44,8950$% 0.23
52,8913€% -0.09
60,8054£% 0.01
6.965,35%1,07
11.304,00%0,79
45.114,00%0,79
4.829,68%0,85
14.587,93%2,72
02:00
Sporu sadece bir yarış ya da performans meselesi değil, aynı zamanda bir yaşam kültürü olarak gören Doç. Dr. Pelin Avcı, artık Haber Dili’nde yazılarıyla bizimle olacak. Gençlik, dijital çağ ve sosyal hayat üzerine kaleme aldığı yazılarıyla, sporu hayatın tam merkezine yerleştiren bakış açısını sizlerle buluşturacak.
Sözü daha fazla uzatmadan yazarımızın ilk yazısıyla sizleri baş başa bırakıyorum…
Son zamanlarda Türkiye’de akademik özgürlükler dünya endekslerinde ciddi bir düşüşle karşımıza çıkıyor. Akademik Özgürlük Endeksi’ne göre ülkemiz, 2021’de 0,43 puanla orta sıralardayken, 2022’de bu değer 0,08’e düştü. 179 ülke arasında 166. sırada yer alan Türkiye, bu alanda en çok gerileyen ülkeler arasında sayılıyor. Bilim Akademisi 2023/2024 Raporunda ise 0,09 puanla “en çok kötüleşen 10 ülke” arasında olduğumuz belirtiliyor. Bu rapora göre ise 179 ülke arasında 140. Sırada yer aldığımız görülmektedir. Listenin üstünde Küba yer alırken, altında ise Afganistan bulunuyor. Bu tablonun yalnızca bir sıralamadan ibaret olmadığını, üniversitelerdeki öğretim elemanlarının günlük yaşam faaliyetlerinin dışında, ders saatlerinin, araştırma faaliyetlerinin, uğradıkları mobbingin ve lisansüstü danışmanlıklarının, öğrenciler ile iletişimlerinin de etkilerinin bir bütün olarak yansımasının sonucu olarak yorumlayabiliyoruz. Ayrıca genel tabloya bakıldığında uluslararası kuruluşlar tarafından ağır insan hakları ihlalleri ve özgürlük kısıtlamaları suçlamasına maruz kalan Kuzey Kore, Belarus, Türkmenistan ve seçimsel otokrasi olarak değerlendirmeye alınan ABD, Hindistan, Bangladeş, Afganistan, Küba ve gibi ülkeler ile aynı grupta yer aldığımızı görüyoruz.
024 verilerine bakıldığında Türkiye’de yükseköğretim kurumu sayısı 208-209, görev yapan akademisyen sayısı 181 498 ve eğitim gören öğrenci sayısı 7 503 181 olarak belirtiliyor. Bu kadar niceliksel verilerden bahsedilirken nitelik ve bilimsel özgürlük de aynı oranda artıyor mu? Bunun cevabını da yine istatistiksel olarak buluyoruz. Şubat 2025 Akademik Özgürlükler Raporu’nda V-Dem veri tabanına göre kurumsal özerklik konusunda 179 ülke arasında 154. Sırada yer aldığımız gerçeği ile karşılaşıyoruz. Bilim özgürlüğünün baskı altına alındığını ifade eden Akademik Özgürlükler Raporu, Azerbaycan ve Rusya ile en geride yer aldığımızı gösterirken, komşu ülkeler arasında sadece Suriye’nin daha kötü bir skora sahip olduğunu vurgulamaktadır.
Peki, çözüm önerisi neler olabilir? Bu konuda iyileştirmeler ya da köklü değişimler yapılabilir. Kadro bulma sürecinde yaşadığım liyakatsizliklere baktığımda şunu açıkça söylemeliyim ki bu sistemin çok fazla açığı ve eksikliği var. Bu konuda özerk olması gereken kurumlarda kadro alımlarında dil, din, ırk, mezhep, siyasi görüş ayrımı olmaksızın başarı odaklı liyakatli alımların olması akademik başarıyı da artıracaktır. Dünyanın vicdanının (Chomsky) da söylediği gibi: “Eleştirel düşünme, özgür bir toplumun temelidir.”
Her il için bir üniveriste politikası işsizlik oranının arttığını göstermektedir. Kurum sayısı arttıkça niteliksel gelişimin düştüğünü görüyoruz. Bunun nedenlerini irdelediğimizde;
Bilim, yalnızca idealizmle değil, güçlü bir ekonomik zeminde büyür. Akademisyen maaşları yaşamı sürdürmeye yetebilir ama bilimsel üretimi beslemek için daha fazlasına ihtiyaç var. Türkiye’nin geleceği için, maaşları “geçim ödeneği” olmaktan çıkarıp “bilimsel üretim desteği” haline getirecek yapısal adımlar atılmalı. Bilimsel çalışmalar yalnızca masa başında yazıyla değil, laboratuvar, saha araştırması, veri tabanı erişimi, kongre katılımı gibi maliyetli süreçlerle yürütülüyor. Bugün uluslararası bir dergide makale yayın ücreti 500-4000 USD arasındadır. Avrupa’da bir kongre katılım ücreti yine binlerce euro maliyettedir. Modern cihaz ve yazılım lisansları maaşlarla karşılanamayacak düzeydedir. Türkiye Ar-Ge’ye GSYH’sinin yalnızca %1,4’ünü ayırırken, OECD ortalaması ise %2,7’nin üzerindedir. OECD ülkelerinde akademisyen maaşları çoğunlukla ortalamanın üzerinde iken, Türkiye’de maaşlar yaşam maliyetinin gerisinde kalıyor.
Ülkemizin bilimsel üretimini artırması için bazı önlemler alması şu durumda elzem görünüyor.
Doç. Dr. Pelin Avcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Necat Hepkon Spor Bilimleri Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Eğitim hayatına 2009–2013 yılları arasında Kırıkkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü‘nde başlamış; 2013–2018 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamlamıştır. 2019–2022 yılları arasında ise Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı’nda doktora eğitimini tamamlayarak akademik uzmanlığını pekiştirmiştir.
Akademik çalışmalarında spor, eğitim, dijital oyun bağımlılığı, sosyal medya analizi ve gençlik konularına yoğunlaşmış; bu alanlarda psikososyal bakış açısını toplumun güncel meseleleriyle birleştirmeyi hedeflemiştir. Ulusal ve uluslararası yayınları, kongre bildirileri, kitapları ve çeşitli dergilerde hakemlik görevleri bulunmaktadır. Ayrıca, Türkiye Atletizm Federasyonu Çocuk Atletizmi Alanı’nda eğitici eğitmeni olarak görevini sürdürmektedir.
Yazılarında yalnızca sporun performans boyutuna değil; aynı zamanda sosyal, kültürel ve psikolojik etkilerine de odaklanmaktadır. Dijital çağın gençlik ve spor kültürü üzerindeki etkilerini irdeleyen çalışmalarıyla, sporu bir yaşam kültürü olarak değerlendiren bakış açısını öne çıkarmaktadır.
Kamboçya, Angkor Wat Tapınağı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.