45,1877$% 0.16
53,0787€% 0.4
61,5483£% 1.18
6.704,97%1,74
10.888,00%1,45
43.401,00%1,45
4.617,17%1,63
14.442,56%0,92
02:00
Palantir Technologies, 2003 yılında Peter Thiel, Alex Karp, Stephen Cohen ve Joe Lonsdale tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulmuştur. Şirket, ilk yıllarından itibaren özellikle CIA destekli yatırım mekanizmalarıyla büyümüş; kısa sürede istihbarat, savunma ve kamu yönetimi alanlarında veri analitiği ve yapay zekâ çözümleri geliştiren bir aktör haline gelmiştir. Bugün Palantir’i bir yazılım üreticisi olarak değerlendirmek yeterli bir çerçeve sunmaz. Pentagon, NATO ve çeşitli devlet kurumlarıyla kurduğu ilişkiler, şirketin karar destek sistemlerinden operasyonel analizlere kadar uzanan geniş bir uygulama alanında yer aldığını göstermektedir. Bu durum, şirketi teknoloji üretimiyle sınırlı bir yapıdan çıkararak daha geniş bir etki alanına taşımaktadır. Palantir, veri akışlarını işleyen bir sistem olmanın ötesinde; güvenlik ve strateji alanlarında karar süreçlerine veri temelli katkı sunan bir yapı olarak öne çıkmaktadır. Şirket; veri, güvenlik ve strateji kesişiminde konumlanan, araç üretiminin ötesine geçen ve mevcut karar süreçleri içinde işlev kazanan bir bileşen haline gelmiştir.
Palantir’in 18 Nisan 2026 tarihinde X platformunda paylaştığı The Technological Republic, in brief başlıklı 22 maddelik metin, CEO Alex Karp ile Nicholas Zamiska’nın 2025 tarihli The Technological Republic kitabının yoğunlaştırılmış bir özeti olarak dolaşıma girmiştir. Söz konusu metin, doğrudan şirket tarafından kaleme alınmış bir politika belgesi niteliği taşımamaktadır. Metin, kitabın temel tezlerini kısa ve yoğun bir çerçeve içinde yeniden kuran bir öz niteliği taşımaktadır. Metin; Silicon Valley’nin ulusa karşı sorumluluğunu yeniden ele almakta, savunma teknolojilerini stratejik bir gereklilik olarak tartışmaya açmakta ve yapay zekâ temelli sistemleri tarihsel bir dönüşüm hattı içinde değerlendirmektedir. Aynı zamanda yumuşak gücün sınırlarını gündeme taşıyarak, sert güç üretim kapasitesinin yeniden düşünülmesine yönelik bir tartışma alanı açmaktadır. Business Insider, The Guardian, Al Jazeera ve TechCrunch gibi uluslararası medya kuruluşlarının metni kısa sürede gündeme taşıması, çerçevenin akademik bir tartışma alanında kalmadığını; daha geniş bir kamuoyu içinde dolaşıma girdiğini göstermektedir. Metnin bireysel bir görüş metni olmanın ötesine geçerek; kurumsal ve jeopolitik bir tartışma zemini oluşturduğunu ortaya koymaktadır.
Metnin bağlamı, Palantir’in savunma ve kamu kurumlarıyla kurduğu doğrudan operasyonel ilişkiler üzerinden somutlaşmaktadır. Şirketin veri analitiği ve yapay zekâ sistemlerini askerî ve güvenlik odaklı yapılara bütünleştiren projeleri, metinde dile getirilen görüşlerin uygulama karşılıklarını görünür kılmaktadır. 2025 yıllık raporunda gelirlerinin önemli bir bölümünün kamu müşterilerinden geldiğinin belirtilmesi ve ABD kamu gelirinde kaydedilen artış, söz konusu ilişkinin ekonomik boyutunu ortaya koymaktadır. Aynı dönemde Reuters tarafından aktarılan bilgiler, Pentagon’un Palantir’in Maven sistemini daha merkezi bir yapı içinde değerlendirdiğini ve sistemin hedef belirleme ile operasyonel planlama süreçlerinde kullanıldığını göstermektedir. Verilen örnekler, söz konusu 22 maddelik metnin kuramsal bir çerçeve sunduğunu ve belirli teknolojik uygulamalar, kurumsal ilişkiler ve stratejik yönelimler içinde anlam kazandığını ortaya koymaktadır. Metin; ürün geliştirme süreçleri, kamu iş birlikleri ve savunma teknolojileri ekseninde şekillenen daha geniş bir tartışmanın parçası olarak değerlendirilmelidir.
Metin, içerdiği ifadelerin ötesine taşınarak üretildiği kurumsal zemin, üstlendiği işlev ve açığa çıkardığı güç ilişkileri içinde okunmalıdır. Palantir Manifestosu, yirmi iki maddelik yoğun yapısıyla bir düşünce özeti sunmaktadır. Aynı zamanda şirketin kendisini teknoloji, devlet ve toplum arasındaki yeni ilişkiler alanında nasıl konumladığını görünür hale getirmektedir. Burada gerçekleştirilen okuma, metnin açık ifadeleri kadar, arka plandaki kurumsal yönelimleri, stratejik öncelikleri ve insan özneliğine ilişkin örtük varsayımları da kapsamaktadır.
Metinde yer alan yirmi iki madde, tekil ve homojen bir anlatım formuna göre kurgulanmamıştır. İddia tümceleri, kavramsal yoğunlaşmalar ve normatif yönlendirmeler aynı metinsel düzlem içinde yan yana gelmektedir. Böylece söylem, farklı ifade kiplerini eşzamanlı olarak dolaşıma sokmaktadır. Heterojen yapı, metnin düşünsel bir çerçeve sunma işleviyle birlikte, anlam üretimini genişleten, yönlendiren ve pekiştiren çok katmanlı bir söylem stratejisi kurduğunu göstermektedir.
Palantir Manifestosunun yirmi iki maddesi aşağıda yer almaktadır:
Ortaya konulan çerçeve, yirmi iki madde üzerinden teknoloji, güvenlik, toplum ve devlet ilişkilerinin kesişiminde şekillenen bütünlüklü bir yönelimi görünür kılmaktadır. Tek boyutlu bir okumaya indirgenmeyen; farklı alanlara eşzamanlı olarak temas eden çok katmanlı bir yapı sergilemektedir. Metnin sunduğu yaklaşım, hem imkânları hem de tartışma başlıklarını birlikte taşımaktadır. Yapılacak değerlendirme, maddelerin tekil ifadelerinden çok, aralarında kurulan ilişkiler, yoğunlaştıkları alanlar ve ortaya çıkardıkları etkiler üzerinden ilerlemektedir. Söz konusu yirmi iki madde, güç, teknoloji, toplum ve egemenlik eksenleri etrafında sistematik bir bütünlük içinde ele alınmaktadır.
Aşağıdaki çözümleme, yirmi iki maddeyi dört ana eksen etrafında ele alınmasında yarar vardır: güç, teknoloji, toplum ve egemenlik. Yaklaşım küresel eğilimleri yerel etkilerle birlikte okumakta; olumlu imkânları ve doğurabileceği riskleri birlikte değerlendirmekte ve somut örnekler ve güncel uygulamalarla ilerlemektedir:
Manifesto, güvenlik ve caydırıcılık kapasitesinin yazılım ve veri üzerinden yeniden kurulduğunu vurgulamaktadır. Yapay zekâ destekli hedef tespiti, operasyon planlama ve erken uyarı sistemleri dönüşümün merkezinde yer almakta ve klasik askerî güç bileşenlerine algoritmik karar desteği eklemektedir.
Olumlu Boyut
Risk Alanı
Somut Örnekler
Metin, yapay zekâyı bir araç kümesinden daha geniş bir konuma yerleştirmektedir:
veri altyapısı + modelleme + operasyonel entegrasyon üçlüsü. Sunulan bütünlük, kamu kurumlarında karar destek katmanını kalıcı hale getirilmektedir.
Olumlu Boyut
Risk Alanı
Somut Örnekler
Manifesto, teknoloji üreticilerinin kamusal sorumluluğunu ve toplumun güvenlik süreçlerine katılımını öne çıkartmakta ve vatandaşlık ve teknoloji ilişkisini yeniden düzenlemektedir.
Olumlu Boyut
Risk Alanı
Somut Örnekler
Metin, devlet ile teknoloji şirketleri arasındaki ilişkiyi yeni bir düzlemde ele almaktadır. Veri altyapısı ve yazılım platformları, egemenlik tartışmasının merkezine yerleşmektedir.
Olumlu Boyut
Risk Alanı
Somut Örnekler
Söz konusu yirmi iki madde, yapay zekâ ile güç, teknoloji, toplum ve egemenlik alanlarının kesiştiği bir dönüşümü birlikte ele almaktadır. Karar süreçlerinde hız ve verimlilik sunmakta ve denge, şeffaflık ve katılım başlıklarını da gündeme taşımaktadır. Küresel eğilimler ile yerel gereksinimler arasındaki denge, dönüşümün yönünü belirlemektedir. Yapay zekâ sistemlerinin hangi ilkelerle kurulduğu ve nasıl işletildiği, sonuçların niteliğini doğrudan etkilemektedir. Tartışma, tek bir doğrultuya indirgenemez. Aynı yapı, farklı bağlamlarda farklı sonuçlar üretir. Kurumsal kapasite, hukuki düzenlemeler ve toplumsal bilinç düzeyi sonuçların yönünü belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.
Palantir’in yirmi iki maddelik manifestosu; teknoloji üretiminin kamusal sorumlulukla ilişkilendiği, güvenlik kapasitesinin yazılım ve veri üzerinden yeniden kurulduğu ve şirket-devlet etkileşiminin yeni bir düzlemde tanımlandığı bir yönelimi görünür kılmaktadır. Yönelim, tek bir alana indirgenmeyen; güç, teknoloji, toplum ve egemenlik eksenlerinin kesişiminde ilerleyen çok katmanlı bir dönüşüme işaret etmektedir. Metnin merkezinde yer alan başlıklar, teknoloji alanının tarafsız bir araç kümesi olmaktan çıkarak belirli stratejik tercihlerle birlikte ele alındığını göstermektedir. Silikon Vadisi’nin tarihsel gelişiminin kamu destekleriyle iç içe ilerlediği vurgusu, teknoloji üreticilerine yöneltilen sorumluluk çağrısıyla birleşmektedir. Savunma teknolojileri ve yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesini teknik bir etkinlik ve kamusal görevle bağlantılı bir alan olarak konumlandırmaktadır. Yapay zekâ temelli sistemlerin güvenlik alanındaki rolüne ilişkin yaklaşım, kaçınılmazlık vurgusu üzerinden şekillenmektedir. Tartışma, kullanımın uygunluğu yerine geliştirme ve sahiplik eksenine vurgu yapmaktadır. Küresel rekabetin hız ve kapasite üzerinden ilerlediği bir ortamda, teknoloji geliştirme süreçlerinin stratejik öncelik haline geldiğini göstermektedir. Yumuşak güç tartışmalarının sınırlı etki alanı, daha somut kapasite biçimlerinin öne çıkmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, yazılım ve veri temelli sistemlerin güvenlik ve caydırıcılık yapıları içinde daha görünür bir konuma yerleştiğini ortaya çıkarmaktadır.
Toplumsal boyutta, sorumluluk ve katılım kavramları yeniden ele alınmaktadır. Ulusal hizmet, daha geniş bir toplumsal çerçeve içinde düşünülmekte; vatandaşlık, hak ve sorumluluk dengesini içeren bir yapıya doğru genişlemektedir. Kültürel tartışmalar ve çoğulculuk değerlendirmeleri, farklı yorumlara açık bir alan sunmaktadır. Bir yandan toplumsal dayanıklılığı güçlendirme hedefi öne çıkarken, diğer yandan hedefin hangi ölçütlerle tanımlandığı ve nasıl uygulandığı soruları gündemde yerini korumaktadır. Kurumsal boyutta, teknoloji şirketlerinin rolü yeniden tanımlanmaktadır. Kamu ile özel sektör arasındaki etkileşim yoğunlaşmakta; veri analitiği ve yapay zekâ çözümleri, karar süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Palantir Technologies örneğinde görüldüğü gibi, savunma ve kamu kurumlarıyla yürütülen projeler, bu ilişkinin somut karşılıklarını ortaya koymaktadır. Pentagon ile geliştirilen yapay zekâ uygulamaları ve NATO düzeyindeki teknoloji bütünleştirmeleri, yazılımın operasyonel süreçlerdeki rolünü güçlendirmektedir. Tablo, teknoloji üretiminin hem ekonomik bir etkinlik alanı hem de kurumsal işleyiş ve karar süreçleri içinde etkili bir bileşen olarak konumlandığını göstermektedir. Egemenlik tartışması yeni bir içerik kazanmaktadır. Veri akışlarının yönetimi, yazılım standartlarının belirlenmesi ve yapay zekâ sistemlerinin kurulumu, devlet kapasitesi ile teknoloji kapasitesi arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirmektedir. Küresel ölçekte bakıldığında, ABD-Çin rekabeti, Avrupa Birliği’nin veri düzenlemeleri ve farklı ülkelerin yerel teknoloji geliştirme çabaları, dönüşümün farklı yansımalarını ortaya koymaktadır. Yapay zekâ sistemlerinin kontrolü teknik, stratejik, ekonomik ve toplumsal bir konu olarak ele alınmaktadır.
Metin, tek yönlü bir sonuç üretmekten ziyade, çok yönlü bir tartışma alanı açmaktadır. Sunulan çerçeve, belirli olanakları ve potansiyel riskleri birlikte barındırmaktadır. Yapay zekâ sistemlerinin hangi ilkelerle tasarlandığı, nasıl uygulandığı ve hangi denetim mekanizmalarıyla sınırlandığı, ortaya çıkan sonuçların niteliğini belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle mesele, teknolojik kapasitenin artırılmasının ötesinde; kapasitenin nasıl yönlendirileceği ve hangi kurumsal yapılar içinde işletileceği sorusunu da içermektedir.
Tartışma, bir yorum alanından çıkarak doğrudan stratejik eylem alanına yerleşmektedir. Yapay zekâ çağında teknolojiyi kullanmama tercihi tarafsız bir konum üretmek yerine karar kapasitesini, veri akışını ve yönetişim araçlarını teknolojiyi etkin kullanan aktörlere devreden bir sonuç doğurmaktadır. Amerika dışındaki ülkeler açısından mesele, teknolojiye tepki vermek yerine kendi teknolojik kapasitelerini kurmak, yönlendirmek ve sürdürülebilir kılmaktır. Avrupa Birliği’nin veri koruma rejimi, Çin’in teknoloji merkezli kalkınma stratejisi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin savunma odaklı yapay zekâ yatırımları, bu alanda farklı model ve araçların nasıl devreye alındığını açık biçimde göstermektedir. Söz konusu örnekler, tek bir yol bulunmadığını ortaya koyarken, yol sahibi olmanın zorunluluğunu da aynı açıklıkla görünür kılmaktadır.
Bu bağlamda, Türkiye için dört katmanlı bir yönelim belirginleşmektedir:
Sonuç olarak yapay zekâ çağında belirleyici olan; teknolojinin kimin tarafından geliştirildiği, kim tarafından yönlendirildiği ve hangi değerler çerçevesinde işletildiğidir. Soruya verilen yanıt, teknik rekabetin sonucunu belirlemekle sınırlı kalmayacak; güç dağılımını, kurumsal yapıları ve toplumların kendi geleceklerini tayin etme kapasitesini de doğrudan şekillendirecektir.
PROF. DR. GÜLSÜN KURUBACAK ÇAKIR
Annem bize akraba
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.