DOLAR

49,6090$%0,08

EURO

55,5785€%-0,14

STERLİN

66,4170£%-0,14

GRAM ALTIN

6.384,76%-0,62

ÇEYREK ALTIN

10.548,00%-0,08

TAM ALTIN

42.043,00%-0,08

ONS

3.995,69%-0,72

BİST100

%

Sabah Vakti a 05:54
Ankara AÇIK 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Artık Her Şeye Katlanmak İstemiyorum

ad826x90

 

ad826x90

Artık Her Şeye Katlanmak İstemiyorum

Psikolojik-felsefi deneme

Bazen insanın içinde öyle bir nokta vardır ki, oraya gelene kadar her şeye katlanır. Susmaya, beklemeye, anlaşılmamaya, kaybetmeye, yeniden başlamaya, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya… Sonra bir gün o noktaya ulaşır ve içinde bir şeylerin değiştiğini hisseder. Eskiden kendisini inciten olaylara artık aynı şekilde tepki vermez, giden birinin ardından bakmaz, kırılmış ilişkileri onarmak için kendinden parçalar koparmaz. Sanki içinde yıllardır konuşan bir ses birden susar. Oysa bu, huzur değildir. Bu, insanın kendi içinde başlattığı sessiz bir başkaldırıdır. Belki de en derin başkaldırı, insanın başkalarına değil, kendisini yaşamaya zorladığı hayata karşı başlattığıdır.

Artık her şeye katlanmak istemiyorum. Her şeyi affetmek, herkesin nedenini anlamak, herkesin yarasına merhem olurken kendi yarama yabancı kalmak istemiyorum. Neden hep anlayan taraf ben olmak zorundayım? Biri beni incittiğinde onun geçmişini, yaşadıklarını, korkularını ve zorluklarını düşünmek zorundayken ben incindiğimde neden hiç kimse içimde nelerin yıkıldığını sormuyor? Neden insanın iyiliği başkalarının rahatlığına dönüştüğünde onun yorulma hakkı unutuluyor? Neden sabırlı olduğumuz için sonsuz bir sabra sahip olduğumuz, sustuğumuz için derdimizin bulunmadığı, ayakta kaldığımız için yardıma ihtiyaç duymadığımız düşünülüyor?

ad826x90

Belki de buna biraz da kendimiz zemin hazırlıyoruz. Her incindiğimizde içimize attığımızda, her defasında “Önemli değil.” diyerek kendimizi sakinleştirdiğimizde, bir başkasının kalbi kırılmasın diye kendi gerçeğimizi gizlediğimizde insanlara şu mesajı veriyoruz: Benim de sınırlarım var ama onları aşabilirsiniz. Ben de yoruluyorum ama yorgunluğumu size göstermeyeceğim. Benim de bir kalbim var ama onu kırmanın size bir bedeli olmayacak. Sonra bir gün durup kendimize soruyoruz: Ben ne zamandan beri kendime bu kadar yabancılaştım?

İnsanın kendine yabancılaşması bir anda gerçekleşmez. Küçük tavizlerle başlar. İstemediği bir şeye razı olur, söylemek istediğini söylemez, hakkı olanı talep etmez, sevgisini kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını küçültür. Başlangıçta bütün bunlara sevgi adını verir. Sonra fedakârlık, sabır, anlayış, olgunluk… Kendini ikna etmek için kelimeler bulur. Çünkü insan bazen gerçekle yüzleşmektense kendine güzel bir yalan söylemeyi tercih eder. Oysa gerçek çoğu zaman çok basittir: Sen birini kaybetmemek için kendini kaybediyorsun.

Peki, kendini kaybettikten sonra kazandığın insan, ilişki ya da hayat gerçekten sana mı ait olur? Seni olduğun gibi kabul etmeyen birinin yanında kalabilmek için her gün biraz daha değişiyorsan bir süre sonra onun sevdiği kişinin sen olmadığını fark edersin. O, senin sessizliğini seviyor ama sen konuşmak istiyorsun. O, senin anlayışını seviyor ama sen de anlaşılmak istiyorsun. O, senin her zaman yanında olmana alışmış ama sen de bir gün birinin yanında dinlenmek istiyorsun. Böylece ilişki devam ediyor, fakat sen onun içinde giderek azalıyor, görünmezleşiyor, kendi hayatının kenarında durup başkalarının rahatlığını seyreden birine dönüşüyorsun.

En tuhafı da şu: İnsan bazen kendisini en çok inciten kişilere bile düşman olamıyor. Çünkü içindeki iyilik, ona nefret etmeyi yakıştıramıyor. Anlıyor, nedenler arıyor, geçmişi hatırlıyor, güzel günleri gözünün önüne getiriyor. Bir zamanlar söylenmiş güzel sözleri, paylaşılan anıları, bir gülüşün yarattığı sıcaklığı unutamıyor. İnsan hafızası ne kadar da tuhaf! Bazen binlerce acının arasından tek bir mutlu anı seçip çıkarıyor ve o anıyı kaybetmemek uğruna bütün acılara katlanmayı göze alıyor. Sanki kalp, kendini kandırmak için en güzel hatıraları kullanıyor.

ad826x90

Oysa güzel anılar, kötü bir ilişkiyi iyi bir ilişkiye dönüştürmez. Bir insanın geçmişte sana yaşattığı mutluluk, bugün sana yaşattığı acıyı haklı çıkarmaz. Bir zamanlar seni sevmiş olması, bugün seni incitme hakkı vermez. Bir zamanlar yanında bulunması, sonsuza kadar yanında kalacağına dair bir sözleşme değildir. Bunu anlamak kolaydır, kabul etmekse zordur. Çünkü bazen insanın sevdiği şey, karşısındaki kişinin kendisi değil, onunla birlikte yaşayabileceğine inandığı hayattır. Onunla dönüşebileceği insanı, yaşayabileceği günleri, gerçekleşeceğine inandığı geleceği sever. Sonra o ihtimali kaybetmemek için gerçeğe gözlerini kapatır.

İnsan yalnızca birini kaybettiğinde yas tutmaz. Bazen hiç yaşayamadığı bir hayatın da yasını tutar. Gerçekleşmeyen konuşmaların, gelmeyen insanların, söylenmeyen sözlerin, yarım kalan hayallerin yasını… Bir gün her şeyin düzeleceğine inanan kendisinin yasını tutar. O insanı bekleyen, her olaya bir anlam yükleyen, her sessizliğin ardında bir neden arayan, her gidişin bir dönüşü olacağını düşleyen eski hâlini hatırlar. Ve kaybettiği şeyin yalnızca bir insan olmadığını anlar. Bazen onunla birlikte zamanını, inancını, huzurunu, hatta kendine duyduğu saygının bir kısmını da kaybetmiştir.

Peki, şimdi ne yapmalıdır? Her şeyi unutmalı mıdır? Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya mı çalışmalıdır? Herkesi hayatından çıkarıp kendisini korumaya mı yönelmelidir? Bana kalırsa insanın karşısındaki en zor soru şudur: Kendini korumayı öğrenirken kendin olarak kalmayı nasıl başarabilirsin? Çünkü acı, insanı yalnızca üzmez; onu değiştirir de. Bir zamanlar kalbiyle yaklaştığı insanlara sonradan şüpheyle bakmaya başlar. Bir zamanlar kolayca inandığı sözlere artık temkinli yaklaşır. Kapısını çalan herkesi içeri almaz. Bu bazen bilgeliktir, bazen de iyileşmemiş bir yaranın doğurduğu korku. İkisini birbirinden ayırmak, insanın kendi içine karşı dürüst olmasını gerektirir.

Artık her şeye katlanmak istemiyorum. Ama taşlaşmak da istemiyorum. Hiç kimseye güvenmeyen, kimseye ihtiyaç duymayan, her yakınlaşmada bir tehlike arayan birine dönüşmek istemiyorum. Hâlâ samimiyete inanmak istiyorum. Bir insanın sözünün arkasında durmasına, verdiği değeri ertesi gün de hatırlamasına, sevgisini yalnızca ihtiyaç duyduğunda değil, sıradan günlerde de göstermesine inanmak istiyorum. İnsanların birbirine iyi gelebileceğine hâlâ inanmak istiyorum. Yalnızca bu kez, kendime kötü gelmek pahasına bir başkasına iyi gelmek istemiyorum.

Çünkü insanın en büyük trajedisi her zaman yalnız kalması değildir. Bazen en büyük trajedisi, çevresinde insanlar varken kendisini yalnız hissetmesidir. Konuşacak birileri olduğu hâlde konuşamaması, derdini paylaşabilecek kadar yakın gördüğü insanların arasında bile kelimelerini dikkatle seçmesi, anlaşılmak isterken kendini açıklamaktan yorulmasıdır. Öyle bir zaman gelir ki insan artık “Beni anlayın.” demek istemez. Çünkü anlaşılabilmek için kendini defalarca anlatmak, kalbinin her köşesine ışık tutmak, niyetinin temizliğini kanıtlamak da yorucu bir mücadeleye dönüşür.

Oysa insanın her şeyi açıklamak gibi bir zorunluluğu yoktur. Herkesin kendini savunmak için mahkemeye dönüştürdüğü bir hayatı olmamalıdır. Senin susman suçunu kabul ettiğin anlamına gelmez. Yorulman zayıflık değildir. Bir ilişkiden uzaklaşman vefasızlık değildir. Bazen gitmek, karşı tarafı cezalandırmak için değil, kendini daha fazla kaybetmemek içindir. Bazen bir kapıyı kapatmak nefretten değil, o kapının ardında ne kadar uzun süre beklediğini sonunda hatırlamaktan doğar.

Bununla birlikte gitmek her zaman kolay değildir. İnsan bazen kendisini inciten bir yerden ayrılabilmek için bile kendi içinde uzun bir savaş verir. Aklı “Yeter artık!” derken kalbi biraz daha beklemek ister. Aklı gerçeği gösterir, kalbi anıları öne çıkarır. Biri kapıyı kapatır, diğeri anahtarın sesini dinler. İnsan iki sesin arasında kalır. Dışarıdan bakanlar buna kararsızlık der. Oysa bazen bu, insanın bir zamanlar bütün varlığıyla inandığı şeyden ayrılmanın acısını yaşamasıdır. İnsan yalnızca sevdiğinden değil, o sevgiye bağladığı umuttan da vazgeçmek zorundadır.

Belki de bu yüzden bazı ayrılıklar yıllarca sürer. İnsan bedenen gider ama iç dünyasında aynı yerde kalır. Bazen bir sokak, bir şarkı, bir tarih ya da sıradan bir cümle onu yeniden geçmişin ortasına götürür. O an kendine sorar: Ben iyileşmedim mi, yoksa yalnızca hatırladım mı? Her hatırlamak geri dönmek değildir. Her acı yeniden yenilmek anlamına gelmez. Bazen iyileşen bir yaranın izi kalır ve o iz bize bir zamanlar nelerden geçtiğimizi hatırlatır. İnsan geçmişini silmeden de ondan özgürleşebilir. Önemli olan, anıların artık onun yerine karar vermemesidir.

Peki ya hayat? Hayat bize neden bu kadar çok şey öğretirken öğrendiklerimizi huzur içinde yaşamamıza izin vermez? Neden iyi bir insan olmakla mutlu olmak her zaman örtüşmez? Neden bir başkasının kalbini kırmamaya çalışırken kendi kalbimizin kırılmasına göz yumarız? Neden bazı insanlar verdikleri sözleri unuturken o sözlere inananlar onları yıllarca hatırlar? Neden bir insanın hayatımıza gelişi dünyamızı değiştirirken gidişi bizi kendimizden bile şüphe ettirir?

Bu soruların hepsine cevap bulmak mümkün değildir. Belki de hayatın adaletsiz görünen yanı tam da budur: Herkes aynı derinlikte hissetmez, aynı sorumlulukla sevmez, aynı vicdanla yaşamaz. Senin için büyük anlam taşıyan bir şey, başkası için geçici bir olay olabilir. Senin yıllarca koruduğun bir ilişkiyi biri bir gün düşünmeden bir kenara bırakabilir. Senin geceler boyunca cevap aradığın bir sorunun karşı taraf için hiçbir zaman soru olmaması da mümkündür. Bu gerçek insanı incitir ama aynı zamanda onu bir yanılsamadan kurtarır: Herkesin kalbinde, bizim verdiğimiz değerin aynı ölçüde yaşamasını sağlayamayız.

Bunu kabul etmek, insanı sevgiden vazgeçmeye değil, sevgiyi daha bilinçli yaşamaya götürmelidir. Çünkü sevgi kendini unutmak değildir. Sadakat kendini cezalandırmak değildir. Fedakârlık bütün sorumluluğu tek başına taşımak değildir. Affetmek yaşananları yok saymak değildir. En önemlisi, birini anlamak onun davranışlarını kabul etmek zorunda olduğun anlamına gelmez. İnsanları anlayabilir, neden böyle davrandıklarını görebilir, hatta onlara kin beslemeden yolumuza devam edebiliriz. Anlamakla onaylamak, affetmekle yeniden güvenmek arasında bir fark vardır. Bu farkı öğrenmek, bazen insanın kendisine verdiği en büyük özgürlüktür.

Artık her şeye katlanmak istemiyorum. Ama hayat karşısında teslim olmak da istemiyorum. Yorulduysam bunu kabul etmek istiyorum. Canım yanıyorsa gülümseyerek gizlemek zorunda değilim. Bir şey bana ağır geliyorsa başkaları onu kolayca taşıyor diye kendimi zayıf görmek istemiyorum. Benim yolum bana ait. Geçtiğim mesafeyi, içimde verdiğim mücadeleleri, hangi gecelerde hangi düşüncelerle baş başa kaldığımı hiç kimse bütünüyle bilemez. Bu yüzden hayatımı başkalarının beni nasıl değerlendireceğine göre şekillendirmek istemiyorum.

İnsan bazen kendine dönebilmek için herkesin gözünde iyi görünme arzusundan vazgeçmelidir. Çünkü herkesi memnun etmek mümkün değildir. Sustuklarında da seni yanlış anlayanlar olacaktır, konuştuğunda da. Yardım ettiğinde niyetini sorgulayanlar çıkacaktır, etmediğinde de. Kaldığında da eleştirileceksin, gittiğinde de. Öyleyse neden hayatını bütün bu ihtimaller karşısında kendini savunmaya harcayasın? Neden başkalarının gözünde iyi bir insan olarak kalabilmek için kendi gözünde her gün biraz daha küçülesin? Belki de olgunluk, herkesin seni anlamasını beklemekten vazgeçip kendi gerçeğine sahip çıkabilmektir.

Ancak kendi gerçeğine sahip çıkmak, kendini her zaman haklı görmek de değildir. İnsan kendisine karşı da dürüst olmalıdır. Bazen biz de gecikmişizdir, bazen yanlış anlamışızdır, bazen korkumuzdan susmuş, bazen gururumuzdan konuşmamışızdır. Bazen bir başkasının bize yapmadığını başkasından beklemişizdir. Bazen kendi acımızın içinde başkasının acısını görememişizdir. İnsan olmak yalnızca incinen taraf olmak değildir; bazen farkında olmadan inciten taraf da olmaktır. Kendimizi korumak istiyorsak başkalarında açtığımız yaralara da bakmalıyız. Fakat bu yüzleşme bizi sonsuz bir suçluluğa mahkûm etmemeli; sorumluluğumuzu anlayıp değişebilmemize imkân vermelidir.

Belki de bugün istediğim şey çok basit: Daha az yalan, daha az bahane, daha az yarım kalmış ilişki. Söylediği sözün arkasında duran insanlar, yokluğumu yalnızca ihtiyaç duyduklarında hatırlamayan dostlar, sevgisini sözleri kadar davranışlarıyla da gösteren bir kalp… Kendimi olduğumdan farklı göstermek zorunda kalmadan konuşabileceğim bir yer. Yorulduğumda güçlü görünmek zorunda olmadığım bir ilişki. Sustuklarımda beni hemen yargılamayan, konuştuğumda kelimelerimin ardında saklanan acıyı da duymaya çalışan biri… Belki bunlar büyük beklentiler değildir. Belki de uzun süre azla yetinmiş bir insanın sonunda kendisine yakışan bir ilişki istemesidir.

Ve belki de en çok şunu diliyorum: Bir gün kendimi açıklamak zorunda kalmadan rahatça nefes alabilmeyi. Her seste bir tehlike aramamayı, her sessizliğin ardında bir ayrılık beklememeyi, her iyiliğin karşılığında bir gün hesap sorulacağından korkmamayı… Bir insanın yanında kendimi savunmadan, geçmişimi kanıtlamadan, niyetimi açıklamadan yalnızca kendim olarak kalabilmeyi. Çünkü insanın gerçek huzuru her şeyin kusursuz olduğu yerde değil, kendisinin sürekli mücadele etmek zorunda kalmadığı yerde başlar.

Bilmiyorum, hayat bundan sonra karşıma neler çıkaracak. Belki yine yanılacağım, belki yeniden birine inanacağım, belki bir gün başka bir insanın sözlerinde kendime yer bulacağım. Geleceğe kapılarımı kapatmak istemiyorum. Yalnızca geçmişin kapısında nöbet tutmaktan yoruldum. Bir zamanlar “Neden böyle oldu?” diye sorduğum bütün soruların cevabını bulamasam da hayatımı o soruların içinde tutmak istemiyorum. Her şeyin nedenini bilmeden de yoluma devam edebilirim. Herkesten bir özür beklemeden de özgürleşebilirim. Her yaraya bir açıklama bulmadan da iyileşmeye başlayabilirim.

Çünkü bazen insanın kendisine verdiği en önemli cevap hiçbir söze sığmaz. O cevap bir karardır: Artık kendini yarı yolda bırakmamak kararı. Başkalarının rahatlığı uğruna kendi acısını küçümsememek kararı. Sevilmek uğruna kendi değerinden vazgeçmemek kararı. Her gidenin ardından kendinden bir parça göndermemek, her kapı kapandığında kendini suçlamamak, her kaybın içinde kendini de kaybetmemek kararı…

Artık her şeye katlanmak istemiyorum. Bu cümlede kimseye yöneltilmiş bir tehdit de yok, dünyaya karşı kaldırılmış bir silah da. Burada yalnızca yıllarca kendini susturmuş bir insanın sonunda kendi sesini duyması var. Katlanmayı hayatın tek şartı olarak görmek istemiyorum. Her acıyı kaderin hükmü, her ayrılığı kendi suçum, her sessizliği kabul etmem gereken bir ceza gibi değerlendirmek istemiyorum. Yaşamak istiyorum. Yalnızca nefes almayı değil, içimdeki hayatın da nefes almasını istiyorum. Kendime karşı daha şefkatli, insanlara karşı daha bilinçli, sevgiye karşı daha dürüst olmak istiyorum.

Ve eğer bir gün yeniden kapım çalınırsa o kapıyı korkudan açmayacağım, yalnızlıktan da kapatmayacağım. Önce kendime bakacağım. İçimdeki sesi dinleyeceğim. Çünkü artık anlamaya başlıyorum: Hayatımda kalmaya layık insanları seçmek benim hakkım, fakat bu seçimi yaparken kendimi kaybetmemek de benim sorumluluğum.

Belki de insanın özgürlüğü her şeye karşı zafer kazanmakta değildir. Bazen özgürlük, sonunda kendine karşı yenilmeyi bırakmaktır.

Ve ben bu kez kendimi seçmek istiyorum.

Rəqsanə Babayeva – Yönetmen ve Yazar

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Yapay zekâ ve kendi kendini kopyalayan sistemler

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri