DOLAR

48,7543$%0,08

EURO

55,9992%-0,08

STERLİN

65,3125£%0,11

GRAM ALTIN

6.865,89%0,94

ÇEYREK ALTIN

11.215,00%0,84

TAM ALTIN

44.700,00%0,83

ONS

4.378,39%0,85

BİST100

%

Sabah Vakti a 05:15
Ankara PARÇALI AZ BULUTLU 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Meltem Demirkıran

Meltem Demirkıran

04 Eylül 2026 Cuma

Sınırları ve kederi müzikle aşan bir göçebenin vedası: Tony Gatlif Sineması

Sınırları ve kederi müzikle aşan bir göçebenin vedası: Tony Gatlif Sineması
1

BEĞENDİM

ABONE OL
“Benim hoşuma giden, duygular, yola düşmek, keşifler… Benim için sinema insanları yolculuğa çıkarmaktır, ama organize olmayan bir yolculuğa.”
Tony Gatlif, Kasım 2006’da verdiği bir röportajda sinemasını bu sözlerle özetliyordu. Aidiyetsiz mekanlarda kök salmaya ve kendine bir yurt bulmaya çalışan insanların hayata müzikle bağlanması, onun sinemasının en belirgin yapı taşıdır. Filmlerinde karakterlerin hem coğrafi sınırları hem de kendi iç dünyalarını keşfettikleri fiziksel ve ruhsal yolculuklar ön plandadır. Araba hem bir taşıt hem de bir göçebenin daimi evidir. Aidiyetsizliğin sembolüdür, bir yere ait olamayan ise daima yollara düşer. Yollar karakterlerin bir yerden bir yere ulaşma amacının yanı sıra kendini arayışlarının bir yansımasıdır. O yollar bazen aşka, bazen ümitsizliğe, bazen ise çıkmaza gider. Ama ne olursa olsun kişinin beraberinde yanında taşıdığı kalbi gibidir. Yol, onun için sadece coğrafi bir güzergâh ya da iki nokta arasındaki bir mesafe olmaktan ziyade, başlı başına bağımsız bir ülkedir ve bu ülkenin resmi dili olan müziği hikayenin ana unsuru kılar. Kamerasını sabit bir anlatının ötesine taşıyan Gatlif için sinema, perdede donup kalan bir hikaye değil, sürekli hareket halinde olan canlı bir organizmadır. Dünya sineması; o organize olmayan yolculukların, köksüzlüğün ve aidiyetsizliğin en gür sesini onun hırçın ritimlerinde bulur.

ROMAN KÜLTÜRÜNÜN SİNEMADAKİ SESİ: TONY GATLİF

”Kara toprak açıl,  beni de oğlumun yanına al! Hayatımı al! Çok uzun süre yollar da yürüdüm. Mutlu çingenelere bile rastladım.”

Tony Gatlif 1948 yılında Cezayir’de dünyaya geldi. Çocukluğunu yoksulluk içinde ve ıslahhanelerde geçirdikten sonra Fransa’ya yerleşti. Hayatını göçebelere, Roman kültürüne ve ezilen azınlıklara adayan usta yönetmen, 2 Eylül 2026’da Fransa’da    yeni bir tarih filmi projesi üzerinde çalışırken geçirdiği sağlık sorunu nedeniyle 77 yaşında hayata veda etti.

“Film üzerine düşünmeye başladığımda müziği de düşünürüm. Müzik, filmin omurgasıdır, senaryoyu yazarken ve çekim mekanları saptarken eş zamanlı olarak müziği de tasarlarım.” diyen Gatlif için müzik, sahneyi destekleyen bir unsur değil; filmin doğrudan başrol oyuncusuydu. Bazen bir haykırış, bazen bir sözdü.  Bu anlayışın en somut ve görkemli ürünü, Roman müziğinin Hindistan’dan Fransa’ya uzanan o asırlık göç yolunu bir ağıt ve şölen gibi işlediği Latcho Drom (1993) belgeseli oldu. Film, sadece bir kültürü tanıtmakla kalmıyor, müziğin coğrafyaları aşan bir direniş biçimi olduğunu ilan ediyordu. İşitsel hafızalara kazınan ve adeta bir şaheser olan Vengo (2000) filminin soundtrack’inde yer alan “Naci en Alamo” şarkısına Kudsi Ergüner’in neyiyle eşlik etmesi de onun doğu ile batı, flamenko ile geleneksel melodiler arasında kurduğu o kusursuz bağın  kanıtıydı. Doğudan batıya uzanan bu hüzünlü ve isyankar bağ, 2017 yapımı Djam (Aman Doktor) filminde İstanbul sokaklarına ve Rebetiko müziğinin ritimlerine kadar taşındı. Türkiye’den Melike Şahin gibi güçlü seslerin melodileriyle zenginleşen bu film, onun sınırları müzikle aşma felsefesinin en coşkulu örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Yönetmenin kurmaca dünyasındaki başyapıtı kabul edilen Gadjo Dilo (Çılgın Yabancı – 1997) ve Swing gibi yapımlarda çingene sanatçılara geniş yer vererek önyargıları müziğin gücüyle eritti. Köklerini keşfetmek isteyen iki gencin Fransa’dan Cezayir’e olan yolculuğunun anlatıldığı Exils (Sürgündekiler – 2004) filmi Gatlif’e Cannes Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ödülünü getirirken; başrollerinde Birol Ünel’in de yer aldığı şaheseri Transylvania, yol ve arayış temaları ile ön plana çıkmaktadır. Film, 2006 Cannes Film Festivali’nin kapanış filmi olarak sinema tarihine geçti. Gatlif için sinema, pasaportların hükmünü yitirdiği, insanların sadece kalbiyle ve müziğiyle konuşabildiği organize olmayan bir özgürlük alanıydı.

MELTEM DEMİRKIRAN/ İSTANBUL

Devamını Oku

Altın Koza’da Emek Ödülleri’nin Sahipleri Belli Oldu: Aydın Sayman, Suna Selen, Macit Koper

Altın Koza’da Emek Ödülleri’nin Sahipleri Belli Oldu: Aydın Sayman, Suna Selen, Macit Koper
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Adana Altın Koza Film Festivali: Orhan Kemal Emek Ödülleri üç usta isme verilecek

altinkoza

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve 26 Eylül – 4 Ekim 2026 tarihleri arasında yapılacak 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Orhan Kemal Emek Ödülleri sahipleri belli oldu. Roman ve öyküleri ile sinemaya ilham olmuş Adanalı yazar Orhan Kemal’in anısını yaşatmak amacıyla sinema emekçilerine verilen ödüller bu yıl; Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman’a takdim edilecek.

Sinema dünyasının usta isimleri Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman, bu yıl Türk sinemasına sundukları nitelikli katkılardan dolayı Emek Ödülü’ne layık görüldü.

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından 26 Eylül – 4 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlenecek olan 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Orhan Kemal Emek Ödülleri’nin sahibi olan isimler belli oldu. Edebiyatımızın usta kalemi  Orhan Kemal’in anısını yaşatmak hedefiyle her yıl sinema emekçilerine verilen bu saygın ödüller; bu yıl oyuncu,senarist ve yönetmen Macit Koper’e, oyuncu Suna Selen  ile yönetmen, senarist ve yapımcı Aydın Sayman’a sunulacak.

Hem oyuncu hem de senarist olarak Türk sinema tarihine yön veren Macit Koper ise “Anayurt Oteli”, ”Hakkari’de Bir Mevsim” gibi klasikleşmiş filmlerdeki unutulmaz performanslarının yanı sıra “Sarı Mercedes”,  ”Zıkkımın Kökü” gibi önemli yapımların senaryolarına imza atması sebebiyle ödüle layık bulundu.

Sinematek yıllarından itibaren sektörün içinde yer alan bir diğer usta yönetmen Aydın Sayman’ da “Sır Çocukları”, “Güneşteki Leke” ve “Janjan”gibi filmlerde yönetmen, senarist ve yapımcı olarak toplumsal meseleleri beyaz perdeye taşıması ve kamera arkasındaki çok yönlü üretimleri nedeniyle ödüllendirildi. Orhan Kemal Emek Ödülleri, Türk sinemasının bu üç önemli ismine festivalin açılış töreninin gerçekleştirileceği 26 Eylül Cumartesi akşamı düzenlenecek törenle takdim edilecek.

MELTEM DEMİRKIRAN/İSTANBUL

Devamını Oku

Abbas Kiarostami : Sessizliğin içinde yazılmış bir sinema

Abbas Kiarostami : Sessizliğin içinde yazılmış bir sinema
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı yönetmenler hikâye anlatır, bazıları ise izleyiciyi hikâyenin içine davet eder. Abbas Kiarostami ikinci gruba aittir. Onun sinemasında cevaplardan çok sorular, olaylardan çok anlar ve diyaloglardan çok sessizlik konuşur. Bu nedenle Kiarostami’yi yalnızca bir yönetmen olarak tanımlamak eksik kalır. O aynı zamanda bir senarist, fotoğraf sanatçısı, şair ve sinemanın sınırlarını yeniden düşünen çok yönlü bir sanatçıdır.

Kiarostami’nin filmlerinde sıradan görünen olaylar, zamanla şiirsel bir anlatıya dönüşür. Bir çocuğun defterini sahibine ulaştırma çabası, bir otomobilin içinde geçen yolculuk,bir gencin umutsuz aşkı ya da rüzgârın eşlik ettiği sessiz bir bekleyiş… Gündelik hayatın küçük ayrıntıları olarak kalabilecek bu anlar aynı zamanda Kiarostami’nin kamerasında insan ruhuna dokunan evrensel hikâyelere dönüşür. O, büyük dramlar yaratmak yerine hayatın zaten içinde bulunan duyguyu görünür kılar.

Bu şiirsellik tesadüf değildir. Kiarostami, özellikle klasik İran şiirinden ve modern şairlerin dizelerinden beslenen bir sanatçıdır. Şiirin bıraktığı boşlukları sinemaya taşır; her şeyi açıklamak yerine izleyicinin hayal gücüne alan açar. Bu yüzden filmlerini izlerken yalnızca görüntülere değil, görüntüler arasındaki sessizliğe de kulak vermek gerekir. Onun sinemasında söylenmeyenler, söylenenlerden çoğu zaman daha güçlüdür.

Kiarostami’nin kamera dili de bu anlayışın bir uzantısıdır. Uzun planlar, doğal ışık, amatör oyuncular, sade kadrajlar ve gerçek mekânlar sayesinde hayatın akışına müdahale etmez. Kamera, hayatı yöneten değil ona tanıklık eden bir göz gibidir. Bu yaklaşım, izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarır; anlamı tamamlayan bir yol arkadaşına dönüştürür.

Onun eserlerinde doğa yalnızca bir arka plan değildir. Yol, ağaç, rüzgâr, toprak ve ufuk çizgisi karakterlerin duygularını tamamlayan sessiz anlatıcılardır. İnsan ile doğa arasındaki ilişki, Kiarostami sinemasında kelimelerden daha güçlü bir bağ kurar. Belki de bu yüzden filmleri yıllar geçse de eskimez; çünkü insanın en temel duygularını sade ama derin bir dille anlatır.

Abbas Kiarostami’nin en büyük başarısı, sinemayı gösterişli tekniklerden arındırarak özüne döndürmesidir. O, sinemanın yalnızca izlenen bir sanat olmadığını; hissedilen, düşünülen ve tamamlanan bir deneyim olduğunu kanıtladı. Bugün birçok yönetmen onun estetik anlayışından etkilenmeye devam ediyor. Ancak Kiarostami’nin asıl mirası, kullandığı kamera açıları ya da planları değil; hayatın en sıradan anlarında bile şiiri görebilme cesaretidir.

Belki de bu yüzden Abbas Kiarostami’nin filmleri bittiğinde hikâye sona ermez. Asıl film, salonun ışıkları yandıktan sonra izleyicinin zihninde yeniden başlamaya devam eder.

MELTEM DEMIRKIRAN/İSTANBUL

Devamını Oku

Senaryoyu Resmetmek: Sinema,Dizi ve Reklam Sektöründe Yardımcı Yönetmenliğin Rolü

Senaryoyu Resmetmek: Sinema,Dizi ve Reklam Sektöründe Yardımcı Yönetmenliğin Rolü
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Beyaz perdede ya da televizyon ekranında izlediğimiz sahnelerin arkasında, her detayı titizlikle planlayan güçlü bir ekip bulunur. Bu ekibin en kilit ismi ise şüphesiz setin yönetiminden ve akışından sorumlu olan yardımcı yönetmendir. Sektörün başarılı yardımcı yönetmenlerinden Naciye Eralp ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, kamera arkasındaki o yoğun tempoyu ve yönetmenin sağ kolu olmanın getirdiği sorumlulukları konuştuk.

M.D: Naciye hanım merhaba  kısaca sizi tanıyabilir miyim ?
N.E : Ben sektörde uzun süredir yardımcı yönetmen olarak çalışan biriyim. Reklam, sinema ,dizi mecralarında ağırlıklı olarak çalışıyorum.

naciye hoca

M.D: Bir yardımcı yönetmenin mesai saati nasıl başlar ve nasıl biter ?

N.E: Çok güzel bir soru ,mesai saati oldukça fazladır. Şuradan örnek verebilirim 12 saatlik bir set gününün mesaisi yardımcı yönetmen reji koordinasyonudur . Aslında reji ekibi için , saatin dışında da bir mesaimiz vardır .Bu mesaiyi oluşturan şeyler şunlardır ;bakmamız gereken senaryo yani rejinin içerisinde bakılması gereken kendi işlerinde bir çok kişi vardır. Yardımcı yönetmen Call Sheet saatleri, ertesi gün sahneleri bu tip çalışmalar yürütür. Reji koordinasyon da bu tip çalışmaların bir çok organizasyonla beraber yürütürler, haliyle reji ekibinde dışındaki ve içindeki kişilerde bu tip çalışmaların kendi içindeki organizasyonları konuşmalarla beraber on iki saatlik bir çalışmanın içerisinde on dört on beş saati bulan çalışmalar bazen on altı saati bulan çalışma vardır.

M.D: Yönetmenin sinema dilini analiz etmek adına çekim öncesi nasıl bir hazırlık gerçekleştiriyorsunuz ?

N.E: Yardımcı yönetmen bu anlamda, yönetmenin perspektifinin yönetmeni nasıl çekmek istediğini, senaryoyu nasıl resmetmek istediği ile alakalı kendisiyle uzun bir çalışma sürecimiz oluyor . Sahneler üzerinde,senaryo üzerinde çekim yerleri üzerinde, ön hazırlık sürecinde tercih ettiği cast üzerinde bu anlamda nasıl bir film çekmek istiyor .Bunun çalışmalarını kendisi ile sürekli temas halinde ilerleyerek sahne içeriklerini nasıl çekeceğini öğrenerek bu tip çalışmalar yönetiyoruz .

M.D: İyi bir yardımcı yönetmen de olması gereken üç temel özellik nedir ?

N.E: İyi bir yardımcı yönetmen de olması gereken üç temel özellik; kesinlikle bir tanesi organizasyon becerisi ,hızlı karar alabilmesi ki bu tecrübeyle gelişen bir şey ve çok bilgili olması lazım çok işi birleştirmesi lazım program anlamında . Onun becerisi program yapabilmekten geliyordur .En temelde ve sahneyi çok hızlı organize etmesinden kurabilmesinden , yönetmenin istediği sahneyi çok hızlı organize edebilmesinden, becerisi aslında buradan geliyordur. Bu da tecrübe gerektirir .Temelde iyi bir iletişim, organizasyon becerisi ve hızlı organize etmek bilgi akışını doğru yapabilmesidir .

M.D: Gün veya program fazla mesai girerse en çok yardımcı yönetmen mi sorumlu tutuluyor ?

N.E: Tabii ki programı yapmak ve programın sorumluluğunu almak diyebilirim. Programı yardımcı yönetmen yapsa da bu programı yürütme kısmı onun sorumluluğunda değildir. Bir çok etken vardır , o günkü hava koşulları sahne hazırlıkları bütün birimlerin bu hazırlıkları tam yürütmüş olması gibi şeyler ,bazen öngörülemeyen durumlar yaşanabilir . Belki o gün rahatsızlanan bir oyuncu olabilir .

M.D: Yönetmen , yardımcı yönetmen de neyi ister neyi arar ?

N.E: Senaryoya hakim olmasını ve senaryoya hakim bir organizasyon yürütmesini bekler.

ROPORTAJERALPNACIYE

M.D: Mesleğinizin zor ve kolay yanları nelerdir ?

N.E: İşin zor ve kolay tarafı mı ? Kolay tarafı yok , bu iş çok eğlenceli bir iş aslında . Çalışırken çok eğleniyorsunuz ama bu sahnenin komik olması ile alakalı değil. Drama çekerken de eğlenebilirsiniz, ekibin birbirine destek olması ile alakalı bir durum . Yönetmenin istediği sahneyi organize etmesi ile alakalı bir durum . Sahnenin güzel çıkması zaten bütün yorgunluğu atıyor . Bu işi çok severek yapan insan ve sevmeye devam edecek insan var. Fikirsel anlamda çok çalışmanız lazım, ekiplerle iyi çalışmak gerekiyor. Her gün mekan değiştirmek gibi yorgunluğu oluyor gün içinde beş tane mekan değiştiriyoruz. Çekiliyor kuruluyor kaldırılıyor başka mekana geçiyoruz . Yoğunluk var. Evet normal insan hayatına aykırı ama karışında seni tatmin eden doğru bir şey yaptığını gördüğünü izlediğinde evet çok güzel bir iş çıkardık diyerek o yorgunluk gidiyor.

M.D: Mesleği yapmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir ?
Asla umutlarını kaybetmemek üzerine olur. İlk kez sektöre girmek gözlerini korkutabilir  sinema,reklam.dizi ve yapay zeka da işin içerisine giriyor. Bunlar gerçek sorulardır ama başlangıç aşamasındayken oldukça kendinizi geliştirmek, saha da tecrübe edinmek bu mecraları seçmek de daha kolay olur işiniz diyorum. Sinema workshopları, veya sevdiğiniz projelerden bu kişilere ulaşarak onlarla iletişime geçebilirler .

M.D : Röportaj için teşekkür ederim .
N.E :Ben teşekkür ederim.

 

MUHABİR: MELTEM DEMİRKRIAN/ İSTANBUL

Devamını Oku

Tek başına ordu: Mübariz İbrahimov

Tek başına ordu: Mübariz İbrahimov
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı insanlar vardır; doğarlar, yaşarlar ve herkes gibi göçüp giderler bu dünyadan. Bazı insanlar ise doğdukları andan itibaren omuzlarında bir milletin kaderini, yüreklerinde ise koca bir vatanın sevdasını taşırlar. İşte o seçilmiş ruhlardan biriydi Şehit Mübariz İbrahimov.

2010 yılının haziran ayında, sıradan bir yaz gecesi aslında Türk dünyasının en parlak şafaklarından birine gebeydi. Mübariz, masasının başına oturdu. Kalemi eline aldı ve annesi ile babasına bir mektup yazdı: “Vatanımın zor günlerine artık kalbim dayanmıyor. Allah rızası için bunu yapmalıyım…” Bu sözler, aslında bir vedadan ziyade bir kahramanlığın ayak sesleriydi.

Mübariz İbrahimov tek başına bir ordu oldu. Göğsünde iman, kalbinde vatan aşkı ile yollara düştü. O gece kimseye haber vermedi. Sırtında vatan sevgisi, elinde silahıyla birliğinden çıktı. Önünde tam bir kilometrelik ölüm tarlası, yani Ermenistan işgal güçlerinin döşediği mayınlı arazi duruyordu. Korku? Mübariz’in lügatinde bu kelimeye hiç yer olmadı. O mayınları tek tek aşarak düşman karakoluna ulaştı. O andan itibaren başlayan 5 saatlik çatışma, tek bir askerin koskoca bir ordu karakolunu darmadağın edişinin resmiydi. Sabaha karşı mühimmatı bittiğinde şehadet şerbetini içmişti. Arkasında bıraktığı korku o kadar büyüktü ki, düşman günlerce onun cansız naaşına bile yaklaşmaya cesaret edemedi.

Bu efsanevi yürüyüş, sadece askeri tarihe geçmekle kalmadı; beyaz perdeye de aktarıldı. Onun hayatını, çocukluğunu, vatan aşkını ve o tarihi operasyonu anlatan “Mübariz” filmi, sinema salonlarında izleyicilerle buluştu. Film, sadece bir askerin çatışmasını değil; bir babanın oğlunun naaşı için verdiği mücadeleyi ve bir annenin vakur duruşunu gözler önüne serdi. Filmde izlediğimiz şey kurgu değil, bu toprakların öz evladının canıyla yazdığı gerçek bir destandı.

Mübariz İbrahimov gibi kahramanların ne günü geçer ne de devri kapanır. O, vatanı için gözünü kırpmadan ölümsüzlüğe eren zamansız bir semboldür. Mübariz İbrahimov bir şehit, bir milli kahraman ama en çok da bu topraklarda adaletin ve cesaretin asla ölmeyeceğinin canlı kanıtıdır. Ruhu şad olsun.

MELTEM DEMİRKIRAN

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri