48,7543$%0,08
55,9992€%-0,08
65,3125£%0,11
6.865,89%0,94
11.207,00%0,76
44.670,00%0,76
4.378,39%0,85
%
13:03
11 Temmuz 2026 Cumartesi
Okullarda hijyen
Hakaret suçu nedir? Hakaret suçuna ilişkin bilinmesi gerekenler
İmar kirliliğine neden olma suçu nedir?
Kademeli emeklilik bekletilemez!
COP31 Antalya’ya geliyor: Asıl sınav zirveden sonra başlayacak
Modern insan neden sürekli aç?
Bosna Savaşı’nı Anlatan 7 Film : Sinemanın Hafızaya Kaydettiği Acılar
İnsan, yaratılmışların şahı olabilirken aynı zamanda kötülüklerin de başı olabiliyor. Aklı, vicdanı ve merhametiyle yücelen insan; nefret, kin ve çıkar uğruna tarihin en büyük zulümlerine de imza atabiliyor. Dün Bosna’da yaşanan insanlık dramı, bugün Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan acılarla vicdanlarımızı sızlatmaya devam ediyor. Coğrafyalar değişse de masumların gözyaşı, annelerin feryadı ve çocukların sessiz çığlığı değişmiyor. Sinema burada büyük bir rol üstleniyor , bazen acıları tek bir sahneyle anlatıyor; yaşanan acıları unutturmuyor ve hafızayı diri tutuyor. İşte Bosna Savaşı’nı ve geride bıraktığı derin izleri anlatan altı film ve bir dizi…
Bosnalı yönetmen Danis Tanović’in yönettiği ve En İyi Yabancı Film dalında Oscar kazanan No Man’s Land, Bosnalı ve Sırp iki askerin mayınlı bir bölgede mahsur kalmasını konu alıyor. Kara mizah ile dramı ustalıkla harmanlayan film, savaşın anlamsızlığını, siyasi çıkarları ve uluslararası toplumun yaşanan trajedi karşısındaki yetersizliğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Jasmila Žbanić’in yönettiği film, 1995 yılında yaşanan Srebrenitsa Katliamını Birleşmiş Milletler’de tercüman olarak çalışan Aida’nın gözünden anlatıyor. Ailesini kurtarmaya çalışan bir annenin çaresizliği üzerinden ilerleyen yapım, savaşın en ağır bedelini sivillerin ödediğini sarsıcı bir gerçeklikle izleyiciye aktarıyor.
Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan Grbavica, Bosna Savaşı sırasında sistematik cinsel şiddete maruz kalan Esma ile kızı Sara’nın hikâyesini anlatıyor. Esma, yaşadığı ağır travmalara rağmen kızına umut dolu bir gelecek kurmaya çalışırken, Sara da babasıyla ilgili gerçekle yüzleşmek zorunda kalıyor. Film, savaşın yalnızca cephede değil, insanların ruhunda ve hayatında yıllarca süren izlerini etkileyici bir anlatımla işliyor.
Bosnalı yazar Zlatko Topčić’in savaş yıllarında yaşadığı gerçek olaylardan esinlenerek yazdığı senaryoya dayanan Remake, II. Dünya Savaşı ile Bosna Savaşı arasında çarpıcı benzerlikler kuruyor. Farklı kuşakların aynı acıları yaşamak zorunda kalmasını anlatan yapım, savaşın insan hayatında bıraktığı derin izleri gözler önüne seriyor.
Predrag Antonijević’in yönettiği Savior, Bosna Savaşı sırasında vicdanıyla yüzleşen eski bir askerin hikâyesini konu alıyor. Etnik kimliklerin ötesinde insan olmanın önemini vurgulayan film; nefret, pişmanlık, merhamet ve affetme kavramlarını güçlü bir dramla ele alarak savaşın insan ruhunda açtığı yaraları anlatıyor.
Aida Begić’in yönettiği Snow, Bosna Savaşı’nın ardından erkeklerini kaybetmiş kadınların yaşadığı bir dağ köyünde geçiyor. Hayata yeniden tutunmaya çalışan kadınların umut, dayanışma ve sabır dolu mücadelesini anlatan film, savaş sona erse bile acılarının yıllarca devam ettiğini gösteren en etkileyici Bosna filmlerinden biri olarak öne çıkıyor.
TRT ile Bosna-Hersek Radyo Televizyonu’nun ortak yapımı olan Mavi Kelebekler, Bosna Savaşı’nın gölgesinde filizlenen bir aşk hikâyesini ve savaşın insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini konu alıyor. Boşnak, Sırp ve Hırvat karakterlerin yaşamları üzerinden savaşın yıkıcı etkilerini anlatan dizi; dostluk, sevgi, kayıp ve umut temalarını işlerken Bosna halkının yaşadığı acıları da ekrana taşıyor. Adını, Srebrenitsa’daki toplu mezarların bulunmasına yardımcı olan mavi kelebeklerden alan yapım, Bosna’yı konu alan en dikkat çekici Türk televizyon projelerinden biri olarak hafızalarda yer ediniyor.
Bosna Savaşı’nı anlatan bu filmler ve dizi, yalnızca geçmişte yaşanan trajedileri ekrana taşımıyor; insanlığın ortak vicdanına da sesleniyor. Çünkü savaşlar yalnızca şehirleri değil, hayatları, aileleri ve gelecekleri de yıkıyor. Sinema, sadece bir sanat dalı değil; aynı zamanda geçmişin tanığı, hafızanın koruyucusu ve vicdanın sesidir. Dün Bosna’da yaşananların dünyanın hiçbir yerinde bir daha yaşanmaması dileğiyle…
MELTEM DEMIRKIRAN
Milyonlarca vatandaşın merakla beklediği mayıs ayı enflasyon rakamları, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklandı. Temmuz ayında maaşlarına yapılacak zam oranını hesaplayan memur ve emekliler için büyük önem taşıyan bu verilerle birlikte, yılın ilk 5 aylık enflasyon farkı da netleşmiş oldu. Ekonomistlerin ve piyasaların yakından takip ettiği veriler, Temmuz ayında uygulanacak refah payı ve maaş artışları için belirleyici bir kriter oluşturuyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2026 yılı Mayıs ayı enflasyon rakamları açıklandı. Normal şartlarda her ayın 3’ünde paylaşılan veriler, bu yıl 9 günlük bayram tatili nedeniyle veri toplama sürecinin sarkmasından dolayı 5 Haziran Cuma günü kamuoyuna duyuruldu. Açıklanan rakamlar, ekonomideki yıllık ve aylık değişim trendini ortaya koyarken, memur ve emekli maaşları üzerindeki etkisini de resmileştirdi.
Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerine bakıldığında, 2026 yılı Mayıs ayında bir önceki aya göre %1,71 oranında bir artış yaşandı. Yıllık bazda ise enflasyon %32,61 olarak kayıtlara geçti. Diğer önemli veriler ise şu şekilde sıralandı:
Bu rakamlar, Merkez Bankası’nın son Piyasa Katılımcıları Anketi ile paylaştığı beklentilerle paralel bir seyir izlediğini gösteriyor.
Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarının ardından Mayıs verisinin de netleşmesiyle, SSK ve Bağ-Kur emeklileri ile memurların alacağı zam oranı büyük ölçüde şekillendi. 5 aylık enflasyon farkının ortaya çıkmasıyla birlikte gözler artık Haziran ayı verilerine çevrildi. Temmuz ayında yapılacak kesin artış, Haziran ayı enflasyonunun açıklanmasıyla birlikte resmiyet kazanacak. Memur ve emekli maaş zammı, yılın ilk 6 aylık enflasyon farkı ve toplu sözleşme hükümlerine göre nihai halini alacak.
İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, çocukların hayal gücüyle şekillenen CİMER’e Renk Kat resim yarışması ödül töreninde önemli açıklamalarda bulundu. Geleceğin teminatı olan çocukların dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getireceğine olan inancını vurgulayan Duran, barış ve kardeşlik mesajları verdi.
İletişim Başkanlığı tarafından hayata geçirilen “CİMER’e Renk Kat” projesi, düzenlenen ödül töreniyle taçlandı. Yarışma kapsamında dereceye giren minik ressamlarla bir araya gelen Prof. Dr. Burhanettin Duran, etkinliğin sadece bir yarışma değil, aynı zamanda çocukların dünyaya bakış açısını yansıtan bir platform olduğunu belirtti.
Konuşmasına 4 Haziran Uluslararası Çatışma Kurbanı Masum Çocuklar Günü’ne değinerek başlayan Prof. Dr. Burhanettin Duran, Filistin ve Lübnan başta olmak üzere dünyada hayatını kaybeden on binlerce çocuğu andı. Duran, “Biz istiyoruz ki barışın olduğu, coşkunun ve sevincin hakim olduğu, cıvıltıyla dolu bir dünya olsun. Bunun için elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz. İnanıyorum ki sizlerin bu dünyayı yönettiği ve şekillendirdiği bir zamanda her şey çok daha iyi olacak” dedi.
Projenin ilk günden itibaren kendisini heyecanlandırdığını dile getiren Prof. Dr. Burhanettin Duran, gençlerin ve çocukların dünyaya olan özgün bakış açılarının kıymetini şu sözlerle anlattı: “Bu projeyi iyi ki yapmışız. Burada sizler varsınız, geleceğimiz var. Dünyayı bizden farklı görüyorsunuz ve fikirlerinizle bu dünyayı çok daha iyi bir hale getireceğinize inanıyorum. Emekleriniz için her birinize teşekkür ediyor, gözlerinizden öpüyorum.”
İletişim Başkanı Burhanettin Duran:
“Biz istiyoruz ki barışın olduğu, böyle coşkunun olduğu, sevincin olduğu,cıvıltıyla dolu bir,güzelleşen bir dünya olsun.Bunun için elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz.”
📍CİMER’e Renk Kat Resim Yarışması Ödül Törenipic.twitter.com/RqWjdGsuFt
— @H _Tömekçe (@HaticeTmeke4) June 4, 2026
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davanın 12. haftasında, adliye koridorlarında hareketli anlar yaşandı. Ekrem İmamoğlu davası kapsamında görülen 44. gün duruşmasında, mahkeme salonuna getirilmek istenen doğum günü sürprizlerine güvenlik güçleri tarafından izin verilmedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun doğum gününe denk gelen duruşma gününde, destekçileri ve yakınları tarafından hazırlanan kutlama materyalleri dikkat çekti. Ancak adliye güvenliği, içeriye pankart ve pasta sokulmasına izin vermeyerek bu girişimleri engelledi. Yaşanan bu durum, duruşmayı takip eden kalabalık arasında kısa süreli bir şaşkınlığa neden oldu.
Duruşma süreci devam ederken eşine destek olmak için adliyede bulunan Dilek Kaya İmamoğlu, yaşanan kısıtlamalar ve yargılama süreciyle ilgili duygularını paylaştı. Sürecin bir an önce sonuçlanmasını temenni eden Dilek Kaya İmamoğlu, “Buradaki son doğum günü olsun inşallah, öyle umut ediyorum” diyerek davanın gidişatına dair beklentisini dile getirdi.
Kamuoyu tarafından yakından takip edilen davanın ilerleyen günlerinde mahkeme heyetinin nasıl bir yol izleyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, İstanbul’da gerçekleştirilen ve büyük yankı uyandıran Kanye West konseri hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Konserin sadece bir müzik etkinliği olmadığını savunan Oktay Saral, sergilenen sembollerin ve ifadelerin milli değerlere aykırı olduğunu belirterek sert bir eleştiri yağmuruna tuttu.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, 118 bin gencin katılım sağladığı organizasyonun kültürel bir risk taşıdığını ifade etti. Etkinlik sırasında yankılanan “I am a God” (Ben bir Tanrı’yım) ifadelerinin on binlerce kişi tarafından coşkuyla söylenmesinin vahametine dikkat çeken Oktay Saral, bu durumun medeniyet değerlerimizle örtüşmediğini vurguladı.
Ayrıca organizasyonun arka planında yer alan ve okültizm ile karanlık sembollerle özdeşleşen Michèle Lamy’nin varlığına değinen Oktay Saral, meselenin eğlenceden öte bir boyutu olduğunu dile getirdi.
Başdanışman Oktay Saral, eleştirilerinin dozunu artırarak muhafazakâr kesimin de bu sürece dahil olmasını “kültürel kuşatma” olarak nitelendirdi. Gençliğe dayatılan bu yabancılaşma karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini belirten Oktay Saral, Kültür ve Turizm Bakanlığına da önemli bir çağrıda bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanlığının bu tarz organizasyonlarda çok daha seçici ve dikkatli olması gerektiğini savunan Başdanışman Oktay Saral, Türk gençliğinin küresel kültür endüstrisinin manipülasyonlarına karşı uyanık olması gerektiğini ifade etti. Saral, “Bu milletin evlatları, küresel projelerin değil, kendi medeniyet değerlerinin koruyucusu olmalıdır” diyerek sözlerini noktaladı.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.