DOLAR

45,9092$% 0.46

EURO

53,4484% -0.02

STERLİN

61,9845£% 0

GRAM ALTIN

6.754,45%0,55

ÇEYREK ALTIN

11.145,00%0,54

TAM ALTIN

44.430,00%0,54

ONS

4.573,19%0,02

BİST100

13.890,91%0,60

Sabah Vakti a 03:38
Ankara AZ BULUTLU 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Yazar Gazeteci Zuhal Sönmezer

Yazar Gazeteci Zuhal Sönmezer

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Teknolojik ilerlemenin görünmez maliyeti: “Matbaadan algoritmaya: İradenin iflası”

Teknolojik ilerlemenin görünmez maliyeti: “Matbaadan algoritmaya: İradenin iflası”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Teknolojiye düşman olmak, matbaaya karşı çıkmak kadar absürttür; buna şüphe yok. Buradaki asıl mesele, insanlığın bin yıllık emeğiyle üretilen o devasa yapay zekalar, algoritmalar veya akıllı cihazlar değil; bizim onların karşısındaki iradesizliğimiz. Biz ekranlara hükmettiğimizi sanırken, ekranlar bizim hayatımızı, cebimizi ve zihnimizi yönetiyor. Eğer bu kontrolsüz teslimiyete bir “dur” demezsek, geleceğin dünyasında düşünen, üreten ve hisseden robotlar; onların karşısında ise sadece ekrana bakıp komut bekleyen, mental ve ekonomik olarak iflas etmiş insanlar göreceğiz.

İnsanlık tarihi boyunca “ilerleme” hep daha hızlı ulaşım, daha çabuk bilgi ve daha konforlu bir yaşamla ölçüldü. Akıllı telefonlar cebimize girdiğinden beri adeta birer süper kahramana dönüştüğümüzü sandık. Dünyanın bilgisi parmaklarımızın ucunda, bankamız cebimizde, dostlarımız bir ekran uzağımızda… Peki, gerçekten ilerliyor muyuz? Yoksa evrimsel bir illüzyonun içinde, büyük bir gürültüyle adım adım geriye mi gidiyoruz?

Gelin, modern dünyanın bize “ilerleme” diye sattığı, ama aslında bizi her gün biraz daha geriye çeken o üç büyük tuzağa yakından bakalım.

 ZİHİNSEL PRANGALAR: ODAKLANAMAYAN, SABIRSIZ BEYİNLER

İlk geri adım zihnimizde atıldı. Eskiden saatlerce kitap okuyabilen, derin derin düşünebilen insanoğlu, bugün 15 saniyelik dikey videoların esiri olmuş durumda. Mental olarak tam bir “tüketim obezitesi” yaşıyoruz.

Gerçek şu ki: Teknoloji bize bilgiyi sundu ama derinliği elimizden aldı.

Dikkat süremiz bir akvaryum balığından daha kısa artık. En ufak bir boşlukta telefona uzanan ellerimiz, aslında can sıkıntısıyla baş edemeyen, kendi düşüncelerinden kaçan ve sürekli yapay dopamin salgılamak isteyen bağımlı bir zihnin kanıtı. Hafıza kartlarımız büyürken kendi hafızamız zayıfladı; navigasyonlar geliştikçe yön duygumuz, emojiler çoğaldıkça gerçek empati yeteneğimiz köreldi. Mental olarak zenginleştiğimizi sanırken, aslında kendi ürettiğimiz cihazların kölesi haline geldik.

 AKADEMİK İLLÜZYON: KOPYALA-YAPIŞTIR NESLİ

Eğitimde devrim yarattığı söylenen teknoloji, ne yazık ki akademik dünyayı bir bilgi çöplüğüne ve tembellik yuvasına çevirdi. Bugün yapay zekaya tek bir cümle yazdırarak ödev hazırlayan, internetteki hazır özetlerle sınav geçen bir nesil yetişiyor.

Bilgiye ulaşmak o kadar kolaylaştı ki, bilginin kendisi değersizleşti. Eskiden kütüphane raflarında kaybolarak, araştırarak, yanılarak öğrenilen o “süreç”, yerini tek tıkla ulaşılan ve saniyeler içinde unutulan yüzeyel bir tüketime bıraktı. Analitik düşünme, eleştirel bakış açısı ve sentez yapma yeteneği can çekişiyor. Diploma sayılarımız artıyor olabilir; ancak derinlemesine öğrenen, üreten ve gerçekten “bilen” insan sayısı hızla azalıyor. Akademik olarak dev adımlarla geriliyoruz.

 EKONOMİK PARADOKS: KOLAY HARCA, ZOR KAZAN

Ekonomik boyuta geldiğimizde ise trajedi daha da büyüyor. Teknoloji güya bizi zamandan ve mekandan tasarruf ettirecekti. Oysa bugün neye dönüşüyoruz?

  • Algoritmaların Esiri Tüketiciler: Sosyal medya algoritmaları ne giyeceğimizi, ne yiyeceğimizi, nereye gideceğimizi bizden iyi biliyor. “Bunu alanlar bunu da aldı” butonları, tek tıkla ödeme kolaylıkları derken, paramız daha cebimize girmeden dijital dünyaya akıyor.
  • Görünmez Harcamalar: Eskiden bir mala bir kez para verirdiniz. Şimdi her şey “abonelik sistemi” (subscription) oldu. Dinlediğimiz müzik, izlediğimiz film, kullandığımız yazılım için her ay düzenli olarak haraca bağlanmış gibiyiz.
  • Vakit Nakittir Ama Vakit Yok: Teknoloji bizi 7/24 ulaşılabilir kılarak mesai kavramını yok etti. Ekonomik olarak daha çok çalışıyor, dijital illüzyonlar için daha çok harcıyor ama günün sonunda elimizde kocaman bir “hiçlik” ve kredi kartı ekstreleri tutuyoruz.

Sözün kısası iradeyi kazanmak hala mümkün…

İşte bu yüzden, sorun teknolojide değil, bizim o parlak camların karşısında iradesizce eriyip gidişimizde. Çözüm teknolojik bir gericilikte değil, dijital bir silkinişte saklı.

Belki de gerçekten ilerlemek için, önce durup o ekranların karşısında kaybettiğimiz irademizi hatırlamalı; bizi yöneten cihazların fişini gerektiğinde çekebilmeli ve insan olmanın o eski, yavaş ama derin ritmine doğru gururla bir adım geri atmalıyız.

AKADEMİSYEN – YAZAR DR. ZUHAL SÖNMEZER

 

 

Devamını Oku

Kalemi tutan gizli el: kararlarınız gerçekten sizin mi?

Kalemi tutan gizli el: kararlarınız gerçekten sizin mi?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz günlerde bir meslektaşımın, aslında tamamen kendi fikri olan bir projeyi sunarken nasıl olup da bir başkasının yönlendirmesiyle geri adım attığına şahit oldum. O an fark ettim ki; fail ne kadar mahir ise, mağdur uğradığı haksızlığı o kadar “kendi tercihi” sanıyor. Modern dünyada fiziksel zorbalığın yerini alan bu sinsi elin adı: Manipülasyon.

MANİPÜLASYON NEDİR? MEKANİZMANIN İŞLEYİŞİ

Akademik literatürde manipülasyon; bireylerin veya grupların karar verme süreçlerini, duygularını ve davranışlarını; gizli, yanıltıcı ve suistimal edici taktiklerle bir başkasının çıkarı doğrultusunda değiştirme sürecidir. Bu süreçte en ivedi unsur “gizlilik”tir. Eğer kişi yönlendirildiğini anlarsa, bu artık manipülasyon değil, ikna veya baskıdır. Manipülasyon ise rızanın imal edilmesidir; yani kişinin kendi hür iradesiyle hareket ettiğini sanırken aslında bir başkasının senaryosunda başrol oynamasıdır.

MANİPÜLATÖR KİMDİR? MASKELERİN ARDINDAKİ PORTRE

Manipülatör, bu süreci yöneten, empati yoksunluğu ile stratejik zekayı birleştiren kişidir. Onu tanımak zordur çünkü genellikle “en iyi dost”, “en mağdur iş arkadaşı” veya “en karizmatik lider” maskesiyle karşımıza çıkar. Manipülatörün temel cephanesi zayıflıklarınızdır; vicdanınızı, yardımseverliğinizi veya onaylanma ihtiyacınızı size karşı birer savunma mekanizması olarak kullanır. Bir manipülatör için karşısındaki kişi bir özne değil, amaca giden yolda kullanılacak bir araçtır.

DİJİTAL MANİPÜLASYON: ALGORİTMİK MANİPÜLATÖRLER

Bugün manipülatör sadece kanlı canlı bir insan değil. Karşımızda veri madenciliği yapan, her tıklamamızı analiz eden ve zaaflarımızı bizden iyi bilen algoritmik sistemler var. Dijital manipülasyon, “kişiselleştirilmiş içerik” adı altında bizi bilişsel bir hapishaneye kapatıyor. Algoritmalar, bizi en çok neyin öfkelendireceğini veya neyin satın alma dürtümüzü tetikleyeceğini biliyor; böylece toplumsal kutuplaşmayı ve tüketim çılgınlığını sistematik olarak besliyor.

SAVUNMA HATTI: BİLİŞSEL ÖZERKLİĞİN KORUNMASI

Manipülasyonun bu kadar sofistike hale geldiği bir çağda, zihinsel egemenliğimizi korumak için şu yöntemler hayati önem taşır:

  • Duygusal Farkındalık: Bir etkileşim sonrasında kendinizi anlamsız bir suçluluk, kafa karışıklığı veya yetersizlik içinde buluyorsanız, orada bir manipülasyon izi arayın. Duygularınız, zihninize sızmaya çalışan davetsiz misafirlerin alarm sistemidir.
  • Hayır Demenin Gücü: Manipülatörler sınırları sevmez. “Hayır” diyebilmek ve bu kararın gerekçesini sunmak zorunda hissetmemek, en güçlü savunma mekanizmasıdır.
  • Bilgi Kaynaklarını Çeşitlendirmek: Dijital manipülasyondan korunmanın yolu, algoritmanın size sunduğu konfor alanından çıkmaktır. Farklı görüşleri okumak ve bilgiyi teyit etmek, algoritmik zincirleri kırar.
  • Kavramsal Netlik: Manipülatif teknikleri (Gaslighting, yansıtma, sessiz muamele) isimleriyle bilmek, onlara karşı bağışıklık kazanmanızı sağlar. Tanımladığınız şeyi yönetebilirsiniz.

Sözün özü…

Manipülasyon bir zihin hırsızlığıdır. Bu hırsızlığa karşı tek kilidimiz ise eleştirel düşünme yetimiz ve özsaygımızdır. Kendi kararlarınızın altına imza atarken, kalemi tutan elin gerçekten size ait olup olmadığını kontrol etmeyi unutmayın.

AKADEMİSYEN – YAZAR DR. ZUHAL SÖNMEZER

Devamını Oku

Dijital ayak izlerimiz takip edilirken biz: Görünmez bir akışın özneleri

Dijital ayak izlerimiz takip edilirken biz: Görünmez bir akışın özneleri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Modern dünya, verinin yeni bir nefes alış biçimine dönüştüğü sessiz bir devrimin tam ortasında yer alıyor. Attığımız her dijital adım, tıpkı kumsalda bıraktığımız izler gibi arkamızda birer veri noktası bırakıyor. Ancak bu izler, dalgaların silip süpüreceği geçici işaretler değil; aksine, kimliğimizin, tercihlerimizin ve hatta henüz farkına varmadığımız arzularımızın birer yansıması olarak derinleşiyor.

DİJİTAL İZLERİN MUTFAĞINDA NELER OLUYOR?

İnternet ekosistemi, kullanıcı hareketlerini izleyen karmaşık bir ağ yapısı üzerine kurulu. Bizler bu ağın içinde gezinirken, aslında kendi varlığımızı kodlara dönüştürüyoruz. Beğendiğimiz bir fotoğraf, tıkladığımız bir haber başlığı veya arama çubuğuna fısıldadığımız bir merak konusu, algoritmaların bizi anlamlandırma çabasına katkı sağlıyor. Bu durum, bireyin mahremiyet algısını sarsan bir şeffaflık türü doğuruyor.

Gözlem altında olmak, insanın davranış kalıplarını etkileyen sosyolojik bir etkendir. Takip edildiğimizi bilmek veya hissetmek, dijital dünyadaki hareketlerimizi daha kontrollü ya da tam tersine, tamamen teslimiyetçi bir boyuta taşıyabiliyor. Bu noktada özgür irade ile yönlendirilmiş seçimler arasındaki çizgi giderek inceliyor.

VERİNİN ESTETİĞİ VE BİREYSEL DÖNÜŞÜM

Dijital izlerimizi takip eden mekanizmalar, bizlere “kişiselleştirilmiş” bir evren sunuyor. Önümüze düşen reklamlar, önerilen içerikler ve sosyal çevre kurguları, tamamen geçmişteki adımlarımızın birer yankısıdır. Bu yankı odaları içinde, kendi sesimizi daha gür duyarken, farklı seslerin tınısından uzaklaşıyoruz.

Bu sürecin merkezinde yer alan bizler için durum, sadece teknik bir veri aktarımı değildir. Bu, aynı zamanda bir kimlik inşası sürecidir. Dijital ayak izleri, bireyin dününe bakarak yarınını tasarlayan birer rehber haline gelmiştir. Bu rehberliğin ne kadarının farkındayız ve ne kadarını gerçekten arzuluyoruz?

KABUL EDİLMİŞ BİR GÖZETİM

Dijitalleşen dünyada var olmak, bir bakıma iz bırakmayı kabul etmektir. Önemli olan, bu izlerin kimin tarafından, hangi amaçla ve nasıl bir perspektifle okunduğunu idrak edebilmektir.

Geleceğin dünyasında, bıraktığımız bu izlerin toplamı, bizi biz yapan en somut belgelerden biri haline gelecek. Bugün ekran başında geçirdiğimiz her an, yarının dijital belleğini oluşturuyor. Bu belleğin içinde sadece birer veri seti olarak kalmak yerine, kendi hikayesinin farkında olan bilinçli özneler olarak varlığımızı sürdürmek, modern insanın en büyük ödevi gibi görünüyor.

SÖZÜN ÖZÜ…

Bu noktada, dijital farkındalığımızı bir üst seviyeye taşımak adına atacağımız en değerli adım, sadece birer veri kaynağı olmadığımızı kendimize hatırlatmaktır. Algoritmaların bize sunduğu konforlu sınırların dışına çıkmak, bazen hiç ilgimiz olmayan bir konuyu araştırmak veya sadece “iz bırakmadan” dijital dünyada dolaşmak, bu görünmez akışın içinde nefes almamızı sağlar. Kendi tercihlerimizi, makinelerin tahminlerinden daha geniş bir yelpazede tutabildiğimiz sürece, dijital dünyada sadece takip edilen birer figür değil, kendi yolunu çizen özgür bireyler olarak kalmaya devam edebiliriz.

AKADEMİSYEN – YAZAR DR. ZUHAL SÖNMEZER

Devamını Oku

Algoritma panik satın alır: Dijital linç ekonomisinde sağduyu aramak

Algoritma panik satın alır: Dijital linç ekonomisinde sağduyu aramak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sosyal medya akışınızda yukarıdan aşağıya doğru hızla kayarken, parmağınızı aniden durduran şey ne oluyor? Sakin bir doğa manzarası mı, yoksa “Bu kadarı da pes artık!” dedirten, kanınızı donduran o infial yaratıcı başlık mı? Cevap belli. Modern dünyanın en kârlı ticaret kalemi artık petrol ya da altın değil; kitlelerin organize edilmiş korkusu. Ahlaki panik, dijital çağda sadece toplumsal bir fenomen değil, aynı zamanda kusursuz işleyen bir iş modelidir. Çünkü algoritma sizin adaletinizle veya mantığınızla ilgilenmez, reaksiyonunuza odaklanır. Ve ne yazık ki insan beyni, paniğe ve öfkeye, huzura verdiğinden on kat daha hızlı tepki verir.

DİKKAT TACİRLERİNİN YENİ MİSYONU: “İNFİAL”

Geleneksel ahlaki paniklerde bir otorite figürü veya medya patronu gerekirdi. Şimdiyse bu süreci anonim bir yazılım yönetiyor. Algoritma toplumun sinir uçlarına dokunan, etik değerleri tehdit ediyormuş gibi görünen ve insanları kutuplaştıran içeriği saniyeler içinde “trend” listesine taşıyor.

PEKİ SİSTEM NASIL İŞLER?

Bir olay (çoğu zaman bağlamından koparılarak) servis edilir. Kullanıcılar dehşet içinde yorum yapar. Algoritma bu yoğun etkileşimi “değerli içerik” olarak algılar ve daha fazla insanın önüne çıkarır.

Ve böylece kanıtlar aksini söylese bile, o akşam milyonlarca insan aynı hayali canavara karşı kılıç kuşanmış olur. Algoritma ise bu süreçte gösterdiği reklamlarla kasasını doldurur. Panik, nakde dönüşmüştür.

SORGULAYAN KULLANICI: TÜKETİCİ Mİ, ARAÇ MI?

Burada kendimize şu sert soruyu sormalıyız: Bizler sosyal medyada birer özgür birey miyiz, yoksa algoritmanın paniği yaymak için kullandığı birer ücretsiz dağıtım kanalı mı?

“Bir şey sizi bedel ödemeden aşırı öfkelendiriyorsa, muhtemelen ürün sizsinizdir.”

Toplumsal değerlerimizi koruma refleksiyle yaptığımız her öfkeli paylaşım, aslında o paniği körükleyen devasa bir makineye kömür atmaktır. Medya ve dijital platformlar, bizim “iyiyi koruma” arzumuzu manipüle ederek bizi birer “dijital infazcıya” dönüştürebilir.

İYİYE YÖNELİK BİR DÖNÜŞÜM MÜMKÜN MÜ?

Bu dijital sarmaldan çıkmak, platformları terk etmek yerine onları kullanma biçimimizi cerrahi bir titizlikle değiştirmekle başlar:

  1. Hız Tuzağına Düşmeyin: Algoritma sizin “hemen” tepki vermenizi ister. Gerçek bilgi ise sabır gerektirir. Bir haberi paylaşmadan önce kendinize 15 dakika “soğuma süresi” tanıyın.
  2. Öfkeyi Takip Etmeyi Bırakın: Sizi sürekli savunma pozisyonunda tutan, sürekli bir yerlere veya birilerine saldırmaya teşvik eden hesapları takipten çıkarın. Bu, zihinsel bir detokstur.
  3. Algoritmayı Eğitin: İlginizi sadece “korkunç” haberlere değil; çözüme, sanata ve sağduyulu tartışmalara verin. Tıkladığınız her içerik, sisteme “Bana bundan daha fazla getir” emridir.
  4. Verinin Arkasındaki Hikâyeyi Sorun: Metinde de dendiği gibi, mesele olanlar değil, olduğuna inanılanlardır. “Bu olay gerçekten bu kadar yaygın mı yoksa sadece çok mu bağırılıyor?” sorusu, sizi ahlaki panik dalgasının üzerinde tutar.

SON SÖZ…

Algoritmalar panik satın alabilir, ama biz satmak zorunda değiliz. Dijital dünyada gerçek erdem; linç kalabalığına dahil olmanın ötesinde, o kalabalığın neden toplandığını soğukkanlılıkla sorgulayabilmek anlamında gelmektedir.

AKADEMİSYEN-YAZAR ZUHAL SÖNMEZER

 

Devamını Oku

Ekranın görünmez sınırları: Dijital izleme kültürü ve yeni nesil emperyalizm

Ekranın görünmez sınırları: Dijital izleme kültürü ve yeni nesil emperyalizm
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bundan yirmi, otuz yıl önce kültürel emperyalizm denildiğinde akla; sınırları aşan tır dolusu kasetler, Hollywood filmleriyle dolu sinema salonları ve lüks tüketim markalarının ışıklı tabelaları gelirdi. Bugün ise bu kuşatma çok daha sessiz, çok daha kişisel ve bir o kadar da derin. Artık emperyalizm coğrafi haritalarda değil, cebimizdeki telefonların algoritmalarında, akşamları karşısına geçtiğimiz dijital yayın platformlarının “Sizin İçin Önerilenler” listesinde hayat buluyor. Ve dijital izleme kültürü, sadece içerik tüketme biçimimizi değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda dünyayı algılama biçimimizi de tek tipleştiriyor.

ALGORİTMİK SÖMÜRGECİLİK: BEĞENİLERİMİZ KİMİN KONTROLÜNDE?

Eskiden kültürel yayılma “yukarıdan aşağıya” bir dayatmaydı. Bugün ise biz bu sürecin gönüllü birer parçasıyız. Netflix, Disney+ veya YouTube gibi dev platformlar, bize sınırsız bir özgürlük vaat ediyor gibi görünse de aslında bizi belirli bir estetik ve ideolojik kalıbın içine hapsediyor.

  • İçerik Standartlaşması: Dünyanın neresinde olursanız olun, izlediğiniz yerli yapımların bile artık “global izleyiciye hitap etme” kaygısıyla, Hollywood dramaturjisine ve Batılı hayat tarzı normlarına göre şekillendiğini fark etmişsinizdir.
  • Veri Madenciliği: Her “tık”, her duraklatma ve her beğeni; kültürel tercihlerimizin dev veri merkezlerinde işlenmesi demek. Bu durum, yerel kültürlerin özgün yanlarını törpüleyerek onları pazarlanabilir birer “meta” haline getiriyor.

EKRANIN ÖTESİNDEKİ GÖRÜNMEZ EL

Kültürel emperyalizmin bu yeni formu, geleneksel olandan çok daha etkili. Çünkü burada bir zorlama yok; sadece bir akış var. Biz bu akışa kapıldıkça, kendi kültürel kodlarımızı “modası geçmiş” veya “yetersiz” görmeye başlıyoruz. Bir Güney Kore dizisinden bir İspanyol yapımına zıplarken bile, aslında aynı dijital estetik anlayışının ve aynı tüketim alışkanlıklarının içinde dönüp duruyoruz.

“Dijital izleme kültürü, dünyayı dev bir sinema salonuna çevirdi; ancak makinistin kim olduğu ve hangi filmi ne kadar süre izleyeceğimiz üzerindeki kontrolümüz her geçen gün azalıyor.”

FARKINDALIK MI, TESLİMİYET Mİ?

Dijital platformların sunduğu zenginlikten vazgeçmek imkansız ve belki de gereksiz. Ancak izlediğimiz her karede, altına her imza attığımız kullanıcı sözleşmesinde ve ekran başında geçirdiğimiz her saatte, aslında bir kültürel pazarlığın öznesi olduğumuzu unutmamalıyız.

Kendi hikayelerimizi, kendi estetiğimizle ve en önemlisi kendi algoritmalarımızla anlatmadığımız sürece, başkalarının rüyalarını izleyen birer figüran olmaktan öteye geçemeyeceğiz. Dijital çağın emperyalizmiyle savaşmak için önce ekranın parlak ışığından gözlerimizi ayırıp, o ışığın arkasındaki mekanizmayı sorgulamakla işe başlamalıyız.

AKADEMİSYEN YAZAR ZUHAL SÖNMEZER

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri