44,7521$% 0.05
52,8470€% 0.09
60,8050£% 0.12
6.898,62%-0,90
11.203,00%-0,97
44.708,00%-0,97
4.795,84%-0,92
14.252,38%0,35
02:00
Filistin denildiğinde akla ilk gelen karvamın direniş olduğu aşikar. Yedinci sanat olan sinemanın diğer sanat dalları ile olan ilişkisi sinemayı besliyor. Öyle ki direniş kavramı Filistin Sineması’nda vücut buluyor. Sinema kimi zaman eğlendiren, kimi zaman birleştiren kimi zaman ise belge niteliği taşıyan bir araca dönüşüyor. Filistin’de sinema, sanat olmanın yanı sıra bir görünür olma özelliği taşıyor. Çünkü sinema Filistin’de direnişin küresel olarak tanıtılmasında en önemli faktör. 1948 yılından sonra Filistin halkının acı dolu günleri başlar. Dolayısı ile Filistin halkı dağılmış bir halktır. Anahtarlar, okul diplomaları ve tapu kayıtları Filistin halkının belleğindedir. Asla vatanlarını terk etmek istemezler. Yaşlılar topraklarını belleklerin de saklarlar.
Sinemanın ilkleri Lumiere Kardeşler, filmlerinden birinde Kudüs’ün Eski şehrine açılan bir kapıyı gösterir. Kudüs üç semavi din için önemli bir yerdir. On dokuzuncu yüzyıl boyunca Kudüs, gezgin fotoğrafçıların da uğradığı yerdir. Ne yazık ki 1948 sonrası Filistin’lilerin trajedisi başlar. Sinema sanat olmaktan çok var olmaktır. Filistin Sineması’nın hiç şüphesiz en önemli isimlerinden biri Elia Suleıman’dır. Elia Suleiman Sineması’nın özünde travmatik bir kahkaha, Filistin halkının sessiz çığlıkları yatar. Trajedi onun sinemasında artık komediye doğru evrilmiştir. Acıyı görünür kılmak için bu yola başvurur. Elia Suleıman Filistinlilerin mülksüzleşmesini filmlerinde çeşitli hikayeler ile anlatır. Hikayelerinin kahramanı Elia Suleıman’dır.

Elia Suleıman 1962 yılında Filistin’in Nasıra kentinde doğar. Ortodoks Rum kökenli, Filistin’li yönetmen ve oyuncudur. Politik bir ortam da büyüyen Elia, 1981 yılında New York’a taşınır. Elia Suleiman, filmlerinde seyircisini en olmadık anlarda ironi içinde bırakır. Bir anda ortaya çıkan kırmızı balon bir direniş simgesine dönüşebilir. Filmlerinde ki tarzıyla uluslararası basında sıklıkla Buster Keaton, Jacques Tati ya da Charlie Chaplin’e benzetilen Elia Suleiman’ın, film biçimine yönelik bu benzetmeler, özgünlüğünden asla bir şey götürmez.
Elia Suleiman Arap değil, Filistin’li olduğunu vurgular. Bir söyleşisinde her yere ve hiçbir yere ait olmadığını vurgular. Ki filmlerinde aidiyetsiz mekanlarda savrulan karakteri canlandırır. Çünkü Filistin’li olmak sadece Filistin’de değil, dünyanın her yerinde zordur. Aidiyet duygusu insanın var olma çabasının bir karşılığıdır. Kalamadığın bir yer de nasıl aidiyet kurabilirsin ki?
Filmlerinin merkezinde ki oyuncu hep Elia Suleiman’dır. Fakat hem görünen hem görünmeyen saydam bir varlıktır. Anların sessiz tanığı olur. Filistin’de yaşanan acıyı size başka şekilde anlatacağım der ve anlatır. Gittiği her yer de Filistin’i arar ve götürür heybesinde. Ama hiç bir yere ait hissedemez. Hep sessiz kalır. Kelimeler çok şey barındırır, söylersin haykırırsın biter. Oysa sessizlik çığ gibi büyür içinde ama o susarak anlatır derdini. Tıpkı Naci El Ali’nin Hanzala’sı gibi. Her şeye tanıktır ama küskündür de aynı zamanda. Yas tutar Elia Suleiman filmlerinde. Kimi yasını bağırarak, kimi ağlayarak kimi de susarak yaşar ya, Elia Suleıman’da susarak yaşar. ES karakteri ne ağlar, ne güler hatta mimik bile yapmaz. Tıpkı Fransız Sineması’nın güldürü ustası Jacques Tati ya da sessiz dönemin ifadesiz komiklerinden biri olan Buster Keaton gibi. Suleiman’ın filmlerinin karakteristik özelliği, deadpan mizah ve minimalist hikaye anlatımı kullanmasıdır. İzleyicisini sessizliğe mahkum ederek sorgulamasını sağlar. Uzun çekimleri ile adeta filmlerin içerisine seyirciyi çeker.
Burası Cennet Olmalı filmi, yönetmen Elia Suleıman’ın doğduğu şehir Nasıra’da başlar. İlk sekansta bir kilise de yapılan ayine tanık oluruz. Sonra ki sahnede evinde çiçek sularken, balkonunda otururken ve sokaklarda insanları izlerken görürüz ES’i. Komşusu gözünün içine baka baka bahçesinden meyve çalar . Gittiği bir restoranda, tanımadığı hâlde karşısında oturup dik dik kendisine bakan adamlar, sokak arasında üzerine doğru koşan gençler vardır. Memleketinde sokaklarda gezen insanların, polislerin şiddetinin altını özellikle çizer. ES daha sonra Paris, sonrasında ise New York’a gider fakat vatanının ruhunda açtığı yaralar, travmalar peşini bir türlü bırakmaz. İlk olarak uçakta görürüz bunun izlerini, türbülansa girer uçak, herkes sakindir ama bir tek ES panik hâlindedir. Paris’e geldiğinde ilk başlarda sanki bir cennet manzarasının içine düşmüş gibidir .”Burası cennet olmalı” diye düşünür. Fakat şehrin sokaklarında dolaştıkça kendi ülkesi ile bu mekânlar, buralarda yaşayan insanlar da benzemeye başlayacaktır. Uçak sesleri, tanklar , insanların kabalıkları, polisler her şey her yerde aynıdır.

Süleyman’ın komik ve minimalist sekansları, Filistin’in sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda varoluşsal bir absürdlük alanı olduğunu gösteren bir tiyatro sahnesine dönüşür. Yönetmenin kadrajlarındaki derin boşluklar ve durağanlık, suskunluğun politik bir beyan haline geldiği ve diyalogdan çok daha fazlasını anlattığı sinematik bir dil yaratır. Karakterlerinin sürekli dışarıdan bakışı ve dünyayla kurduğu mesafeli ilişki, sürgünün hem fiziksel hem de zihinsel bir durum olduğunu vurgulayan, izleyiciyi de yabancılaştıran bir ayna işlevi görür. Filmlerindeki tekrarlayan ve anlamsız gündelik ritüeller, işgal altındaki bir kimliğin bunalımını sessiz bir direniş biçimi olarak sergiler. Süleyman’ın sineması, bireysel melankolinin ve küresel kayıtsızlığın kesişim noktasında duran, trajik olanı mizahla dengeleyen bir ”gözlem sanatı” olarak tanımlanabilir.
Elia Suleıman Filistin halkının acısını görünür kılmayı sinema ile yapar. Çünkü sinema bir ifade biçimidir. Dert anlatmaktır. İnsanı anlamak, anlatmak ve bazen de sorgulatmak için kullanılır. Sinema, Filistin için kanıttır.
Türk olmak…