DOLAR

46,2693$% 0.15

EURO

53,5552% -0.19

STERLİN

62,0314£% -0.22

GRAM ALTIN

6.252,95%-0,07

ÇEYREK ALTIN

10.356,00%-0,22

TAM ALTIN

41.286,00%-0,22

ONS

4.192,97%-0,47

BİST100

14.047,05%2,21

İkindi Vakti a 17:09
Ankara AÇIK 27°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Büyük verinin gölgesinde kişisel alan: Dijital etiğin sınırları nerede başlar?

ad826x90

Dijital teknolojilerin hayatımızın her hücresine sızdığı modern dünyada, insanlığın önündeki en büyük paradokslardan biriyle karşı karşıyayız. Bu paradoksta bir yanda hayatı kolaylaştıran, dünyayı parmaklarımızın ucuna getiren Büyük Veri (Big Data); diğer yanda ise bu verinin iştahıyla her geçen gün daralan, silikleşen kişisel alanımız bulunuyor.  Bugün akıllı telefonlarımızdan akıllı ev sistemlerimize, arama motorlarındaki sorgularımızdan dijital platformlardaki izleme alışkanlıklarımıza kadar her adımımız anlık olarak kaydediliyor, işleniyor ve anlamlandırılıyor. Bu durum ise bizi kaçınılmaz bir sorunun eşiğine getiriyor. Büyük verinin bu kadar muazzam bir güç kazandığı bir çağda, dijital etiğin sınırlarını nasıl çizeceğiz? Daha da önemlisi, toplumsal ve hukuki bir müeyyidesi olmayan bir etik algısıyla bu devasa gücü dizginlemek mümkün mü?

ad826x90

GÖZETİM KAPİTALİZMİ VE NESNELEŞEN İNSAN

Büyük veri, sadece istatistiksel bir güç ya da teknik bir terim olmanın ötesinde, günümüz dünyasında yeni bir ekonomik düzenin, yani “gözetim kapitalizminin” temel yakıtı. Sistem, dijital ayak izlerimizi takip ederek bizi sadece birer “tüketici profiline” indirgemekle kalmıyor; arzularımızı, korkularımızı, siyasi eğilimlerimizi ve insani zaaflarımızı da metalaştırıyor.

Algoritmalar bizi bizden daha iyi tanıdıkça, kişisel alan dediğimiz o korunaklı kale içeriden fethediliyor. Bize neyi satın almamız, neye inanmamız, hangi habere öfkelenmemiz gerektiği fısıldanıyor. Büyük veri çağında kişisel alanın ihlali, artık sadece bir “gizlilik” sorunu olarak kalmıyor, bu insanın aynı zamanda kendi iradesi üzerindeki egemenlik savaşı haline gelmeye başladı. Bu anlamda bizler verilerimizi paylaştıkça, sistem kişisel alanı bir “özne” olmaktan çıkarıp manipüle edilebilir birer “nesneye” dönüştürüyor.

DİJİTAL ETİK…

Bu karanlık tablo karşısında sıklıkla “dijital etik” kavramına sığınıyoruz. Şeffaflık, dürüstlük, mahremiyete saygı gibi ilkeleri sıralıyoruz. Ancak acı bir gerçek var ki toplumsal ve hukuki yaptırım gücü (müeyyidesi) olmayan bir etik, dijital evrende sadece bir “iyi niyet beyanı” olarak kalıyor.

Geleneksel dünyada mahremiyeti koruyan yazılı olmayan toplumsal normlar, mahalle baskısı ya da sınırları belli olan hukuk kuralları vardı. Oysa dijital dünyada tek sınır, veriyi elinde tutan şirketlerin insafı ve kullanıcıların kendi vicdanı haline geldi. Herhangi bir toplumsal bedeli, ayıplanması ya da caydırıcı cezası olmayan bir dijital etik, ekranın arkasındaki anonim gücü ve büyük veriyi paraya tahvil eden yapıları durdurmaya yetmiyor. Ceza ve yaptırımın olmadığı yerde, ihlal kaçınılmaz olarak normalleşiyor.

ad826x90

SOMUT SINIRLAR VE ORTAK GELECEĞİMİZ

Büyük verinin hayatımızı kuşattığı bu çağda kişisel alanı korumak, sadece bireylerin kendi çabasına ya da teknoloji devlerinin insafına bırakılamayacak kadar hayati bir meseledir. Çözüm, sadece soyut “etik” kavramından bahsetmek değil; bu ilkeleri toplumsal normlar ve kolektif bir duruşla tahkim etmekten geçiyor.

TOPLUMSAL BİR DURUŞ ŞART

Dijital dünyada ihtiyacımız olan şey, sınırları muğlak bir ahlak söylemi yerine, herkesin üzerinde uzlaştığı yeni bir toplumsal kültürdür. Tıpkı gerçek hayatta birinin penceresinden içeri bakmanın ayıplanması ve toplumsal bir dışlanmayla karşılaşması gibi, dijital alanda da mahremiyet ihlallerinin net bir toplumsal karşılığı olmalıdır. Bireyin “görünmez olma ve kendi verisi üzerinde söz sahibi olma” hakkı, kültürün yazılmamış ama sarsılmaz bir kuralı haline gelmelidir.

Büyük veriyle örülen bu yeni dünyada sınırları korumak, bir iyi niyet temennisi değil, dijital ortamda bir arada yaşayabilmenin temel şartıdır. Ortak tepkilerle beslenmeyen, toplumsal bir refleksle desteklenmeyen bir etik anlayışı, rüzgara karşı yapılmış bir çağrıdan öteye geçemez. İnsanın dijital dünyada da “insan” kalabilmesi, ancak verisinin nesnesi olmayan, bu vasıtayla kendi dijital varlığının öznesi olduğu ortak bir bilinçle mümkün olacaktır.

AKADEMİSYEN – YAZAR DR. ZUHAL SÖNMEZER

ad826x90

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Üniversitenin yeniden doğuşu: Yapay zekâ çağında bilgi kurumlarından bilişsel kurumlara geçiş

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri