DOLAR

45,9124$% 0.46

EURO

53,4166% -0.08

STERLİN

61,9206£% -0.1

GRAM ALTIN

6.697,48%-0,30

ÇEYREK ALTIN

11.052,00%-0,30

TAM ALTIN

44.057,00%-0,30

ONS

4.534,12%-0,84

BİST100

13.890,91%0,60

Sabah Vakti a 02:00
Ankara °
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Prof. Dr. Seher Cesur Kılıçaslan

Prof. Dr. Seher Cesur Kılıçaslan

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Dil çürük dişe gider: İnsan Hakları gerçekten kimin için?

Dil çürük dişe gider: İnsan Hakları gerçekten kimin için?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün Gazzede çocuklar ölürken, İranda okullar vurulurken dünya insan haklarını gerçekten savunuyor mu, yoksa yalnızca konuşuyor mu?

Türkçede eski bir söz vardır: Dil çürük dişe gider. İnsan ağzında hangi dişi çürükse, dili dönüp dolaşıp hep oraya gider.

Bugün uluslararası siyasette insan hakları dili de çoğu zaman böyle işliyor. İnsan hakları her yerde konuşuluyor; açıklamalar yapılıyor, konferanslar düzenleniyor, ülkeler kınanıyor. Ama sıra güçlü devletlerin çıkarlarına geldiğinde bu yüksek ses bir anda alçalıyor. İnsan hakları bir ilke olmaktan çıkıp siyasi bir araca dönüşüyor.

Oysa insan haklarının gerçek anlamı tam da en zor yerde ortaya çıkar. İran’da bir okul vurulduğunda ve siviller, hatta çocuklar hayatını kaybettiğinde; Gazze’de bombalar altında kadınlar ve çocuklar öldüğünde insan hakları söylemi susmamalı. Çünkü insan hakları, siyasi çıkarların değil insanın yaşam hakkını savunmanın dilidir.

Okul dediğimiz yer dünyanın her yerinde aynıdır: Tebeşir tozu, sıraya kazınmış isimler, teneffüste koşan ayak sesleri… Bir okul vurulduğunda yalnızca duvarlar yıkılmaz; çocukların geleceği de yıkılır.

Gazze’de yaşananlar artık dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir insanlık felaketidir. Enkaz altından çıkarılan çocuklar, yıkılmış evler, hastanelere taşınan yaralılar… Uluslararası hukukun en temel ilkesi sivillerin korunmasıdır. Ama Gazze’de her gün siviller, kadınlar ve çocuklar hayatını kaybediyor. Ve dünya yalnızca izliyor.

Bu tablo karşısında şu soru kaçınılmaz hâle geliyor: İnsan hakları gerçekten evrensel mi? Yoksa yalnızca güçlülerin çıkarına hizmet ettiği sürece mi hatırlanıyor?

Batılı devletler dünyanın birçok yerinde insan hakları ihlallerini eleştiriyor. Raporlar yayımlıyor, yaptırım çağrıları yapıyor. Ama ihlaller kendi müttefikleri söz konusu olduğunda bu kararlılık bir anda ortadan kayboluyor. Dün açıkça insan hakları ihlali denilen şey bugün çatışmanın karmaşıklığı diye anlatılıyor. Açık bir kınama yerine her iki tarafa da itidal çağrısı yapılıyor. Sivil ölümleri ise diplomatik ifadelerin içinde görünmez hâle getiriliyor. Bir çocuğun ölümü hiçbir diplomatik cümleyle açıklanamaz.

Tarih de bu çelişkilerin örnekleriyle doludur. İnsan haklarını dünyaya öğrettiğini iddia eden Batı’nın tarihi karanlık sayfalarla doludur.

Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo’daki sömürge yönetimi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Kauçuk üretimi için milyonlarca insan zorla çalıştırıldı. Köyler yakıldı, insanlar öldürüldü, çocuklar sakat bırakıldı. Kesilmiş eller, o dönemin en korkunç sembollerinden biri hâline geldi. Avrupa’nın salonlarında medeniyet ve insanlık konuşulurken Afrika’da milyonlarca insanın hayatı sömürge düzeni içinde yok oluyordu.

Bugün de manzara çok farklı değil. Irak’ın işgali özgürlük ve demokrasi söylemleriyle meşrulaştırıldı. Ama geriye yıkılmış şehirler, parçalanmış toplumlar ve yıllarca süren istikrarsızlık kaldı.

Göç meselesinde de aynı çifte standart görülüyor. İnsan hakları metinlerinde insan onurundan söz edilirken sınır kapılarında insanlar bir anda risk, yük ya da dosya hâline gelebiliyor.

Denizlerde mültecilerin geri çevrilmesi, sınırlarda zorla geri gönderilmeler ve yıllarca süren mülteci kampları insan haklarının evrenselliğine dair ciddi sorular doğuruyor.

Elbette Batı tek bir blok değildir. Batı toplumlarının içinde de bu çifte standarda itiraz eden gazeteciler, akademisyenler ve vicdan sahibi insanlar vardır. Ama devlet politikaları söz konusu olduğunda çoğu zaman aynı gerçek kendini gösterir: Çıkarlar, ilkelerin önüne geçer. İşte o zaman insan hakları, herkesin dilinde dolaşan ama herkesin aynı samimiyetle savunmadığı bir kavrama dönüşür.

Dil çürük dişe gider ya…
Bugün insan hakları söylemi de çoğu zaman böyle işliyor. İnsan haklarından söz eden dil, gerçek ihlallerle yüzleşmekten kaçınıyor. Oysa insan hakları propaganda değildir. İnsanlığın vicdanıdır.

Vicdanın pasaportu olmaz. Gazze’de ölen çocuk da, İran’da vurulan okulun çocukları da aynı dünyanın çocuklarıdır. Bir çocuğun hayatı hiçbir siyasi çıkarın gerisinde bırakılamaz.

PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN- İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ

Dil çürük dişe gider İnsan Hakları gerçekten kimin için

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dil curuk dise gider Insan Haklari gercekten kimin icin

casino siteleri