıyla anlaşılmaktadır.

ÜRETKENLİK VE REFAHIN KOŞULLARI

İyimser yaklaşımın en güçlü dayanağını üretkenlik artışı oluşturmaktadır. Brynjolfsson, Li ve Raymond’un 5.172 müşteri hizmetleri çalışanını kapsayan araştırmasında yapay zekâ desteğinin saatte çözülen sorun sayısını ortalama yüzde 15 artırdığı belirlenmiştir. En yüksek kazanç, daha az tecrübeli ve düşük performans gösteren çalışanlarda görülmüştür. Sistem, başarılı çalışanların örtük bilgisini daha geniş bir gruba aktararak uzmanlık farkını daraltmıştır (Brynjolfsson et al., 2025b).

Bu bulgu, yapay zekânın insanı üretim sürecinden çıkarmak yerine becerisini çoğaltabileceğini göstermektedir. Öğretmen materyal hazırlama süresini kısaltabilmekte, küçük işletme büyük şirketlerin kullandığı analiz araçlarına erişebilmekte, araştırmacı kapsamlı alanyazını daha hızlı tarayabilmekte, teknisyen arıza olasılıklarını görüntü üzerinden karşılaştırabilmektedir. Tamamlayıcılık modeli hem üretim kapasitesini hem çalışan niteliğini geliştirebilmektedir.

Yüksek verimlilik fiyatların düşmesine, ücretlerin yükselmesine, çalışma sürelerinin kısalmasına ve kamusal hizmetlerin genişlemesine kaynak sağlayabilmektedir. Sağlık, eğitim, enerji, gıda ve ulaşım alanlarındaki maliyet azalması düşük gelirli gruplara önemli kazanımlar sunabilmektedir. Buna karşılık belirli işletmelerde ölçülen güçlü sonuçların bütün ekonomiye aynı hızda yayılması garanti edilmemektedir. Acemoglu, mevcut görev yapısı ve uygulanabilir otomasyon alanları üzerinden yaptığı hesaplamada yapay zekânın on yıllık toplam faktör üretkenliği katkısını yaklaşık yüzde 0,66 düzeyinde tahmin etmektedir (Acemoglu, 2025). Yatırım maliyeti, veri kalitesi, hukuki sorumluluk, enerji altyapısı ve kurumların yeniden düzenlenme hızı makroekonomik etkiyi sınırlandırabilmektedir. Dolayısıyla tek bir şirket uygulamasından küresel bolluk, tek bir işten çıkarma dalgasından kitlesel çöküş sonucu üretmek bilimsel ihtiyatla bağdaşmamaktadır.

DÖNÜŞÜMÜN İLK ETKİ ALANI: GENÇ İSTİHDAMI

Stanford Digital Economy Lab tarafından yayımlanan ve milyonlarca bordro kaydını inceleyen araştırmada, yapay zekâya en açık mesleklerde çalışan 22-25 yaş grubunun istihdamında 2022 sonundan Eylül 2025’e kadar yüzde 6 gerileme belirlenmiştir. Aynı alanlardaki daha tecrübeli çalışanlarda yüzde 6 ile 9 arasında artış görülmüştür. Firma etkileri denetlendiğinde en yüksek maruz kalma grubundaki gençlerin göreli istihdam kaybı yüzde 16’ya ulaşmıştır. Araştırmacılar bulguların üretken yapay zekânın etkisiyle uyumlu olduğunu, başka ekonomik etkenlerin payının bütünüyle dışlanamadığını belirtmektedir (Brynjolfsson et al., 2025a).

Bu gelişme, mesleki yetkinliğin kuşaklar arasında aktarılma biçiminde önemli bir kırılmaya işaret etmektedir. Tecrübe hazır bir bilgi paketi olarak edinilmemekte; tekrar, hata, gözlem, geri bildirim ve sorumluluk alanının zaman içinde genişlemesiyle kazanılmaktadır. Taslak hazırlamak, veri temizlemek, temel kod yazmak, müşteri taleplerini karşılamak ve rutin rapor düzenlemek, görünürde basit görevlerin ötesinde bir işlev taşımaktadır. Bu uygulamalar muhakeme gücünün geliştiği, kurumsal kültürün kavrandığı ve bireyin kendi yeterliliğini sınadığı ilk öğrenme alanlarını meydana getirmektedir. Başlangıç basamaklarının bütünüyle makinelere devredilmesi kısa dönemde verimlilik sağlarken geleceğin uzmanlık kaynağını zayıflatabilmektedir.

Gençlerin mesleğe giriş kanalları daralırken teknoloji altyapısına, veriye ve sermayeye sahip kesimlerin kazançlarının yükselmesi kuşaklar arasındaki adalet algısını sarsabilmektedir. Eğitim, çaba ve toplumsal ilerleme arasındaki bağın belirsizleşmesi; siyasal kutuplaşmayı, teknoloji karşıtı hareketleri ve kamusal güven kaybını güçlendirebilmektedir. Bu gelişmeler, geçiş sürecinin adalet ve güven ekseninde yönetilmesi gerektiğine işaret etmektedir. İnsan ile yapay zekânın birlikte çalıştığı çıraklık düzenleri, ücretli öğrenme programları, mentorluk mekanizmaları ve aşamalı sorumluluk modelleri dönüşümün daha dengeli yürütülmesini sağlayabilmektedir.

ÜRETİMİN ÖTESİNDE YOKSULLUK

Musk’ın iddiasının sağlıklı biçimde çözümlenmesi, yoksulluğun üretim miktarından daha geniş bir çerçevede ele alınmasını gerektirmektedir. Yoksunluk; gelire, mülkiyete, eğitime, sağlık hizmetlerine, güvenli konuta, enerjiye ve hukuki korumaya erişim biçimleriyle şekillenmektedir. Bir toplumun yeterli mal ve hizmet üretmesi kadar, bu kaynakların bütün kesimlere adil ve sürekli biçimde ulaşmasını sağlayan bölüşüm kurumları da önem taşımaktadır. Dünyadaki toplam gıda üretimi insan gereksinimini karşılayabilecek düzeye ulaşmışken açlığın sürmesi, bölüşüm ilişkilerinin, siyasal kurumların ve ekonomik önceliklerin belirleyici niteliğini ortaya koymaktadır.

Dünya Bankasının Mart 2026 güncellemesine göre aşırı yoksulluk oranının 2024’te yüzde 10,4 düzeyinden 2026’da yüzde 10’a gerilemesi beklenmektedir. Kurumun 2025 revizyonu, mevcut eğilimlerin sürmesi durumunda küresel nüfusun yaklaşık yüzde 9’unun 2030’da aşırı yoksulluk koşullarında kalacağını öngörmektedir (World Bank, 2025, 2026). Veriler, 2036 yılında yoksulluğun bütünüyle sona ermesi için olağanüstü yüksek bir dönüşüm hızına ve güçlü kurumsal düzenlemelere gereksinim bulunduğunu göstermektedir.

Robotlar daha fazla konut malzemesi üretebilmektedir; kent toprağının mülkiyeti, arsa fiyatları ve barınma hakkının kapsamı siyasal ve ekonomik kararlarla biçimlenmektedir. Yapay zekâ tıbbi çözümleme sağlayabilmektedir; hastane kapasitesi, ilaç erişimi, sigorta sistemi ve sağlık personelinin bölgesel dağılımı kurumsal tercihlere bağlı kalmaktadır. Otomasyon gıda maliyetlerini azaltabilmektedir; savaş, kuraklık, lojistik kesinti ve yönetsel zayıflık dağıtım süreçlerini sınırlayabilmektedir. Dijital eğitim genişleyebilmekte; cihaz, bağlantı ve güvenli çalışma ortamına erişimdeki farklılıklar çocuklar arasındaki mesafeyi büyütebilmektedir.

Üretim bolluğunun toplumsal refaha dönüşmesinde mülkiyet, erişim ve paylaşım düzeni belirleyici konum taşımaktadır. Makinelerin, verinin ve hesaplama altyapısının dar bir şirket çevresinde yoğunlaşması, toplam çıktı yükselirken emek gelirinin payını geriletebilmektedir. Rekabet mekanizmalarının zayıflaması, maliyet düşüşünün fiyatlara ve ücretlere yansımasını sınırlandırabilmektedir. Altyapının birkaç ülkenin denetiminde toplanması ise küresel güç farklılıklarını genişletebilmektedir. Yoksulluğun azaltılması, üretilen zenginliğin adil ve kapsayıcı biçimde paylaşılmasına bağlı bulunmaktadır. Makinelerin genişlettiği kapasite, güçlü bir adalet anlayışıyla ortak refaha dönüşmektedir.

EVRENSEL YÜKSEK GELİR MODELİ

Musk’ın “evrensel yüksek gelir” önerisi, insanın geçimini ücretli çalışmaya bağımlı olmaktan kısmen uzaklaştırmayı amaçlamaktadır. Robotların ve yapay zekâ altyapılarının meydana getirdiği ekonomik değerin düzenli gelir olarak aktarılması, teknolojik işsizliğin tüketim talebi üzerindeki baskısını azaltabilecek bir paylaşım modeli sunmaktadır. Temel gereksinimleri güvence altına alınan bireyler; eğitim, bakım, sanat, bilim, gönüllülük, aile ilişkileri ve kamusal katılım için daha geniş bir zaman alanına sahip olabilmektedir.

Modelin uygulanabilirliği, otomasyondan elde edilen kazancın hangi kurumsal araçlarla toplumsallaştırılacağına bağlı bulunmaktadır. Genel vergiler, robot ve veri sermayesinden alınacak paylar, kamusal teknoloji fonları, sosyal temettü sistemleri ve şirket mülkiyetinin geniş kesimlere açılması başlıca seçenekler arasında yer almaktadır. Gelirin konut, sağlık, enerji ve gıda maliyetleriyle uyumlu belirlenmesi maddi güvenceyi güçlendirmektedir. Ülkeler arasındaki kapasite farklarının dengelenmesi ise teknoloji transferi, uluslararası finansman ve ortak sorumluluk mekanizmaları gerektirmektedir. Düzenli nakit desteği, eğitim, sağlık, barınma ve ulaşım hizmetleriyle birlikte anlam kazanmaktadır. Konut arzının yetersiz kaldığı piyasalarda gelir artışı kiralara yansıyabilmekte; sağlık altyapısının sınırlı olduğu bölgelerde maddi ödeme nitelikli tedaviye zamanında erişimi sağlayamamaktadır. Refah, bireyin eline geçen para miktarının yanında güvenli hizmetlere erişimi, geleceğe duyduğu güveni ve ortak kaynaklardan adil pay almasını kapsamaktadır.

Çalışmanın insan hayatındaki yeri de gelir elde etme işlevinden geniştir. Meslek; aidiyet, toplumsal katkı, gündelik düzen, kimlik, sorumluluk ve ortak amaç duygusu sağlamaktadır. Çalışma zorunluluğunun azalması bireye zaman ve tercih özgürlüğü kazandırabilmektedir. Üretim süreçlerinden bütünüyle uzaklaşma ise kişinin kendisini toplumsal düzen içinde işlevsiz hissetmesine yol açabilmektedir. Kalıcı refah; gelir, hizmet, katılım, anlam ve saygınlık arasında kurulacak dengeli ilişkiyle biçimlenmektedir.

KAOS VE SAVAŞ SENARYOLARININ TOPLUMSAL DAYANAKLARI

Mevcut araştırmalar, çatışma riskini iş kayıplarına bağlayan tek yönlü bir açıklamadan çok ekonomik krizler, gelir eşitsizliği, kurumsal zayıflık, milliyetçilik, kaynak rekabeti ve siyasal kutuplaşmanın ortak etkisini öne çıkarmaktadır. Teknolojik dönüşüm, söz konusu dinamiklerin etkisini büyüten unsurlardan biri olarak işlemektedir.

Üst düzey bilimsel konferanslarda yayın yapan 2.778 uzmanın katıldığı araştırmada, bütün mesleklerin tam otomasyona uygun hâle gelme ihtimalinin yüzde 10’a ulaşacağı yıl için 2037, yüzde 50’ye ulaşacağı dönem için 2116 medyanı belirlenmiştir. Katılımcılar yanlış bilgilendirme, otoriter denetim ve eşitsizlik gibi riskler konusunda ciddi kaygılar bildirmiştir (Grace et al., 2025). Bulgular, 2036 için kesin bir tam otomasyon öngörüsünden çok geniş bir belirsizlik aralığına işaret etmektedir.

Uluslararası Para Fonu, küresel istihdamın yaklaşık yüzde 40’ının yapay zekâdan etkilenebileceğini, gelişmiş ekonomilerde bu oranın yüzde 60’a yaklaşabileceğini hesaplamaktadır. Etkinin bir bölümü üretkenlik artışı sağlarken diğer bölümü ücretler ve istihdam üzerinde baskı meydana getirebilmektedir. Teknolojik kazançların sermaye sahiplerinde yoğunlaşması gelir eşitsizliğini genişletebilmektedir (Cazzaniga et al., 2024).

Kaos riskini büyüten temel unsur, teknolojinin varlığından çok dönüşüm karşısındaki kurumsal hazırlığın yetersiz kalmasıdır. Değişimin hızı eğitim sisteminin uyum kapasitesini aştığında, sosyal güvenlik yeni çalışma biçimlerini kapsamadığında, vergi tabanı emekten sermayeye yöneldiği hâlde kamu gelirleri yeniden düzenlenmediğinde ve karar süreçleri sınırlı sayıdaki şirketin denetiminde toplandığında gerilim derinleşmektedir. Üretkenlik kazançlarının adil paylaşılması, çalışanların karar süreçlerine katılması, gençler için yeni mesleki giriş yollarının geliştirilmesi ve temel kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi aynı kapasiteyi daha kapsayıcı bir düzene yöneltebilmektedir. Savaş ve refah, makinenin yazılımında önceden tanımlanmış sonuçlar oluşturmamaktadır; ekonomik tercihler, siyasal kurumlar, uzlaşma kültürü ve paylaşım ilkeleri tarafından biçimlendirilmektedir.

2036’YA HAZIRLANMAK

Önümüzdeki on yılın temel gereksinimi, korkuyu çoğaltmak veya iyimserliği mutlaklaştırmak yerine hazırlık kapasitesini geliştirmektir. Eğitim programlarının yapay zekâ çıktısını sorgulama, kaynak doğrulama, etik karar verme, alan bilgisiyle teknoloji kullanımını birleştirme ve karmaşık sorunları yorumlama becerilerine yönelmesi gerekmektedir. Giriş düzeyi görevlerin insan ile yapay zekânın birlikte çalıştığı öğrenme alanları olarak yeniden düzenlenmesi, geleceğin uzmanlık kaynağını korumaktadır.

Mülkiyet ve paylaşım düzeni de bu hazırlığın merkezinde yer almaktadır. Robotların ve modellerin meydana getirdiği kazanç; ücret artışı, daha kısa çalışma süresi, çalışan ortaklığı, sosyal temettü, kamusal teknoloji fonu veya evrensel gelir biçimlerinde topluma aktarılabilmektedir. Yüksek gelirli ülkelerin veri merkezi, nitelikli insan kaynağı ve yatırım sermayesi üstünlüğü; açık bilim, uygun maliyetli altyapı, yerel dil teknolojileri, veri egemenliği ve uluslararası finansman araçlarıyla dengelenmelidir. Kamusal tartışmanın da kesin hükümlerin ötesine geçerek ölçülebilir göstergelere, düzenli etki incelemelerine ve farklı kesimlerin temsil edildiği müzakere ortamlarına dayanması gerekmektedir.

Hazırlık sürecinin zamansal boyutu da önem taşımaktadır. Eğitim ve sosyal güvenlik reformları, iş kayıpları görünür hâle gelmeden önce başlatılmalı ve önleyici geçiş programlarıyla desteklenmelidir. Mesleklerin görev yapısı düzenli biçimde izlenmeli, yüksek risk taşıyan alanlar önceden belirlenmeli ve bölgesel geçiş planları hazırlanmalıdır. Üniversiteler, meslek kuruluşları, sendikalar, yerel yönetimler ve işletmeler ortak veri üretmelidir. Böyle bir öngörü sistemi, dönüşüm maliyetini kriz anında karşılamak yerine değişimin yönü belirginleşirken paylaşmayı mümkün kılmaktadır.

GELECEĞİN BELİRLEYİCİ MESELESİ

Elon Musk’ın 2036 öngörüsü, teknoloji dünyasının büyüyen kapasitesini görünür hâle getirmektedir. Yapay zekâ ve robotlar üretimi artırabilmekte, ağır görevleri azaltabilmekte, bilimsel gelişmeyi hızlandırabilmekte ve temel hizmetlerin maliyetini düşürebilmektedir. Aynı sistemler giriş düzeyi pozisyonları daraltabilmekte, emek gelirini baskılayabilmekte ve ekonomik gücü sınırlı çevrelerde yoğunlaştırabilmektedir.

Gelecek, teknik kapasite ile toplumsal tercihlerin birlikte biçimlendirdiği çoklu olasılıklardan meydana gelmektedir. Robotların daha fazla üretmesi refah için güçlü bir kapasite sağlamaktadır; yoksulluğun azalması ise erişim, paylaşım, adalet ve siyasal iradeyle olanaklı hâle gelmektedir. Makinelerin genişlettiği üretim gücünün insanlığın ortak iyiliğine dönüştürülmesi, dönemin belirleyici meselesini oluşturmaktadır. İnsan onurunu, toplumsal katılımı ve kuşaklar arası adaleti koruyan düzenlemeler bu dönüşümün yönünü tayin etmektedir. Kaos ve refah, izlenecek politikaların karşıt olasılıkları olarak biçimlenmektedir. 2036’nın dünyasını robotların becerisi kadar bugünden geliştirilecek eğitim politikaları, sosyal koruma sistemleri, mülkiyet tercihleri ve kamusal kararların niteliği belirleyecektir.

PROF. DR. GÜLSÜN KURUBACAK ÇAKIR- ANKARA HBV ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

KAYNAKÇA

Acemoglu, D. (2025). The simple macroeconomics of AI. Economic Policy, 40(121), 13-58. https://doi.org/10.1093/epolic/eiae042

Brynjolfsson, E., Chandar, B., & Chen, R. (2025a). Canaries in the coal mine? Six facts about the recent employment effects of artificial intelligence. Stanford Digital Economy Lab. https://digitaleconomy.stanford.edu/publication/canaries-in-the-coal-mine-six-facts-about-the-recent-employment-effects-of-artificial-intelligence /

Brynjolfsson, E., Li, D., & Raymond, L. R. (2025b). Generative AI at work. The Quarterly Journal of Economics, 140(2), 889-942. https://doi.org/10.1093/qje/qjae044

Cazzaniga, M., Jaumotte, F., Li, L., Melina, G., Panton, A. J., Pizzinelli, C., Rockall, E. J., & Tavares, M. M. (2024). Gen-AI: Artificial intelligence and the future of work (Staff Discussion Note No. 2024/001). International Monetary Fund. https://doi.org/10.5089/9798400262548.006

Gmyrek, P., Berg, J., Kamiński, K., Konopczyński, F., Ładna, A., Nafradi, B., Rosłaniec, K., & Troszyński, M. (2025). Generative AI and jobs: A refined global index of occupational exposure (ILO Working Paper No. 140). International Labour Organization. https://doi.org/10.54394/HETP0387

Grace, K., Sandkühler, J. F., Stewart, H., Weinstein-Raun, B., Thomas, S., Stein-Perlman, Z., Salvatier, J., Brauner, J., & Korzekwa, R. C. (2025). Thousands of AI authors on the future of AI. Journal of Artificial Intelligence Research, 84, 1-48. https://doi.org/10.1613/jair.1.19087

International Federation of Robotics. (2025). World robotics 2025: Industrial robots-Executive summary. https://ifr.org/img/worldrobotics/Executive_Summary_WR_2025_Industrial_Robots.pdf

The Economist. (2026, July 23). An interview with Elon Musk [Audio podcast episode]. In The Intelligence from The Economist. https://shows.acast.com/theintelligencepodcast/episodes/an-interview-with-elon-musk

World Bank. (2025, June 5). June 2025 update to global poverty lines. https://www.worldbank.org/en/news/factsheet/2025/06/05/june-2025-update-to-global-poverty-lines

World Bank. (2026, March 26). March 2026 global poverty update: New data and updated poverty numbers. https://blogs.worldbank.org/en/opendata/march-2026-global-poverty-update-from-the-world-bank–new-data-a

World Economic Forum. (2025). The future of jobs report 2025. https://www.weforum.org/publications/the-future-of-jobs-report-2025/

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Bilinç ve madde: aynı atomlardan benlik nasıl doğuyor? (2)

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri