44,7243$% 0.08
52,8214€% 0.45
60,7620£% 0.6
6.897,79%1,25
11.192,00%0,16
44.665,00%-0,15
4.794,15%1,11
14.198,52%1,00
02:00
Okullar açıldı. Bugünlerde çocuklu evlerde yine alışılagelmiş sahneler oynanıyor. Ebeveynler çok kararlı bir tutum içerisinde kurallar belirliyor. Çocuklar başlarını sallayarak yine sözler veriyor; “Okul zamanı sosyal medya, dijital oyunlar azalacak. Ekranlar değil kitaplar öne çıkacak. Bu yıl gerçekten çok farklı olacak.” Her yıl böyle olmuyor mu? Bu kurallar ilk haftalarda ödevler, dersler henüz rayına oturmadı diye kırılıyor, sonra zaten başka bahaneler büyük bir başarıyla devreye sokuluyor. Anne- babalar bir süre dayanıyor, sonra bir yorgunluk ve yılgınlık çöküyor. Nihayetinde çocuklar her gün uzun saatlerini dijital dünyada geçirmeye devam ediyor.
Gerçi onlara hak vermemek elde değil. Bir yanda zorlu ders ve sınavlar, özellikle şehir yaşamında okula gidip gelmenin bile başlı başına insanı tüketen bir rutin olması… Bir yanda dijitaldeki renkli dünya, enerjik görüntüler, can sıkıntısına yer bırakmayan, sürekli akan ve yediden yetmişe herkesi kendisine çeken ve bağımlılık yaratan içerikler…
Peki çocukların bu teknolojileri kullanmaları onların yararına değil mi? Sonuçta dijital teknolojilerle haşır neşir oluyorlar, çağı yakalıyorlar ve üstüne üstlük onların da çeşitli hakları ve özgürlükleri var. Bu dünyadan onları mahrum bırakmak ne kadar doğru? Ya da mahrum bırakmayacaksak da sınırı nerede ve nasıl çizeceğiz?
Öncelikle dijital medya okuryazarı olmakla, bu dünyanın içerisinde kaybolmak arasındaki farkı ele almalıyız.
Dijital medya okuryazarlığı çocukların dijital dünyada güvenli, bilinçli hareket etme becerileri kazanmaları, bu mecraları kendilerini geliştirecek, doğru bir şekilde ifade edecek şekilde kullanmayı bilmeleri, karşılarına çıkacak içeriklere karşı eleştirel yaklaşabilmeleri anlamına geliyor. Sosyal medya mecraları, dijital oyunlar çocukların belirli yetenek ve becerilerini geliştirmeye katkı da sunabilir, kontrolsüz ve sınırsız kullanımda onları tehlikelere ve olumsuz deneyimlere de sürükleyebilir.
Ödevlerini araştırmalarını yaparken çocuklar internetten çok verimli şekilde yardım alabilirler ama bu ancak doğru ve güvenilir kaynaklarla, dezenformatif ya da hatalı içerikleri ayırt etmeyi bilebilirlerse mümkün olabilir. Sosyal medya mecralarını var olan sosyal ilişkilerini güçlendirmek ve sürdürmek için bir araç olarak da kullanabilirler, kötü niyetli kişilerin tuzağına açık hale gelerek kişisel bilgilerini açık edip güvenlik sorunlarıyla da karşılaşabilirler. Siber zorbalığa da maruz kalabilirler; hepimiz “benim çocuğum yapmaz” diye içimizden geçirsek de başkalarına siber zorbalık da yapabilirler.
Arama motorlarında karşılarına çıkan ilk linke tıklayarak ve buldukları içerikleri kopyalayarak ödev yapmaya çalıştıklarında çevrimiçi dünyadan yararlanmış değil zarar görmüş oluyorlar. Bu ne öğrenmeyi getiriyor ne de analiz etme kabiliyetini geliştiriyor. Saatlerce bilgisayar başından kalkmadan dijital oyunlara dalarak çağı yakalamış değil, ruhsal ve bedensel sağlıklarını riske atmış oluyorlar. Ekran başında geçirilen uzun saatler; hareketsizlik, uyku sorunları, odaklanma problemleri ve sosyal izolasyon gibi pek çok olumsuz duruma kapı aralıyor. Çocuklar Tik Tok’a dalarken saatin tik takları duyulmaz oluyor.
Sosyal medya mecraları, dijital oyunlar ya da mobil aplikasyonlar… Bunların hemen hemen hepsi ticari amaçlarla kurulmuş yapılar ve hedefleri kullanıcıları kendilerine bağlamak, mümkün olduğunca daha fazla zaman almak, kullanılmak. Bunu mümkün kılmak için insan psikolojisi ve nörobilimin sağladığı bilgileri de seferber ederek sürekli yeni sinsi ve etkili yöntemler buluyorlar. Sosyal medya kumar makinelerine benzer bir mantıkla çalışıyor. Her kaydırmada yeni ve ne olduğu kaydırmadan bilinemeyecek yeni bir bildirim, bir içerik, yeni bir fotoğraf veya video karşınıza çıkıyor. Bu sistem dopamin düzeylerini hedef alıyor, çünkü yaşanan belirsizlik ve ödüle ulaşma hissi bağımlılık yaratıyor. “Acaba şimdi karşıma ne çıkacak?” sorusuyla sürekli kaydırma ve platformlarda gittikçe uzayan sürelerle vakit geçirme çocukları bu platformlara kilitliyor.
Sosyal medya platformları, toplumsal sorumluluk, yetişkin ve çocuklardan oluşan kullanıcı kitlesinin yaşayabileceği potansiyel tehdit, sorun ve tehlikeleri bertaraf etmekte hep geriden geliyorlar. Hatta şöyle söylemek daha doğru, bu konularda bir skandal patlamadıkça, ciddi bir toplumsal tepki oluşmadıkça kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.
Peki ne yapmak gerekiyor? Ebeveynler, öğretmenler, gelecek nesle karşı sorumluluk hisseden yetişkinler olarak ne gibi adımlar atabiliriz?
Önceliğimiz çocukları dijital dünyanın riskleri konusunda bilinçlendirmek olmalı. Küçük yaşlarda sosyal medya mecralarında hesap açmaları platformların kurallarına da uymuyor. Fakat pratikte çok küçük yaştan itibaren çocukların sosyal medyada boy gösterdiğini biliyoruz. Bu noktada ebeveynlerin sıkı denetimi şart. Çünkü küçük yaştaki çocuklar neyi paylaşmanın doğru olup olmadığından bihaberler. Kendilerini çeşitli risklere atacak akımların ya da veri hırsızlığının kurbanı olabilirler.
Bu nedenle küçük çocukları ekranla baş başa bırakmamalı, kullanım sürelerine sınırlar koymalı, ama en önemlisi örnek olmalıyız. Yasaklayıcı bir tutum sergileyerek değil, nedenlerini anlatarak, birlikte alternatifler üreterek ve bu kararı demokratik şekilde alarak ilerlediğimizde başarıya ulaşma şansımız yükseliyor.
Daha büyük çocuklar, ergenler sosyal medyada hesap açacaklar. Bunun pek istisnası yok. Bu noktada dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi önemli. Dijital dünyada karşılarına çıkan içeriklere eleştirel bir gözle bakmayı bilmeli, bu dünyanın taşıdığı risklerden haberdar olmalılar. Hem evde hem de okulda çocukları bu konuda donanımlı hale getirmeliyiz. Dijital okuryazarlık artık müfredatta zorunlu bir ders olarak yer almalı ve çok küçük sınıflardan başlamalı.
Medya okuryazarlığı sadece bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olarak görülmeli. Dolayısıyla kamu spotları ve bilgilendirici seminer, çalıştay ve etkinliklerle bu konudaki toplumsal bilinç artırılmalı.
Dijital platformlar ise sadece kullanıcı bağımlılığı üzerinden kazanç sağlayan işletmeler gibi davranma özgürlüğüne sahip olmalılar. Topluma karşı sorumluluk almak zorundalar. Özellikle çocuk kullanıcıların güvenliği, mahremiyeti ve psikolojik sağlığı konusunda daha şeffaf, daha etik ve daha denetlenebilir politikalar uygulamalılar. Kullanıcılar olarak bunu onlardan yüksek sesle, sürekli ve hep birlikte talep etmeliyiz.
Çocuk ve dijital dünya bir araya geldiğinde daha yazacak, söyleyecek çok söz var. Olmalı da. Çünkü çocuklar bu dünyanın içerisinde doğup burada büyüyor ve gelecekleri de burada şekillenecek, bu mecraların etkilerini taşıyacak. Çünkü çocuklar dijital dünyada sadece içerik tüketicisi değil, burada aynı zamanda kimlik inşa ediyor, değerler sistemini benimsiyor ve sosyal ilişkiler kuruyorlar. Bu nedenle dijital çağda çocukların korunması ve güçlendirilmesi yalnızca ebeveynleri ilgilendiren bir konu değil, geleceğin toplumsal yapısını da şekillendirecek stratejik bir sorumluluk. Bu sorumluluğu ebeveynler, eğitim kurumları, sosyal politika yapıcıları ve dijital platformlar birlikte yüklenmeli.
PROF. DR. GÜL ESRA ATALAY
Genç kuşak ve geleneksel sanatlar
1
Global markalaşma ve reaktif dijital dönüşüm programının başlangıcı
2
Zuhal Sönmezer yazdı… Dijital dünyada ne kadar özgürsünüz?
3
Zamanda yolculuk: Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun dijital çağdaki izleri
4
Hong Kong’da “S” harfli plaka rekor fiyata satıldı!
5
Cyborg, Transhuman ve Posthuman üçgeninde insanlığın kendini arayışı…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.