DOLAR

45,7195$% -0.05

EURO

53,5364% 0.83

STERLİN

62,0757£% 0.36

GRAM ALTIN

6.711,31%1,21

ÇEYREK ALTIN

11.073,00%1,48

TAM ALTIN

44.144,00%1,49

ONS

4.570,76%1,37

BİST100

13.869,88%0,45

Sabah Vakti a 02:00
Ankara HAFİF YAĞMUR 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Av. Ceren Yanık

Av. Ceren Yanık

01 Nisan 2026 Çarşamba

İmar kirliliğine neden olma suçu nedir?

İmar kirliliğine neden olma suçu nedir?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İmar kirliliğine neden olma suçu, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olup “kente karşı suçlar” kapsamında yer almaktadır. Bu suç tipinin amacı, plansız ve ruhsatsız yapılaşmayı önlemek, şehirleşmenin belirli bir plan ve düzen içerisinde gerçekleşmesini sağlamak ve güvenli, sağlıklı yapılaşmayı teşvik etmektir.

İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA (TCK M.184)

Madde 184:

  1. Yapı ruhsatı alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  2. Yapı ruhsatı olmadan başlatılan inşaatlar nedeniyle kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına izin veren kişi de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
  3. Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin yürütülmesine izin veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  4. Üçüncü fıkra hariç olmak üzere, bu madde hükümleri yalnızca belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.
  5. Kişinin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmesi durumunda, birinci ve ikinci fıkra kapsamında kamu davası açılmaz; açılmış olan kamu davası düşer; verilmiş mahkûmiyet kararı ise tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.
  6. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılar hakkında uygulanmaz.

Yasaya göre bu suçun oluşabilmesi için ortada mutlaka bir bina bulunmalıdır. Bina niteliği taşımayan yapılar bakımından TCK m.184 kapsamında ceza sorumluluğu doğmaz. Suçta şahsilik ilkesi geçerlidir. Bu nedenle, fiili gerçekleştiren yani binayı yapan veya yaptıran kişi cezalandırılır.

Ruhsata aykırılık veya tamamen ruhsatsız şekilde bina yapılması gerekir. Yalnızca yapı niteliğindeki (bina vasfı taşımayan) inşai faaliyetler bakımından bu suç oluşmaz.

YAPI KAYIT BELGESİ CEZA ALMAYI ÖNLER Mİ?

Halk arasında “İmar Barışı” olarak bilinen düzenleme kapsamında verilen Yapı Kayıt Belgesi, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıların kayıt altına alınmasını sağlamıştır.7143 sayılı Kanun kapsamında Yapı Kayıt Belgesi alınmış olması hâlinde: Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde düzenlenen “imar kirliliğine neden olma” suçu nedeniyle açılmış ceza davaları düşer. İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca verilen yıkım kararları uygulanmaz. Aynı Kanun’un 42. maddesi gereğince verilen idari para cezaları tahsil edilmez. Ancak, daha önce ödenmiş idari para cezalarının iadesi talep edilemez.

AV. CEREN YANIK

Devamını Oku

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedir?

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedir?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün ortaya çıkışının arkasında büyük bir kadın mücadelesi vardır. Kadınlar Günü’nün geçmişi, emekçi kadınların hak arayışına dayanır. 1857 yılında, ABD’de bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve başlamıştır. Çıkan olaylar sırasında polis müdahalesi sonucu 129 kadın işçi fabrikaya kilitlenmiş, çıkan yangında hayatını kaybetmiştir. Bu acı olay, kadın hakları mücadelesinin simgelerinden biri hâline gelmiş ve sonraki yıllarda kadın hareketine ilham vermiştir.

Dünya Kadınlar Günü’nün uluslararası bir gün olarak kabul edilmesi fikri, 1910 yılında düzenlenen Sosyalist Enternasyonal toplantısında önerilmiş ve oy birliğiyle kabul edilmiştir. İlk uluslararası etkinlikler ise 1911 yılında gerçekleştirilmiştir. Daha sonra Birleşmiş Milletler, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını resmî olarak kabul etmiştir. Türkiye’de ise 8 Mart, ilk kez 1921 yılında “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır.

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE NEDİR?

Kadın hakları; eşitlik, özgürlük ve insan onuruna yakışır bir yaşam hakkını temsil eder. Kadının en temel hakkı yaşam hakkıdır. Kadın mücadelesinde kadına yönelik şiddetle mücadele önemli bir yer tutmaktadır. Kadına karşı şiddet kavramı, 1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan bildirgede tanımlanmıştır. Bu bildirgeyle birlikte şiddetin yalnızca fiziksel olmadığı; psikolojik, ekonomik ve cinsel boyutlarının da bulunduğu açıkça vurgulanmıştır.

Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’nde kadına yönelik şiddet; “İster kamusal ister özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı ve ıstırap veren ya da verebilecek olan her türlü eylem, tehdit, zorlama veya keyfî olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlanmıştır.

Dünya genelinde kadınların önemli bir kısmı hayatlarının bir döneminde şiddete maruz kalmaktadır. Ülkemizde de kadın hakları mücadelesinin en önemli sorunlarından biri kadına yönelik şiddettir.

Bu kapsamda büyük bir kazanım olan 6284 sayılı Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarının korunmasını amaçlamaktadır.

6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbir kararları alınabilmektedir. Yetkili merci Aile Mahkemeleridir. Kolluk birimleri ile mahkemeler koordineli şekilde çalışarak koruma kararlarının hızlı biçimde alınmasını sağlamaktadır. Bu kanun uyarınca şiddet uygulayana; evden uzaklaştırma, mağdura yaklaşmama, silahına el konulması, tedbir nafakası ödeme gibi yükümlülükler getirilebilmektedir. Tedbir kararları en fazla altı ay süreyle verilir; gerekli görülmesi hâlinde süre uzatılabilir.

Tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. Kadına yönelik şiddetin sona erdiği, eşit ve adil bir toplum dileğiyle…

AV. CEREN YANIK

 

Devamını Oku

Uyuşturucu kullanma suçunda denetimli serbestlik

Uyuşturucu kullanma suçunda denetimli serbestlik
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçunda, şüphelinin ilk kez bu fiili işlemesi hâlinde, kanunda aranan diğer şartlara bakılmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının verilmesinden sonra, şüphelinin 5 yıllık erteleme (denetim) süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranması hâlinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) kararı verilir.

Erteleme süresi boyunca, şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Cumhuriyet Başsavcılığı, kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararını ilgili Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü’ne göndererek, denetimli serbestlik tedbirinin infazını sağlar.

Denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından şüpheli adına çağrı kâğıdı düzenlenir ve denetim planı tebliğ edilir. Yargıtay içtihatlarına göre, denetimli serbestlik kararının şüpheliye usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesinden sonra, şüphelinin mevzuatta öngörülen 10 günlük süre içinde denetimli serbestlik müdürlüğüne başvurması gerekir.

Şüphelinin bu süre içerisinde başvuruda bulunmaması hâlinde, kendisine ikinci kez tebligat yapılır. Bu tebligatta, önceki tebligata rağmen başvuruda bulunmadığı ve bu tebligat üzerine de öngörülen süre içinde başvurmaması hâlinde, yükümlülüklere ve tedavinin gereklerine uymamakta ısrar etmiş sayılacağı hususunda uyarı yer alır.

Denetimli serbestlik müdürlüğünün çağrılarına uymayan kişi hakkında son olarak ihtaratlı tebligat yapılır. İhtaratlı tebligata da uyulmaması hâlinde, kişi ihlalde ısrar etmiş sayılır ve denetimli serbestlik dosyası kapatılır.

TEBLİGATLAR USULE UYGUN YAPILMASI ZORUNLUDUR!

Denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından yapılan tebligatlar, kişinin MERNİS adresine değil, bilinen en son adresine yapılmalıdır. Aksi hâlde yapılan tebligatlar usulsüz sayılır ve bu durumda kişinin denetimli serbestlik yükümlülüklerini ihlal ettiğinden söz edilemez.

DENETİMLİ SERBESTLİK NASIL İHLAL EDİLİR?

Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinde, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçlarına ilişkin özel düzenlemeler yer almaktadır. TCK’nın 191/4. maddesi uyarınca, erteleme süresi içerisinde;

  • Kişinin kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
  • Tekrar kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
  • Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâllerinde erteleme kararı kaldırılarak kamu davası açılır.

Uygulamada en sık karşılaşılan ihlal türü, kişinin kendisine yüklenen yükümlülüklere uymamakta ısrar etmesidir. TCK’nın 191/4-a maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, kişinin erteleme süresi içerisinde yükümlülüklere veya tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde hakkında kamu davası açılır.

TCK’nın 191/4. maddesi kapsamında “ısrar” unsurunun oluşabilmesi için, denetimli serbestlik müdürlüğünün uyarı yazılarında da belirtildiği üzere, yükümlülüğün bir yıl içinde iki kez ihlal edilmesi gerekir. Bu durum, yükümlülüklere uymamakta ısrar olarak kabul edilir.

Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 44. maddesi uyarınca da, denetimli serbestlik kararlarının infazında, yükümlülüğün bir yıl içinde iki defa ihlal edilmesi, yükümlülüğe uymamakta ısrar sayılır. Yükümlünün uyarılmasından sonra bir yıl içinde ikinci ihlalin tespit edilmesi hâlinde, infaza son verilerek dosya kapatılır.

Yargıtay uygulamalarında da, yükümlülüklere uymamakta ısrarın kabul edilebilmesi için ihlalin birden fazla kez gerçekleşmiş olması gerektiği vurgulanmaktadır. Nitekim Yargıtay, bazı kararlarında sanığın ilk çağrıya uymamasının, tek başına yükümlülüklere uymamakta ısrar olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.

MAHKEME AŞAMASINDA İNCELEME NASIL YAPILIR?

Tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına ilişkin dosya;

  • Tedaviye ilişkin evraklar,
  • Tebligat mazbataları,
  • Tebliğ-tebellüğ belgeleri,
  • Bireysel görüşme tarihlerinin bildirildiğine dair belgeler,
  • Bireysel görüşme tutanakları dâhil olmak üzere mahkeme tarafından ayrıntılı şekilde incelenir.

Bu incelemede, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin ihlalinde “ısrar” şartının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilir. Ancak, yükümlü kişinin tedavi tedbirinin uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle infaz edilemediğinin tespit edilmesi hâlinde, ısrar koşulu aranmaksızın kişi hakkında doğrudan kamu davası açılır.

AV. CEREN YANIK

Devamını Oku

Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanma suçu

Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanma suçu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uyuşturucu madde kullanımı, tüm devletler tarafından etkin biçimde mücadele edilen önemli bir sosyal sorundur. Bu nedenle ülkemizde de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun özel hükümler kitabında, Topluma Karşı Suçlar başlıklı üçüncü kısmın “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir.

Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesine göre; uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kanunun lafzı dikkate alındığında, söz konusu suç seçimlik hareketli bir suç niteliğindedir. Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin satın alınması, bulundurulması ya da kullanmak amacıyla kabul edilmesi hâllerinden herhangi birinin gerçekleşmesi suçun oluşumu için yeterlidir. Uyuşturucu madde kullanma suçu mahsus (özgü) bir suç olmayıp, bu nedenle herkes tarafından işlenebilir. Suçun takibi şikâyete bağlı değildir ve failin kamu görevlisi veya sivil olması bakımından herhangi bir ayrım söz konusu değildir.

Bu suçtan dolayı yargılama yapmaya görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Uyuşturucu madde kullanma suçu iki şekilde işlenebilir. İlk olarak, şüphelinin kullanmak amacıyla bulundurduğu veya satın aldığı uyuşturucu ya da uyarıcı maddenin kriminal inceleme sonucunda ele geçirilmesi hâlinde suç oluşur. İkinci olarak ise, şikâyet veya ihbar üzerine kişinin uyuşturucu madde kullandığına ilişkin bilgi edinilmesi durumunda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. maddesi uyarınca şüpheli hakkında iç beden muayenesi yapılmak suretiyle uyuşturucu madde kullandığının tespit edilmesi mümkündür. Ancak salt ikrar, yani şüphelinin yalnızca “uyuşturucu madde kullandığını” beyan etmesi, TCK m.191 kapsamında cezalandırma için yeterli değildir. Bu durumun, mutlaka yan ve maddi delillerle desteklenmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay bir kararında; şüpheli hakkında ikrar dışında başkaca herhangi bir delil bulunmaması hâlinde uyuşturucu madde kullanma suçunun oluşmayacağını kabul etmiştir.

Bu husus, Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2017/2197 Esas ve 2019/3377 Karar sayılı ilamında; “Kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilemeyen, dava tarihi öncesinde uyuşturucu madde kullandığı teknik yöntemlerle saptanmayan sanığın, daha önce kullandığını söylediği maddelerin ele geçmemesi nedeniyle niteliklerinin belirlenmesinin mümkün olmadığı; atılı suçu işlediğine ilişkin, soruşturması ayrılan şüphelilerin soyut beyanları dışında, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.

CMK 75 (Şüpheli veya Sanığın Beden Muayenesi ve Vücudundan Örnek Alınması)

Bir suça ilişkin delil elde edilmesi amacıyla, şüpheli veya sanık hakkında iç beden muayenesi yapılmasına ya da kan, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örneklerin alınmasına, Cumhuriyet savcısının veya mağdurun istemi üzerine ya da re’sen hâkim veya mahkeme tarafından karar verilebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise bu karar Cumhuriyet savcısı tarafından verilebilir; ancak savcının verdiği kararın yirmi dört saat içinde hâkim veya mahkemenin onayına sunulması zorunludur. Hâkim veya mahkeme, onay talebini yirmi dört saat içinde karara bağlar. Onaylanmayan kararlar hükümsüz olup, bu şekilde elde edilen deliller hukuka aykırı delil niteliğindedir ve yargılamada kullanılamaz.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. maddesinde düzenlenen bu koruma tedbiri, üst sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından uygulanabilmektedir. Bu kapsamda, bir suça ilişkin delil elde etmek amacıyla şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılmasına ve vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerin alınmasına imkân tanınmıştır. Bu tedbirin uygulanması bakımından şüpheli veya sanığın rızası aranmaz ve kanunda herhangi bir katalog suç sınırlaması öngörülmemiştir.

UYUŞTURUCU MADDEDE KİŞİSEL KULLANIM SINIRI NEDİR?

Uyuşturucu madde kullanma suçunun tespitinde belirleyici unsurlardan biri, ele geçirilen uyuşturucu maddenin miktarıdır. Kişinin üzerinde veya hâkimiyet alanında bulunan uyuşturucu madde miktarı, fiilin kullanma suçu mu yoksa ticaret suçu mu oluşturduğunun belirlenmesinde önemli bir ölçüt olarak kabul edilmektedir. Ele geçirilen uyuşturucu maddenin kişisel kullanım sınırları içerisinde kalıp kalmadığı hususunda, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 16–19 Mayıs tarihli hukuki müzakere tutanaklarında kişisel kullanım sınırlarına ilişkin çeşitli değerlendirmelere yer verilmiştir.

Bu değerlendirmelere göre; her ne kadar uygulamada yıllık 1 kilogram esrar bulundurulmasının kişisel ihtiyaç miktarı olarak kabul edildiği yönünde bir kanaat bulunsa da, son dönemde uyuşturucu madde nakletme ve ticaret suçlarının daha küçük miktarlar üzerinden işlenmesi nedeniyle, net 600–700 gramın üzerindeki esrar miktarının ticaret amacıyla bulundurulduğu yönündeki yaklaşımın Yargıtay içtihatlarında benimsendiği gözlemlenmektedir.

Eroin ve kokain bakımından, başka herhangi bir yan delil bulunmaması hâlinde, kişiden ele geçirilen 20 gram ve üzeri maddenin; uyuşturucu madde içeren sentetik haplar açısından ise 50 adet ve üzerinin, kullanım amacıyla değil ticaret amacıyla bulundurulduğu yönündeki değerlendirmenin de Yargıtay kararlarında kabul edildiği ifade edilmiştir.

Yapılan araştırmalarda; esrar için günlük kullanım miktarının yaklaşık 2 gram, eroin için 150 miligram, kokain için 60 miligram, sentetik haplar için ise günde 3–4 adet olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, kişide ele geçirilen uyuşturucu miktarı bu sınırların altında olsa dahi, birden fazla tür uyuşturucu maddenin birlikte ele geçirilmesi hâlinde fiilin uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturacağı yönünde Yargıtay kararları bulunduğu belirtilmiştir. Örneğin; bir kişide 50 gram esrar, 2 gram eroin ve 8 adet sentetik hap ele geçirilmesi durumunda, fiilin uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturduğuna ilişkin Yargıtay içtihatları mevcuttur.

Öte yandan Yargıtay, bir kararında 450 gram esrarın kişisel kullanım miktarı kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmiştir. Söz konusu kararda, kişisel kullanım sınırları içerisinde kalan net 450 gram esrarın, sanığın savunmasının aksine başkasına satacağına veya vereceğine dair kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, bu nedenle sanığın eyleminin “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır. (Yargıtay 20. Ceza Dairesi, 2016/355 E., 2019/4164 K.).

Benzer şekilde Yargıtay’ın bir başka kararında, sanığın evinde yapılan aramada 101 adet sentetik hap ele geçirilmesi hâlinde, bu miktarın da kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Kararda, ele geçirilen MDMA ve 5-MEO-MIPT içeren 101 adet tabletin, sanığın kullanım amacıyla aldığına ilişkin savunmasının aksini ortaya koyan kesin bir delil bulunmadığı belirtilmiş ve fiilin TCK m.191 kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. (Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2016/117 E., 2016/582 K.).

 FAİL HAKKINDA UYUŞTURUCU KULLANDIĞINA İLİŞKİN YETERLİ ŞÜPHEYE ULAŞAN SAVCI NE YAPACAKTIR?

Uyuşturucu madde kullanma suçunda yeterli şüpheye ulaşan Cumhuriyet savcısı, öncelikle şüpheli hakkında daha önce kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilip verilmediğini araştırır. Yapılan inceleme sonucunda şüpheli hakkında daha önce verilmiş bir erteleme kararı bulunmaması hâlinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171. maddesinde öngörülen şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verir. Cumhuriyet savcısı, erteleme kararıyla birlikte şüpheliyi; erteleme süresi içinde kendisine yüklenen yükümlülüklere uymaması veya yasakları ihlal etmesi hâlinde doğabilecek hukuki sonuçlar konusunda usulüne uygun şekilde uyarır. Bu karara karşı, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz edilebilir. Beş yıllık erteleme süresi, kararın kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Erteleme süresi içerisinde, şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanması zorunludur. Bu süre, Cumhuriyet savcısının kararıyla üçer aylık dönemler hâlinde en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Suça sürüklenen çocuklar bakımından ise kamu davasının açılmasının ertelenmesi süresi üç yıl olarak uygulanmaktadır.

Denetimli serbestlik tedbiri uygulanan kişi hakkında, gerekli görülmesi hâlinde, bu süre içinde tedavi tedbirine de karar verilebilir. Ancak denetimli serbestlik tedbiri zorunlu, tedavi tedbiri ise ihtiyaridir. Tedavi uygulanıp uygulanmaması, Cumhuriyet savcısının takdirine bağlıdır. Özellikle soruşturma aşamasında şüphelinin veya ailesinin tedavi talebinde bulunması hâlinde, tedavi tedbirine hükmedilmesi uygulamada sıklıkla tercih edilmektedir.

Uyuşturucu maddeyi ilk kez kullanan kişi ile uzun süredir kullanan kişi arasında, bu suç bakımından hukuki bir ayrım bulunmamaktadır. Şüpheli hakkında daha önce verilmiş bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı yoksa, Cumhuriyet savcısı yine CMK m.171’deki şartları aramaksızın beş yıl süreyle erteleme kararı verecektir. Bu karara ilişkin kayıtlar, özel bir sisteme kaydedilmekte olup, söz konusu kayıtlar yalnızca bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında, ilgili Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından talep edilmesi hâlinde ve yalnızca o amaçla kullanılabilmektedir.

ERTELEME SÜRESİ İÇERİSİNDE KİŞİNİN TEKRAR UYUŞTURUCU MADDE KULLANMASI, BULUNDURMASI VEYA SATIN ALMASI

Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesinin ardından, kişinin beş yıllık denetim süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranması hâlinde, Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik) verilir. Erteleme süresi boyunca şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanması zorunludur. Cumhuriyet Başsavcılığı, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararını ilgili Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğüne göndererek, denetimli serbestliğin infazını talep eder.

Denetimli Serbestlik Müdürlüğü, şüpheliyi çağrı kâğıdı ile davet eder ve hazırlanan denetim planını şüpheliye tebliğ ederek infaz sürecini başlatır. Tebligat, şüphelinin bilinen son adresine yapılmak zorundadır; aksi hâlde tebligat usulsüz sayılır. Denetimli serbestlik müdürlüğünün çağrılarına uymayan kişiye öncelikle ihtaratlı tebligat gönderilir. Buna rağmen yükümlülüklere uymamakta ısrar edilmesi durumunda, dosya denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından ilgili Cumhuriyet savcılığına gönderilir.

Kanun uyarınca, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kesinleştikten sonra, kişinin erteleme süresi içinde kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uymamakta ısrar etmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılır ve kişi hakkında Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılır. Aynı şekilde, erteleme kararı kesinleştikten sonra kişinin erteleme süresi içinde kullanmak amacıyla yeniden uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi, bulundurması ya da kullanması da ihlal nedeni sayılır. Bu hâllerde, söz konusu fiiller ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.

Kanuna göre, erteleme süresi içinde kişinin yeniden uyuşturucu madde kullanması, ilk suç kapsamında verilen erteleme kararının ihlali niteliğindedir. Bu durumda, ikinci eylem nedeniyle yürütülen soruşturma, ilk dosya ile birleştirilir, erteleme kararı kaldırılır ve kişi hakkında tek bir suçtan dolayı Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılır. Dolayısıyla, erteleme süresi içinde gerçekleşen bu ikinci kullanım yeni bir suç oluşturmaz, yalnızca erteleme kararının ihlali olarak değerlendirilir.

Buna karşılık, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlal edilmesinden sonra kişinin üçüncü kez uyuşturucu madde kullanması hâlinde, bu eylem ayrı ve yeni bir suç teşkil eder. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, ayrı bir dosya üzerinden soruşturma yürütür; UYAP kayıtlarını inceleyerek yeterli delile ulaşılması hâlinde Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açar. Kişi hakkında daha önce erteleme kararı verilmiş olduğundan, bu aşamada TCK m.191/6 gereğince yeniden kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilemez.

Öte yandan, kişi kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kesinleşmeden önce yeniden uyuşturucu madde kullanırsa, bu durum henüz bir ihlal sayılmayacağı gibi ayrı bir suç da oluşturmaz. Ancak erteleme kararının kesinleşmesinden sonra gerçekleşen yeni ihlaller bakımından, TCK m.43’te düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilecektir.

KİŞİNİN 5 YILLIK DENETİM SÜRESİ İÇERİSİNDE HIRSIZLIK SUÇUNU İŞLEMESİ HALİNDE KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ KARARI KALDIRILACAK MIDIR?

Kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme, bulundurma ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçu dışında başka bir suçun işlenmesi, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali niteliğinde değildir. Erteleme kararının kaldırılabilmesi için, yalnızca TCK m.191 kapsamında düzenlenen fiillerden birinin erteleme süresi içerisinde işlenmiş olması gerekmektedir.

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının verilmesinden sonra, kişinin beş yıllık denetim süresi boyunca kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranması hâlinde, Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik) verilir. Bu kararın kesinleşmesinin ardından kişinin yeniden uyuşturucu madde kullanması durumunda ise, hakkında yeniden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi mümkündür.

UYUŞTURUCU KULLANMA SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ NELERDİR?

Uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satın alan, kabul eden, bulunduran ya da kullanan kişinin, bu fiilleri okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçlarla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engellerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden daha yakın mesafedeki umumi veya umuma açık yerlerde işlemesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için, olayın gerçekleştiği yerin söz konusu alanlara olan mesafesinin usulüne uygun şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bu amaçla Cumhuriyet savcısı, emrindeki adli kolluğa olay yerinin krokisinin düzenlenmesini talep edebilir. Ancak mesafe ölçümünün yalnızca kroki üzerinden değil, mutat ulaşım araçları kullanılarak fiilen ölçüm yapılmak suretiyle belirlenmesi gerekir. Gerekli görülmesi hâlinde, mahkeme tarafından keşif yapılması da mümkündür.

Kanunda öngörülen bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için fiilin umumi veya umuma açık bir yerde işlenmiş olması zorunludur. Dolayısıyla, kişinin uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi kendi konutunda kullanması hâlinde, konutun okul, cami veya benzeri yerlere yakın olup olmaması önem taşımamakta; bu durumda nitelikli hâl hükümleri uygulanmamaktadır.

UYUŞTURUCU MADDE KULLANMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİ UYGULANIR MI?

Uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi, resmî makamlar tarafından suç henüz öğrenilmeden önce kolluk birimlerine teslim eden ve bu suretle suçun ortaya çıkarılmasına veya faillerin yakalanmasına katkı sağlayan kişiler hakkında cezaya hükmolunmaz. Ancak kolluk kuvvetlerinin suçtan haberdar olmasından sonra failin gönüllü olarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemesi hâlinde, suçun diğer faillerinin yakalanmasını veya suçun aydınlatılmasını sağlayacak nitelikte bilgi vermesi gerekir. Bu durumda faile verilecek cezada dörtte birden yarısına kadar indirim yapılır.

AV. CEREN YANIK

Devamını Oku

Aidat borcu ödemeyene ceza verilebilir mi?

Aidat borcu ödemeyene ceza verilebilir mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Apartman ve sitelerde en sık yaşanan sorunların başında aidat uyuşmazlıkları gelir. Aidat, ortak yaşam alanlarında ortaya çıkan (temizlik, asansör bakımı, güvenlik, ortak alan elektriği, ısıtma vb.) giderleri karşılamak için düzenli olarak ödenen ücrettir. Kat Mülkiyeti Kanunu’nda aidat, ortak gider avansı olarak düzenlenmiştir. Yasaya göre, kat maliklerinden her biri, aralarında farklı bir anlaşma olmadıkça; kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderleri ile bu giderler için toplanacak avansa eşit olarak, ana gayrimenkulün sigorta primleri ile tüm ortak alanların bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri, yönetici ücreti gibi diğer giderler ve ortak tesislerin işletme giderleri ile bu giderler için toplanacak avansa ise kendi arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür.

AİDATI KİM ÖDER?

Kat Mülkiyeti Kanununda kat maliklerinin ana taşınmazın genel giderlerine katılma borcu düzenlenmiş olup, yönetim planında aksine bir düzenleme yoksa kat malikleri aidat ödemek zorundadır. Kiracı ise kat maliki ile birlikte söz konusu borçlardan kira miktarı kadar her ay için müteselsil sorumludur.

AİDAT BORCUNU ÖDEMEYENE CEZAİ ŞART UYGULANABİLİR Mİ?

Apartman ve sitelerde oturanlar, kat mülkiyeti hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. Bu yükümlülüklerden biri de aidat ödeme borcudur. Aidatın ödenmemesi hâlinde apartman/site yönetiminin belirli yaptırımlar uygulama hakkı bulunmaktadır. Ana gayrimenkulle ilgili gerekli tedbirleri almak yöneticinin görevleri arasında yer aldığından, yönetici bu kapsamda bazı yaptırımlara başvurabilir.

Aidat borcunu ödemeyen bağımsız bölüm sahibi hakkında, borç ödeninceye kadar çeşitli yaptırımlar uygulanabilir. Ancak önemle belirtilmelidir ki, yönetimin bu tür cezai işlemleri uygulayabilmesi için kat malikleri kurulundan yetki almış olması gerekir. Nitekim Yargıtay da bir kararında, aidat borcunu ödemeyen kat malikinin elektriklerinin yönetim kararıyla kesilmesini hukuka uygun bulmuştur.

AV. CEREN YANIK

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri