DOLAR

47,3994$% 0.03

EURO

53,9882% -0.04

STERLİN

63,0090£% 0.02

GRAM ALTIN

6.118,30%-0,30

ÇEYREK ALTIN

10.026,00%-0,23

TAM ALTIN

39.919,00%-0,23

ONS

4.017,01%-0,29

BİST100

13.501,55%-1,36

Sabah Vakti a 02:00
Ankara AÇIK 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Anne baba çocuğu yalnızca büyütmez

ad826x90

 

ad826x90

Anne baba çocuğu yalnızca büyütmez, geleceği inşa eder. İnsanlık tarihi boyunca toplumların geleceğini belirleyen en temel yapı taşı aile olmuştur. Devletler kurulmuş, medeniyetler yükselmiş, çağlar değişmiş, teknolojiler gelişmiş; ancak insan karakterinin inşa edildiği ilk alan hiçbir zaman değişmemiştir: aile. Bu nedenle ebeveynlik, yalnızca biyolojik bir sürecin devamı değil, doğrudan doğruya bir insanın zihinsel, ahlaki ve duygusal mimarisini inşa etme sorumluluğudur. Ne var ki modern dünyada ebeveynlik kavramı giderek yüzeyselleşmekte ve çoğu zaman yalnızca çocuğun fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla eşdeğer görülmektedir.
Bugün birçok insan anne babalığın gerekliliklerini; çocuğu iyi okullarda okutmak, güvenli bir yaşam alanı sunmak, maddi imkanlarını sağlamak, teknolojik ihtiyaçlarını karşılamak ve onu konforlu bir hayat içinde büyütmek olarak değerlendirmektedir. Oysa insan yetiştirmek yalnızca bedenin ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Asıl mesele çocuğun büyümesi değil, nasıl bir kişilik inşa ederek geleceğe hazırlanacağıdır.
İnsan dünyaya tamamlanmış bir karakterle gelmez. Kişiliğin temelleri zamanla oluşur. Bir bireyin olaylara yaklaşımı, insanlarla kurduğu ilişki biçimi, krizler karşısında gösterdiği tutum, duygularını yönetebilme kapasitesi ve ahlaki refleksleri çocukluk yıllarında şekillenmeye başlar. Bu noktada aile, yalnızca bir yaşam alanı değil, bireyin ilk eğitim kurumudur. Eğitim sistemi bireye bilgi kazandırabilir, üniversiteler meslek öğretebilir; fakat karakter dediğimiz görünmez yapı, insanın hayatının ilk yıllarında ailesinin içinde biçimlenir.
Ebeveynlerin sıklıkla düştüğü en büyük yanılgılardan biri, çocuk eğitimini sözlü öğütlerle sınırlı sanmalarıdır. Çocuğa sürekli dürüstlük, saygı, sabır, nezaket ve sorumluluk gibi değerlerden söz edilir. Ancak çocuk gelişimi üzerine yapılan sayısız araştırma göstermektedir ki çocuklar duyduklarından çok gördüklerini öğrenirler. Eğer anne baba çocuğa sakin kalmayı öğütlüyor ancak günlük yaşamında öfke kontrolü sağlayamıyorsa, çocuk nasihati değil davranışı model alacaktır. Çünkü erken yaşta gözlemlenen davranışlar bilinçaltında birer norm haline gelir.
Psikolog tarafından geliştirilen Sosyal Öğrenme Kuramı da tam olarak bunu açıklar. Bandura’ya göre insan yalnızca yaşayarak değil, gözlemleyerek de öğrenmektedir. Özellikle çocuklar, çevrelerindeki yetişkinlerin davranışlarını sessiz biçimde kopyalarlar. Bu durum ebeveynlik açısından son derece önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır: Çocuk sizin söylediklerinizi unutabilir, fakat sizin kim olduğunuzu asla unutmaz.
Modern toplumlarda ebeveynlik anlayışının en büyük sorunlarından biri sevginin maddi imkanlarla karıştırılmasıdır. Çocuğa pahalı hediyeler almak, istediği her şeyi eksiksiz sağlamak, onun hayatındaki tüm zorlukları ortadan kaldırmak çoğu zaman sevginin göstergesi olarak düşünülmektedir. Oysa konfor, karakter oluşturmaz. İnsan karakteri çoğu zaman sınırlarla, mücadeleyle ve değerlerle şekillenir. Her istediğini kolayca elde etmeye alışmış bireyler, hayatın doğal engelleriyle karşılaştıklarında direnç geliştirmekte zorlanırlar.
Burada dikkat çekici başka bir sorun daha vardır. Pek çok ebeveyn, koruma içgüdüsüyle çocuğun karşılaşması gereken her problemi kendi çözmeye çalışır. Okuldaki bir başarısızlıkta hemen müdahale edilir, küçük bir kriz yaşandığında çocuğun deneyim kazanmasına fırsat verilmeden sorun ortadan kaldırılır. İlk bakışta bu davranış sevgi gibi görünmektedir. Ancak pedagojik açıdan değerlendirildiğinde bu yaklaşım son derece sakıncalıdır. Çünkü insan karakteri, mücadele ederek gelişir. Sürekli korunan bireyler ilerleyen yaşamlarında bağımsız karar alma ve sorumluluk üstlenme konusunda ciddi sorunlar yaşayabilirler.
Çağımızın en görünmez fakat en büyük aile problemlerinden biri ise iletişimsizliktir. Aynı evin içinde yaşayan bireyler fiziksel olarak birlikte görünseler de psikolojik olarak birbirlerinden giderek uzaklaşmaktadır. Dijital çağ, aile içi bağları sessiz biçimde dönüştürmektedir. Baba iş hayatının yoğunluğu içinde yorulmakta, anne gündelik yaşamın yükünü taşımakta, çocuk ise ekranların içine kapanmaktadır. Böyle bir ortamda aile görünürde vardır, fakat gerçek anlamda iletişim giderek kaybolmaktadır.
Oysa çocuk gelişiminde en kritik unsurlardan biri anlaşılma duygusudur. Bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey uzun nasihatler değil, yalnızca dikkatle dinlenmiş birkaç dakikadır. Çocuğun düşüncelerine değer verilmesi, korkularının küçümsenmemesi, duygularının ciddiye alınması psikolojik gelişimin temelini oluşturur. Sürekli eleştirilen, yalnızca başarılarıyla değerlendirilen ve fikirlerine önem verilmeyen çocuk zamanla kendi değerine dair inancını kaybetmeye başlar.
Psikanalizin kurucusu insan kişiliğinin temel yapı taşlarının yaşamın erken dönemlerinde oluştuğunu savunuyordu. Bugün yetişkin davranışı olarak gördüğümüz birçok psikolojik refleksin kaynağı aslında çocuklukta yaşanan ilk aile deneyimleridir. Dolayısıyla ebeveyn farkında olsun ya da olmasın, geleceğin insanının iç dünyasını şekillendirmektedir.
Bir diğer önemli mesele sınır koyabilme becerisidir. Günümüzde bazı ebeveynler çocuklarını tamamen özgür bırakmayı modern eğitim anlayışı olarak değerlendirmektedir. Yasakların çocuk psikolojisine zarar verdiğini düşünerek bütün kararları çocuğun tercihine bırakmaktadırlar. Oysa eğitim yalnızca özgürlük öğretmek değildir. İnsan aynı zamanda sınırları, sorumluluğu ve kurallarla yaşamayı da öğrenmek zorundadır. Hayat bireyin her isteğine olumlu cevap vermez. Toplumsal yaşam belirli düzenler üzerine kuruludur ve çocuk bunu aile içinde öğrenmek durumundadır.
Ebeveynlik aynı zamanda büyük bir sabır sanatıdır. Karakter gelişimi hızlı sonuç veren bir süreç değildir. Pek çok anne baba çocuğun davranışlarını kısa sürede değiştirmek ister. Tek bir hata karşısında sert tepki göstermek, sürekli başkalarıyla kıyaslamak ve başarıyı tek ölçü haline getirmek eğitim sürecini kolaylaştırmaz; tam tersine çocuğun iç dünyasında yetersizlik duygusunu derinleştirir. Oysa sağlıklı gelişim baskıyla değil, doğru rehberlikle mümkündür.
Toplum içinde sıkça sorulan önemli bir soru vardır: Eğitim mi daha değerlidir, yoksa terbiye mi? Gerçekte bu iki kavram birbirinden ayrı değildir. Eğitim bireye bilgi ve meslek kazandırır; ancak ahlak ve karakter, o bilginin nasıl kullanılacağını belirler. Bilgisiz insan topluma zarar vermeyebilir; fakat vicdanı gelişmemiş eğitimli bireyler, toplumlar için çok daha büyük tehdit oluşturabilirler. Çünkü bilgi, karakterle birleşmediğinde yalnızca güç üretir; yön duygusu üretmez.
Anne baba çocuğuna iyi bir okul, güzel bir ev, kaliteli bir yaşam ve ekonomik güvence bırakabilir. Ancak ona bırakacağı en büyük miras bunların hiçbiri değildir. En büyük miras karakterdir. Gün gelir ebeveyn hayatın içinde geri çekilir. O andan itibaren bireyin kararlarını diploması değil, karakteri yönetmeye başlar. Dürüstlük, merhamet, vicdan, empati, sabır ve sorumluluk sonradan bir anda kazanılan değerler değildir. Bunlar yıllarca aile içinde sessizce inşa edilir.
Çocuklar söylediğimiz her cümleyi hatırlamayabilirler. Ancak bizim insanlara nasıl davrandığımızı, zorluklar karşısında nasıl durduğumuzu, öfkemizi nasıl yönettiğimizi, sevgiyi nasıl gösterdiğimizi hafızalarına kaydederler.
Bu nedenle ebeveynlik yalnızca çocuk büyütmek değildir.
Ebeveynlik, geleceğin toplumunu inşa etmektir.
Çünkü yarının dünyası, bugün ailelerin içinde kurulan görünmez karakter mimarisinin eseridir.
Başka bir ifadeyle; anne baba yalnızca bir çocuk yetiştirmez.
Bir toplumun geleceğini şekillendirir.

Ragsana Babayeva
Kültür Yazarı Azerbaycan

ad826x90

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Yapay zekâ çağında insan: Homo Symbioticus ve birlikte zekâ paradigması

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri