DOLAR

46,1401$% 0.02

EURO

53,3662% 0.12

STERLİN

61,8520£% 0.12

GRAM ALTIN

6.227,46%-1,45

ÇEYREK ALTIN

10.346,00%-1,36

TAM ALTIN

41.288,00%-1,37

ONS

4.207,09%-1,26

BİST100

13.741,89%-0,86

Güneş Vakti a 13:08
Ankara ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ad826x90

 

ad826x90

Bir mesaj beklemek… İnsan ömrü boyunca pek çok şeyi bekler.
Çocukken bayram sabahını bekler. Kar yağmasını bekler. Babasının işten dönmesini, annesinin mutfaktan seslenmesini bekler. Biraz büyüyünce okulun bitmesini bekler. Sonra üniversiteyi, ilk maaşı, ilk aşkı, ilk başarıyı…
Hayat aslında büyük ölçüde bir bekleyişler toplamıdır.
Ama insanın bütün bekleyişleri içinde en tuhafı, en sessizi ve belki de en derin olanı bir mesaj beklemektir.
Çünkü beklenen şey çoğu zaman mesajın kendisi değildir.
Beklenen şey hatırlanmaktır.
Bir akşamüstüydü.
Şehrin üzerine yavaş yavaş gri bir sessizlik çöküyordu. Sokak lambaları henüz yanmamıştı. Gün ile gece arasında kalan o kısa zaman dilimi, insanın ruhunu garip düşüncelere sürükleyen saatlerdendi.
Yirmi yaşındaki Ercan, küçük odasının penceresi önünde oturmuştu.
Telefonu masanın üzerindeydi.
Ekran karanlıktı.
Dakikalardır ona bakıyordu.
Sonra pencereye dönüyor, ardından tekrar telefona bakıyordu.
Bekliyordu.
Belki bir mesaj gelir diye…
Belki adı ekranda belirir diye…
Belki uzaklarda bir yerde onu düşünen biri vardır diye…
Telefon sessizdi.
Oda sessizdi.
Dünya sessizdi.
Sadece duvardaki saatin tik takları duyuluyordu.
İnsan bazen saatlerin sesini ancak yalnız kaldığında duyar.
Ercan yalnız değildi aslında.
Arkadaşları vardı.
Ailesi vardı.
Sosyal medya hesaplarında yüzlerce kişi vardı.
Ama yine de yalnız hissediyordu.
Çünkü yalnızlık, etrafında insan olmaması değildir.
Yalnızlık, seni gerçekten merak eden bir sesin eksikliğidir.
Bir insanın gün boyunca onlarca kişiyle konuşup gece yatağına yalnız hissetmesi mümkündür.
Çünkü bazı boşlukları kalabalıklar dolduramaz.
Bazı eksikliklerin adı insan değildir.
Anlaşılmaktır.
Telefon hâlâ sessizdi.
Ercan farkında olmadan geçmişe gitti.
Çocukluğunu düşündü.
O zamanlar insanlar birbirlerini daha çok özlüyor gibiydi.
Kapı çalınca heyecanlanılırdı.
Mektuplar gelirdi.
Bayram kartları gönderilirdi.
Birinin seni düşündüğünü anlamak için internet bağlantısına ihtiyaç yoktu.
Şimdi ise herkes birbirine çok yakın görünüyordu.
Ama aslında kilometrelerce uzaktaydılar.
Bir mesaj göndermek yalnızca birkaç saniye sürüyordu.
Fakat insanlar birbirlerine ulaşmakta hiç olmadığı kadar zorlanıyordu.
Teknoloji mesafeleri azaltmıştı.
Kalpler arasındaki uzaklıkları değil.
Saat ilerledi.
Ercan telefonunu eline aldı.
Ekranı açtı.
Bildirim yoktu.
Tekrar kapattı.
Birkaç dakika sonra yeniden baktı.
Yine hiçbir şey yoktu.
Beklemek bazen insanı kendisiyle yüzleştirir.
Normal zamanlarda fark edilmeyen bütün boşluklar görünür olur.
Unutulmuş hayaller…
Yarım kalmış cümleler…
Söylenemeyen duygular…
İnsan beklerken yalnızca karşı tarafı düşünmez.
Kendisini de düşünmeye başlar.
Belki de bu yüzden beklemek yorucudur.
Dışarıda yağmur başlamıştı.
Camın üzerinde ince damlalar oluşuyordu.
Ercan çocukluğunda yağmuru çok severdi.
Yağmur yağarken dünya daha dürüst görünürdü ona.
İnsanlar şemsiyelerinin altına saklanır, şehir yavaşlar, sesler azalırdı.
Böyle zamanlarda insan kendi iç sesini daha net duyardı.
O gece de öyle oldu.
Kendi kendine sordu:
“Ben gerçekten neyi bekliyorum?”
Mesajı mı?
Yoksa değerli olduğumu hissetmeyi mi?
Bir insanın hâlini merak eden birini mi?
Belki de sorun buydu.
Çünkü bazen beklediğimiz şey kelimeler değildir.
Kelimelerin taşıdığı anlamdır.
“Merhaba.”
Ne kadar sıradan bir sözcük…
Ama doğru kişiden geldiğinde insanın bütün gününü değiştirebilir.
“Nasılsın?”
Ne kadar kısa bir soru…
Ama içten sorulduğunda insanın ruhuna dokunabilir.
Bir mesajın değeri harflerinde değildir.
Arkasındaki niyettedir.
Gece biraz daha ilerledi.
Şehir uyumaya hazırlanıyordu.
Pencerelerin ışıkları tek tek sönüyordu.
Murad telefonunu masaya bıraktı.
Kalkıp aynanın karşısına geçti.
Bir süre kendine baktı.
Son zamanlarda ne kadar değiştiğini fark etti.
Çocukken büyümeyi çok istemişti.
Büyük insanların özgür olduğunu düşünürdü.
Şimdi ise büyümenin özgürlükten çok sorumluluk getirdiğini biliyordu.
Çocuklukta insan ağlayınca herkes nedenini sorar.
Büyüyünce kimse sormaz.
Çocuklukta yaralar görünür.
Büyüyünce yaralar ruhun içine saklanır.
Ve insanlar çoğu zaman en derin acılarını gülümseyerek taşırlar.
Telefon bir anda ışık saçtı.
Ercan’ın kalbi hızlandı.
Elini uzattı.
Ekrana baktı.
Bir uygulama bildirimi…
Başka hiçbir şey değil.
İnsan bazen birkaç saniyede umutlanıp hayal kırıklığı yaşayabilir.
Belki de umut bu yüzden değerlidir.
Çünkü her şeye rağmen yeniden doğar.
Gece yarısına doğru yağmur dindi.
Gökyüzü açıldı.
Bulutların arasından birkaç yıldız görünmeye başladı.
Ercan pencereyi açtı.
Serin hava içeri doldu.
Uzaklardan bir köpek sesi geliyordu.
Şehir sessizleşmişti.
Ve o anda zihninde yıllardır unutamadığı bir cümle yankılandı.
Dedesi söylemişti:
“Evlat, insanın hayatındaki en büyük zenginlik, onu arayan insanların varlığıdır.”
O zamanlar anlamamıştı.
Şimdi anlıyordu.
Para kaybedilebilir.
Eşyalar eskir.
Başarılar unutulur.
Ama bir insanın içtenlikle seni merak etmesi, dünyanın en kıymetli armağanlarından biridir.
Saat gece bir olmuştu.
Murad telefonu artık kontrol etmiyordu.
Çünkü yavaş yavaş bir şeyi fark etmişti.
Bütün akşam boyunca başkalarından gelecek bir işareti beklemişti.
Oysa belki de ilk adımı kendisi atmalıydı.
Belki de insanlar birbirlerini beklemekten yorulmuşlardı.
Herkes aranmak istiyor ama kimse aramıyordu.
Herkes hatırlanmak istiyor ama kimse hatırlatmıyordu.
Herkes sevilmek istiyor ama sevgisini söylemekten çekiniyordu.
İnsanlık, sessizliklerin arkasına saklanmıştı.
Telefonunu eline aldı.
Rehberini açtı.
Uzun zamandır konuşmadığı bir arkadaşının numarasını buldu.
Kısa bir mesaj yazdı.
“Merhaba. Uzun zaman oldu. Umarım iyisindir.”
Gönder tuşuna bastı.
Sonra telefonu masaya bıraktı.
İlginçtir…
Saatlerce beklediği huzuru, mesaj aldıktan sonra değil; mesaj gönderdikten sonra hissetti.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey almak değil, vermektir.
Sevgi görmek değil, sevgiyi göstermektir.
Hatırlanmak değil, hatırlamaktır.
Bir süre sonra telefon yeniden ışık saçtı.
Ercan dönüp bakmadı.
Acele etmedi.
Artık beklemiyordu.
Çünkü bekleyişin içindeki eksikliği anlamıştı.
Telefonu eline aldı.
Arkadaşından cevap gelmişti:
“Merhaba kardeşim. Tam da bugün seni düşünüyordum.”
Ercan gülümsedi.
Belki gerçekten düşünüyordu.
Belki de düşünmüyordu.
Bunun artık önemi yoktu.
Önemli olan şey, iki insan arasındaki sessizliğin sona ermesiydi.
Hayatın sonunda geriye kalan şeyler çoğu zaman büyük başarılar değildir.
İnsanlar en çok kendilerine uzanan elleri hatırlar.
Bir zor gününde gelen telefonu…
Bir hastalıkta sorulan hâli…
Bir yalnızlık anında gelen kısa mesajı…
Çünkü insan ruhu, görülmek ister.
Duyulmak ister.
Hatırlanmak ister.
Ve bazen küçücük bir mesaj, bir insanın bütün karanlığını aydınlatabilir.
Bugün milyonlarca insan ekranlarına bakıyor.
Bir bildirim bekliyor.
Bir isim bekliyor.
Bir işaret bekliyor.
Ama belki de dünyayı değiştirecek şey beklemek değildir.
Belki de ilk mesajı göndermektir.
Çünkü bazı insanlar konuşmaya cesaret edemediği için susar.
Bazıları unutulduğunu sandığı için uzaklaşır.
Bazıları ise yalnız olmadığını hatırlatacak tek bir cümleyi yıllarca bekler.
Bu yüzden, eğer bu satırları okurken aklınıza bir isim geldiyse, ertelemeyin.
Belki o kişi de şu anda bir mesaj bekliyordur.
Belki bir ekranın karşısında sessizce oturuyordur.
Belki kendisine değer verilip verilmediğini düşünüyordur.
Ve belki sizin göndereceğiniz birkaç kelime, onun gecesine ışık olacaktır.
Çünkü bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük olaylar değil;
Tam zamanında gelen küçük bir mesajdır.

 

Yazan: Ragsana Babayeva

ad826x90

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Kırık bir bacak, trilyonluk bütçeler ve şifasını arayan sistem

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0
casino siteleri