44,7291$% 0.08
52,8026€% 0.39
60,7502£% 0.56
6.955,06%2,08
11.278,00%1,06
45.009,00%0,75
4.835,78%1,98
14.202,24%1,02
02:00
Zaman… Hepimizin hayatında en çok kullandığı cümlelerden biri. “Vaktim yok”, “Zaman su gibi akıyor” ya da “Biraz zaman tanı” deriz. Ama aslında bu kavram, günlük hayatın sıradan akışında hissettiğimizden çok daha karmaşık ve büyüleyici. Fizik, zamanı anlamak için farklı pencereler açıyor ve her birinde bambaşka manzaralarla karşılaşıyoruz.
Gelin önce mutfağımızdan başlayalım. Elinizde bir külah dondurma var ve yaz sıcağında eriyor. İsterseniz saatlerce bekleyin, o erimiş dondurmanın kendi kendine tekrar donması mümkün değil. İşte bu, termodinamiğin ikinci yasası sayesinde bildiğimiz bir gerçek. Evrenin düzeni, zamanla hep daha düzensiz hâle gelir; yani entropi artar. Bu nedenle bardaklar kırılır, mumlar yanar, saçımıza aklar düşer… Zamanın geri saramayışı, işte bu “entropi oku” yüzündendir.
20. yüzyıla geldiğimizde Albert Einstein, zaman hakkındaki düşüncelerimizi kökten değiştirdi. Ona göre zaman, mekândan ayrı bir şey değildi. İkisi birleşerek “uzay-zaman” adını verdiğimiz esnek bir kumaş oluşturuyordu. Ve bu kumaş, hızla ya da kütleçekimle bükülebiliyordu.
Düşünün ki siz dünyada kalıyorsunuz, ikiziniz ise bir uzay gemisiyle ışık hızına yakın bir hızda yolculuğa çıkıyor. O geri döndüğünde, sizin ondan daha yaşlı olduğunuzu göreceksiniz. Çünkü yüksek hızda zaman yavaşlar. Bu yalnızca bir düşünce deneyi değil; uydulardaki atom saatleriyle defalarca doğrulandı.
Kara delikler ise bu konunun zirvesi. Onların yakınında zaman öylesine yavaşlar ki, dışarıdan bakan biri için orada adeta donmuş gibi görünürsünüz. Kara deliğin içine geçtiğinizdeyse, fizikçilerin deyimiyle “zamanın anlamı kalmaz.”
Kuantum fiziğine geçtiğimizde tablo daha da karmaşıklaşır. Burada parçacıklar kesin çizgilerle değil, olasılıklarla davranır. Bir elektronu aynı anda hem burada hem orada bulabilirsiniz. “Şimdi” dediğimiz an bile bulanıklaşır.
En çarpıcı örneklerden biri, kuantum dolanıklığıdır. İki parçacığı öyle bir bağlarsınız ki, aralarında ışık yılları olsa bile birinde olan değişim, anında diğerine yansır. Einstein buna “uzaktan hayaletimsi etki” demişti. Peki bu nasıl oluyor? Bilim insanları hâlâ kesin bir cevap veremiyor. Ama bildiğimiz bir şey var: Bu etkileşim, bizim klasik zaman ve mekân anlayışımızı kökten zorluyor.
Tüm bu bilimsel teoriler sadece laboratuvarlarda, teleskoplarda ya da parçacık hızlandırıcılarda kalmıyor. Günlük hayatımızda da zamanın göreceliğini hissediyoruz. Trafikte geçen beş dakika bize saat gibi gelirken, sevdiklerimizle geçen bir saat bir dakikadan kısa gelir. Belki de beynimiz, fiziğin kurallarına kendi yorumunu katıyordur.
Zaman aynı zamanda insanın varoluşunu da sorgulatan bir kavram. Ölçülemeyen bir an, hissedilmeyen bir “şimdi” var mıdır? Yoksa zaman, evrenin en büyük yanılsamalarından biri mi?
Termodinamiğin entropisi, Einstein’ın bükülen kumaşı, kara deliklerin yavaşlatıcı gücü, kuantumun bulanık ve dolanık dünyası… Tüm bunlar bize gösteriyor ki, zaman hâlâ çözülmemiş en büyük sırlarımızdan biri.
Peki siz ne dersiniz: Zaman gerçekten akıp giden bir nehir mi, yoksa evrenin bize sunduğu bir yanılsama mı? Dilerseniz yanıtınızı serhatc@baskent.edu.tr adresine gönderebilirsiniz.
PROF. DR. SERHAT ÇAKIR
Ekranla büyüyen nesil: Ne yapmalı nasıl yapmalı?
1
Global markalaşma ve reaktif dijital dönüşüm programının başlangıcı
2
Kar yağışı nedeniyle 25 ilde okullar tatil edildi
3
Başkent’te dijital devrim: Tayfun Tanju Kara Espor merkezi açıldı
4
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet Gençlik Merkezinde gençlerle bir araya geldi
5
Zuhal Sönmezer yazdı… Dijital dünyada ne kadar özgürsünüz?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.