44,7248$% 0.08
52,8017€% 0.4
60,7473£% 0.57
6.901,30%1,30
11.190,00%0,26
44.658,00%-0,05
4.797,40%1,18
14.203,11%1,03
02:00
Dil, insanlığın iç ve dış evrenine açılan bir ara yüzdür. Konuşuruz, çünkü varız; ama 21. yüzyılda konuşmamız da varlığımız kadar sorgulanır hâle gelmiştir. Sosyal medya, ekran kültürü ve Yapay Zekâ çağının gölgesinde insanlar; dilin zenginliğini değil, işlevselliğini; anlatmayı değil, geçiştirmeyi; tümceleri değil, kısaltmaları yüceltmektedirler.
“nbr”, “slm”, “tmm”, “kib”… Sözde iletişim… Özde, büyük bir sessizlik…
Oysa dil sadece bir araç değil; düşünmenin ta kendisidir. Ludwig Wittgenstein ne diyordu: “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.” 2025’li yıllarda bu sınırlar -140 karaktere- bir hikâyeye sığacak kadar kısaldı. Dünya sığlaştı. Eleştirel düşünme önemini yitirdi. Edebiyat hafızası yok oldu. Zihin, kısa yollarla kodlanan bir çölden ibaret kaldı.
Jürgen Habermas’a göre sağlıklı bir toplumun temeli, iletişimsel eylemdir. Bireylerin karşılıklı anlayışa dayalı, rasyonel söylemler kurabildiği bir kamusal alan. Ancak sosyal medya çağında dilin kısaltılması, bu kamusal alanın kırılmasına neden olmaktadır. Emojilerle veya üç harfli kısaltmalarla sürdürülen iletişim, bir iletişimsizlik biçimi hâline gelmektedir. Habermas’ın ‘kamusal akıl yürütme’ dediği şey, tümce uzunluğuyla değil; dilsel derinlikle olanaklıdır. Bu yüzden dilin çöküşü, insanın da sessiz çöküşüdür.
Noam Chomsky, dilin yalnızca bir kültürel aktarım değil; aynı zamanda da insana içkin bir bilişsel yapı olduğunu savunur. Ancak kapitalist dil ekonomisi, bu doğuştan gelen potansiyeli daraltmakta ve bireyleri dili kodlayan değil; tıklayan varlıklara indirgemektedir. ChatGPT gibi modellerle anlamlı iletişim kurmak, bu doğuştan gelen yetiyi aktif tutmakla mümkündür. Aksi takdirde kullanıcı, makineye hükmeden değil; makinenin kurgusuna hapsolmuş bir figüre dönüşür.
Neil Postman, teknolojik araçların nötr olmadığını, her teknolojinin kendi kültürel gündemini taşıdığını söyler. Özellikle, Yapay Zekâ sistemleri dilin içeriğini değil; biçimini dönüştürerek düşünce tarzlarını da biçimlendirmektedir. Bu dönüşüm, “az sözcükle çok şey söyle” mottosuyla pazarlanmakta; böylece insanlar çok şeyi hiç söyleyemeyen bireyler dönüştürülmektedirler. Postman’a göre bu, “kendimizi kandırarak sustuğumuz” bir çağın habercisidir.
Sözcüklerin azalması, dilin sadeleşmesi değildir; düşüncenin yavaşça erozyona uğramasıdır. Yapay Zekâ çağında, dili yalnızca bir araç olarak gören bireyler, algoritmaların belirlediği düşünce kalıplarına da boyun eğerler. Oysa güçlü bir zihin, güçlü bir dille inşa edilir. Kendi dilinde derinleşemeyen bir zihin, başkasının kodlarını kullanmaya mahkûmdur.
2025’li yıllarda özellikle genç kuşaklar, tümce kurmak yerine emoji kullanmayı tercih etmektedirler. Noktalama işaretleri kaybolmakta, bağlaçlar terk edilmekte, düşünce akışının iskeleti parçalanmaktadır. Bu dönüşüm, bir rastlantı değildir. Dijital kapitalizm, düşünmeyi sevmeyen; ama tüketmeye hazır bireyler yetiştirmek için dili hedef almıştır. Derinlik dirençtir; sorgulayan zihinler kolay yönlendirilemezler. Oysa kısaltılmış zihinler, kolayca ve hızla satın almaya ikna edilebilirler.
Böyle bir ortamda Yapay Zekâ modelleriyle etkili bir diyalog kurmak neredeyse olanaksızdır. Unutmamak gerekir ki Büyük Dil Modelleri; ancak, kaliteli dil girdisiyle kaliteli yanıt üretir. Eksik, bağlamsız, yüzeysel sorular ise aynı nitelikte yanıtları doğurur.
Sorun, Yapay Zekânın kendisinde değildir; dil yetersizliğini fark edemeyen toplumsal yapıdadır. Oysa ChatGPT gibi modeller, dil üzerine yeniden düşünmemiz için güçlü fırsatlar sunmaktadır; çünkü bu sistemlerle yalnızca konuşmuyor; aynı zamanda onlara düşünce biçimimizi de öğretmekteyiz. Eğer bu çağda kendimizi ifade etmek için algoritmalardan yardım istemek anlamsızdır. Yapay Zekâ, dili bilenin yanında güçlü bir ortaktır; bilmeyenin yanında ise yalnızca bir yankıdan ibarettir.
Yapay Zekâ çağında daha çok okumak, yazmak, öyküler anlatmak, denemeler kaleme almak ve eleştirel sorular sormayı yeniden öğrenmemiz gerekir. Dili geri kazandığımızda, düşünmeyi de geri kazanırız; çünkü dil, bir birikimdir; bir hafızadır. İşte o zaman, Yapay Zekâ bizim yerimize değil; yanımızda düşünecektir.
Yapay zekâ ile kurulan iletişim dili, küresel ölçekte neredeyse tamamen İngilizce ekseninde şekillenmektedir.
Bugün ChatGPT ya da benzeri dil modelleriyle etkili biçimde iletişim kurmak isteyen bireylerden yalnızca istem (prompt) mühendisliği yetkinliği değil, aynı zamanda “doğru İngilizce” kullanma becerisi de beklenmektedir.
Peki ama bu doğru İngilizceyi kim tanımlar?
Burada karşımıza çıkan mesele yalnızca bir iletişim biçimi değil, aynı zamanda derin bir küresel iktidar sorunudur.
İstem yazımında varsayılan olarak kabul edilen dil yapıları, deyimler, çağrışımlar ve anlam katmanları; Anglo-Amerikan kültürünün değer yargılarını, söylem kalıplarını ve hatta mizah anlayışını içselleştirmiştir.
Dolayısıyla dijital çağın dilsel tekelleşmesi, bir çeviri problemi değil; doğrudan bir kimlik meselesidir.
Kullanıcı, Yapay Zekâya Türkçe olarak karmaşık bir soru yönelttiğinde aldığı yanıtın yüzeyselliği ile aynı sorunun İngilizce yazıldığında elde edilen derinlik arasındaki fark teknik olduğu kadar kültürel bir uçurumu da işaret eder.
Bu yüzden “Küresel İstem Dili” söylemi, çok dilli toplulukların öznel bilgi üretimini dışlayan, dijital bir tekdüzelik tehdidini barındırmaktadır.
Gerçek anlamda kapsayıcı bir Yapay Zekâ, her dilin kendi epistemolojisini tanıyan ve çoğulluğu benimseyen sistemleri gerektirir.
İstem mühendisliği sadece bir başlangıçtır.
Asıl odaklanmamız gereken şey, kendi zihnimizin mühendisi olabilmektir.
Ancak bu şekilde, küreyerel (küresel + yerel) bir bağlamda özgün kimliğimizle var olabilir, kendimizi anlamlı bir şekilde ifade edebiliriz.
ChatGPT’ye yönelttiğimiz her soru, ne kadar teknik olursa olsun onu anlamlı kılan şey, soruya yüklediğimiz insanî niyettir.
Bu niyet ise doğrudan dile bağlıdır.
İnsan, kendi dilinde ustalaştıkça doğal bir İstem Mühendisine dönüşür.
Güçlü bir tümce, etkili bir sorudur. Etkili bir soru, yeni bir dünyanın kapısını aralar.
Bu nedenle kaliteli İstem yazımı, aynı zamanda kaliteli bir düşünme biçimini gerektirir.
Odaklanmamız gereken şey, dilin teknikleşmesi değil; anlamla derinleşmesidir.
Satır aralarında düşünebilmek…
Metaforlarla konuşabilmek…
Analojiler kurabilmek…
Eleştirel sorgulama yapabilmek…
İşte tüm bunlar, iyi bir istem yazmanın görünmeyen ama vazgeçilmez altyapılarıdır.
Bu çerçevede de İstem Mühendisliği, zamanla Anlam Mühendisliğine evrilmelidir.
GELECEĞİ DÖNÜŞTÜRMEK
Yapay zekâ çağında dilin sadeleşmesi, yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde de bir iletişim krizidir.
Bu çağda ayakta kalmak isteyen bireyler ve kurumlar, yalnızca “neyi soruyorum?” değil, aynı zamanda “nasıl soruyorum?” sorusuna da odaklanmak zorundadır.
İyi bir mühendis, iyi bir toplum bilimci, iyi bir doktor…
Kısacası, iyi bir insan olmak; dili iyi konuşmak ve iyi yazmaktan geçer.
Aksi hâlde yapay zekâ, bize artı bir değer katamaz; yalnızca bizi tekrar eder.
Geleceği, entelektüel olarak çok katmanlı bilgi ve derinlemesine sorulmuş sorular biçimlendirecektir. Bu nedenle, dilimize ne kadar çok sahip çıkarsak, algoritmalar bizi o denli az yönlendirebilir.
Unutmamalıyız:
Dili doğru kullanan, geleceğini de doğru kodlar.
© Kurubacak, G. (2025). Kodlanan zihinler değil, kodlayan düşünceler! www.haberdili.com Haftalık Köşe Yazısı. 15 Ağustos 2025. Erişim: https://www.haberdili.com/kodlanan-zihinler-degil-kodlayan-dusunceler/
PROF. DR. GÜLSÜN KURUBACAK ÇAKIR
Zuhal Sönmezer yazdı… Dijital dünyada ne kadar özgürsünüz?
1
Global markalaşma ve reaktif dijital dönüşüm programının başlangıcı
2
Zuhal Sönmezer yazdı… Dijital dünyada ne kadar özgürsünüz?
3
Zamanda yolculuk: Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun dijital çağdaki izleri
4
Hong Kong’da “S” harfli plaka rekor fiyata satıldı!
5
Cyborg, Transhuman ve Posthuman üçgeninde insanlığın kendini arayışı…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.