47,3981$% 0.04
53,9930€% -0.02
63,0119£% 0.04
6.133,00%-0,07
10.033,00%-0,16
39.948,00%-0,16
4.016,95%-0,29
13.560,07%-0,93
17:11
Geçtiğimiz günlerde sosyal medya akışımda gezinirken, oldukça tartışmalı bir toplumsal mesele hakkında açılmış bir başlığa rastladım. Altındaki yorumlar adeta tek bir merkezden çıkmış gibi tek sesli, öfkeli ve son derece hırçındı. O sırada aklıma, konunun aslında çok farklı boyutları olduğunu bilen, normal şartlarda fikrini beyan etmekten çekinmeyen birkaç dostum geldi. Profillerine baktım; çıt çıkmıyordu. WhatsApp’tan “Bu konuda ne düşünüyorsun?” diye çıtlatınca aldığım cevap manidardı: “Şimdi hiç bulaşmayayım, linç edecek yer arıyorlar zaten.” İşte tam o an, iletişim bilimci Elisabeth Noelle-Neumann’ın kulakları çınladı. Bize onlarca yıl önce televizyon ve gazetelerin gücünü anlatmak için sunduğu “Suskunluk Sarmalı” teorisi, bugün akıllı telefonlarımızın ekranlarında, yepyeni ve çok daha acımasız bir mutant olarak karşımızda duruyordu.
Teori özünde basitti: İnsan sosyal bir canlıdır ve en büyük korkusu toplumdan dışlanmak, yalnız kalmaktır. Bu yüzden sürekli çevresini gözlemler. Eğer fikrinin azınlıkta olduğunu hissederse, dışlanmamak için sesini kısar, suskunlaşır. Onun sustuğunu gören diğer azınlıklar da tamamen kabuğuna çekilir. Sonunda, aslında göründüğü kadar büyük olmayan bir çoğunluğun sesi, bütün meydanı kaplar.
Dijitalleşmenin ilk yıllarında hepimiz pembe bir siber rüya görüyorduk. Sosyal medya gelecekti, herkesin sesi olacaktı, o eski baskıcı sarmallar kırılacaktı. Ne de olsa herkesin bir profili, bir klavyesi ve potansiyel olarak milyonlara ulaşma gücü vardı.
Peki, ne oldu da bu “özgürlük meydanı”, en ufak bir farklı seste insanı yutmaya hazır bir dijital engizisyon mahkemesine dönüştü?
Çünkü dijital çağ, dışlanma korkusunu somutlaştırdı ve hızlandırdı. Geleneksel dünyada mahallenizde ya da iş yerinizde ayıplanmaktan korkardınız; bu soyut ve zamana yayılan bir endişeydi. Bugün ise tek bir hatalı kelime, algoritmaların da yardımıyla sizi birkaç saat içinde binlerce tanımadığınız insanın önüne fırlatabiliyor. “İptal kültürü” (Cancel Culture) ve dijital linç, artık kapımızın önündeki reel bir tehdit. Sosyal medyada “farklı” bir şey söylemek; entelektüel bir duruş değil, dijital bir intihar girişimi gibi algılanıyor.
Üstelik algoritmalar bizi yankı odalarına hapsetti. Kendimize benzeyenleri takip edip, karşımıza sürekli bizi onaylayan içerikler çıktıkça, kendi mahallemizde duyduğumuz o gür sesin mutlak çoğunluk olduğunu zannediyoruz. Bu sahte güven duvarı, bireyi kendi grubunda alabildiğine radikalleştirirken, dışarıya karşı daha da toleranssız kılıyor. Kendi mahallesinden olmayan tek bir ses gördüğünde ise kitleler halinde saldırıya geçiyor.
Sonuç mu? Muazzam bir otosansür dalgası.
Bugün internet, tarihin en büyük veri havuzuna ve en yüksek ses oranına sahip olabilir; ama aynı zamanda tarihin en tek tipleşmiş, en ürkek düşünce iklimini de barındırıyor. İnsanlar artık sadece insanlardan değil, kendilerini görünmez kılabilecek, erişimlerini engelleyecek “algoritmalardan” da korkup susuyorlar. Fikirlerin zenginleşmesi beklenen mecralar, trollerin ve manipülatif çoğunlukların bağrışma alanına dönüşürken; aklıselim, sarmalın dibine doğru sessizce çöküyor.
Dünya, tarihte hiç olmadığı kadar çok iletişim aracına sahip. Ama ne acıdır ki, “yanlış anlaşılma” veya “dışlanma” korkusuyla hiç olmadığı kadar derin bir sessizliğe gömülüyoruz. Klavyelerin başında bu kadar kalabalık ama kendi doğrularımızla bu kadar yalnız kalışımız, belki de modern çağın en büyük trajedisi.
Sarmalı kırmanın yolu ise belli: Sırf manşetler öyle istiyor diye, ekranların dayattığı o “öfkeli koroya” katlanmak zorunda olmadığımızı hatırlamak. Çünkü gerçek düşünce, algoritmaların alkışladığı yerde değil, o sarmalın dışına çıkma cesareti gösteren pürüzlü seslerde saklıdır.
AKADEMİSYEN-YAZAR DR. ZUHAL SÖNMEZER
En güçlü ağ, toplumun güvendiği ağdır 5G, Savunma Sanayii ve teknolojik güven egemenliği
1
Instagram televizyon ekranlarına taşındı: Uzun içerik dönemi başlıyor
2
Lenz Yasasından dijital çağın toplumsal karşı alanlarına: Yapay zekâ çağında direnç, denge ve kültürel süreklilik
3
Teknolojik ilerlemenin görünmez maliyeti: “Matbaadan algoritmaya: İradenin iflası”
4
Cyborg, Transhuman ve Posthuman üçgeninde insanlığın kendini arayışı…
5
Global markalaşma ve reaktif dijital dönüşüm programının başlangıcı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.