45,3777$% 0.05
53,5088€% -0.03
61,9823£% 0.1
6.904,74%0,44
11.203,00%0,35
44.659,00%0,54
4.733,11%0,40
15.133,54%0,47
20:17
Pew Research Center’ın 25 ülkede yaptığı yeni araştırma, küresel çapta yapay zekâya (YZ) karşı karmaşık bir ruh hâlinin hüküm sürdüğünü ortaya koyuyor. Bu araştırmaya göre toplumlar, aynı anda hem meraklı hem de tedirgin. Teknolojiye dair duygularımız artık tek boyutlu değil. Bir yanda sınırsız bir merak ve inovasyon arzusu, diğer yanda ise içten içe büyüyen bir tedirginlik… Pew Research Center’ın 15 Ekim 2025’te yayımladığı “Concern and Excitement About AI Around the World” başlıklı kapsamlı araştırma, bu karmaşık tabloyu somut verilerle gözler önüne seriyor.
25 ülkede gerçekleştirilen çalışmaya göre, katılımcıların yalnızca üçte biri (%34) yapay zekâyı “çoğunlukla endişe verici” buluyor. Ancak bu ikili duyguyu en iyi özetleyen oran, “eşit derecede hem endişeliyim hem de heyecanlıyım” diyenlerin oranıdır (%42). En dikkat çekici bulgu ise şudur: Araştırmaya dâhil edilen hiçbir ülkede, “çoğunlukla heyecanlıyım” diyenlerin yüzdesi, “çoğunlukla endişeliyim” diyenlerden daha yüksek değildir.
Bu bulgular ışığında, dünya yapay zekâ çağını temkinli bir iyimserlikle karşılamaktadır.
Pew Research Center’ın çalışması kapsamında ABD (U.S.), İtalya (Italy), Avustralya (Australia), Brezilya (Brazil), Yunanistan (Greece), Kanada (Canada), Birleşik Krallık (UK), Arjantin (Argentina), İspanya (Spain), Polonya (Poland), Meksika (Mexico), Fransa (France), Hollanda (Netherlands), Macaristan (Hungary), Endonezya (Indonesia), Kenya, İsveç (Sweden), Güney Afrika (South Africa), Almanya (Germany), Japonya (Japan), Türkiye (Turkey), Nijerya (Nigeria), İsrail (Israel), Hindistan (India), Güney Kore (South Korea) gibi 25 ülke yer alıyor.
Araştırma, demografik kırılmalarda anlamlı farkların bulunduğunu gösteriyor.
Yaşla birlikte endişe artıyor: Örneğin, Yunanistan’da 50 yaş ve üzeri bireylerin %59’u yapay zekâdan “daha çok endişe duyduğunu” ifade ederken, genç katılımcılarda bu oran %18’de kalıyor. Benzer şekilde, kadınlar da birçok ülkede erkeklere kıyasla daha tedirgin bir tutum sergiliyor. İngiltere’deki verilerde kadınların %47’si, erkeklerin ise %32’si “endişeliyim” yanıtını veriyor.
Eğitim ve internet kullanımı da bu algıyı belirleyici nitelikte. Yapay zekâ hakkında çok şey duyanlar genellikle daha umutlu; az duyanlar ise daha kaygılı. Bu korelasyon, bilgi ile algı arasındaki güçlü ilişkiyi bir kez daha hatırlatıyor: Ne kadar biliyorsak, o kadar az korkuyoruz.
Bu karmaşık tabloyu sadece “teknofobi” olarak etiketlemek eksik bir okuma olur. Belki de bu endişe, toplumsal refleksin sağlıklı bir göstergesidir. Zira teknoloji artık sadece “ne yapabiliyor?” sorusunu değil, “ne yapmalı?” sorusunu da kaçınılmaz olarak beraberinde getiriyor.
Toplumlar, etik sınırları ve algoritmaların karar alma süreçlerindeki rolünü yeniden tartışıyor. Mahremiyetin sınırları ve istihdamda beklenen dönüşüm gibi başlıklar, artık sadece laboratuvarların değil, geniş halk kitlelerinin gündeminde.
Bir anlamda, “yapay zekâya duyulan endişe” demokratik bir bilinç belirtisi haline geliyor. Düşünmeden kabullenmek yerine sorgulamak; körü körüne reddetmek yerine yönlendirmeye çalışmak.
Pew’in verileri küresel bir panoramayı yansıtsa da, Türkiye açısından çıkarılacak çok önemli dersler mevcut. Dijital okuryazarlık oranları, teknolojiye erişim koşulları ve eğitim düzeyleri; bunların tümü, yapay zekâ algısını doğrudan şekillendiren temel faktörlerdir.
Bugün Türkiye’de “yapay zekâ okuryazarlığı” kavramı hâlâ yeterince yaygınlaşmış değil. Oysa hem iletişim fakülteleri hem de kamu politikaları bu konuda aktif rol oynamalıdır. Şeffaflık, bilgiye erişim ve etik farkındalık, teknolojiyle kuracağımız ilişkiyi belirleyecek üç temel eksen olarak öne çıkmaktadır.
Üniversitelerde düzenlenecek medya okuryazarlığı programları, dijital etik dersleri ve YZ temalı paneller, bu farkındalığı yaygınlaştırmanın etkili yolları olabilir. Çünkü toplumun bir kısmı teknolojiden uzak durdukça, karar alma süreçleri dar bir çevrenin tekelinde kalma riski taşımaktadır.
Yapay zekâdan korkmak yerine onu anlamaya çalışmak; körü körüne inanmak yerine onu yönetmeyi öğrenmek… Önümüzdeki yılların en önemli iletişim ve toplumsal sınavı bu olacaktır.
Bu bağlamda “endişe”, bir kırmızı ışık değil, sağlıklı bir uyarı sistemidir. Toplumun sezgisel tepkisini görmezden gelmek yerine, onu rehber almak gerekiyor. Çünkü her yeni teknolojide olduğu gibi, burada da asıl mesele teknolojinin ne yaptığı değil, bizim onunla ne yaptığımızdır.
Dünya, yapay zekâ çağının eşiğinde temkinli bir adım atıyor. Bu adımı doğru yönde atmak için bilgiye, eleştirel düşünceye ve iletişimsel farkındalığa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

GAZETECİ – YAZAR – AKADEMİSYEN ZUHAL SÖNMEZER
Bezgin suskunluk ve görünmez ittifaklar
1
Kar yağışı nedeniyle 25 ilde okullar tatil edildi
2
Global markalaşma ve reaktif dijital dönüşüm programının başlangıcı
3
Başkent’te dijital devrim: Tayfun Tanju Kara Espor merkezi açıldı
4
Zuhal Sönmezer yazdı… Dijital dünyada ne kadar özgürsünüz?
5
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet Gençlik Merkezinde gençlerle bir araya geldi
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.