DOLAR

47,3981$% 0.04

EURO

53,9930% -0.02

STERLİN

63,0119£% 0.04

GRAM ALTIN

6.133,00%-0,07

ÇEYREK ALTIN

10.033,00%-0,16

TAM ALTIN

39.948,00%-0,16

ONS

4.016,95%-0,29

BİST100

13.560,07%-0,93

İkindi Vakti a 17:11
Ankara AÇIK 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
ad826x90

Bir toplumun geleceğini yalnızca büyük yatırımlar, dev projeler ya da yüksek teknoloji belirlemez. O geleceği, sabah işe giderken vicdanını da yanında götüren insanlar inşa eder.

ad826x90

Son yıllarda çalışma hayatında derin bir kırılmaya tanıklık ediyoruz. Bir tarafta daha az kişiyle daha fazla iş yaptırmaya çalışan işverenler var; diğer tarafta ise işi mümkün olduğunca azaltmayı, mesai kurallarını esnetmeyi ve sorumluluğunu asgari düzeyde tutmayı normalleştiren çalışanlar… Her iki taraf da kendince haklı gerekçeler öne sürüyor; ancak sonunda kurumlar, çalışma barışı ve toplumsal dayanışma zarar görüyor.

Oysa çalışma hayatının temeli, kurallar kadar güvendir. Uluslararası Çalışma Örgütünün yıllardır savunduğu “İnsana Yakışır İş” yaklaşımı da bunu esas alır. Çalışan emeğinin karşılığını almalı; işveren ise adil, güvenli ve sürdürülebilir bir çalışma ortamı oluşturmalıdır. Hak ile sorumluluk birbirinden koptuğunda ne çalışan huzur bulabilir ne de kurumlar ayakta kalabilir.

Bugün birçok kurumda dikkat çekici bir çelişki yaşanıyor. İşverenler bazen maliyet hesabını o kadar öne çıkarıyor ki çalışanı yalnızca bir gider kalemi olarak görmeye başlayabiliyor. Bir günlük izin hesabı, hafta sonunun yıllık izinden düşülüp düşülmeyeceği tartışmaları ya da sürekli artan iş yükü bunun örnekleri arasında yer alıyor.

Diğer tarafta ise mesaiye zamanında gelmeyi önemsemeyen, görev tanımının gereğini yerine getirmeyen, sorumluluklarını ekip arkadaşlarının omuzlarına bırakan ve iş yükünü paylaşmak yerine devretmeyi alışkanlık hâline getiren bir çalışma anlayışı giderek yaygınlaşıyor.

ad826x90

İşin en acı tarafı şu: Her iki yaklaşımın da en büyük mağduru dürüst insanlardır. Kurallara uyan çalışan, çoğu zaman yalnız kendi görevini değil, başkalarının ihmal ettiği işleri de üstlenmek zorunda kalır. Buna karşılık sorumluluktan kaçınanlar da genellikle aynı imkânlardan ve çalışma koşullarından yararlanmaya devam eder. Adil davranan işveren ise bu dengesizliği yönetmekte zorlanır. Böyle bir ortamda, kurumsal bağlılık zayıflar, adalet algısı örselenmeye başlar.

Oysa bu toprakların bize bıraktığı çok güçlü bir miras vardır. Ahilik kültürü, üretimi kazanç elde etmenin ötesinde bir ahlak meselesi olarak görmüş; dürüstlüğü, emeğe saygıyı ve kul hakkını mesleğin ayrılmaz bir parçası kabul etmiştir. Eksik tartan esnaf da emeğin karşılığını vermeyen usta da aynı ölçüde eleştirilmiştir. Çünkü yapılan her işin müşteriye olduğu kadar vicdana karşı da bir sorumluluk taşıdığı kabul edilmiştir.

Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserinde, çalışmanın sadece ekonomik bir faaliyet olmadığını; disiplin, sorumluluk ve meslek bilinciyle şekillenen bir yaşam anlayışı olduğunu vurgular. Weber’e göre toplumların ekonomik gelişiminde sermayenin yanında, çalışma kültürü ve çalışma ahlakı da önemli bir rol oynar. Güçlü kurumlar, ekonomik kaynaklara ek olarak, ortak değerlere dayanan bir çalışma kültürüyle de inşa edilir. Nitekim OECD tarafından yayımlanan araştırmalar da güven düzeyi yüksek toplumların ekonomik ve kurumsal açıdan daha başarılı olduğunu ortaya koymaktadır. Güven, sözleşmelerden önce insanların birbirine duyduğu inançla başlar.

Çalışma hayatında sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur: Bugün bana emanet edilen işi gerçekten hakkıyla yaptım mı? Bu, öğretmen, hekim, akademisyen ve işçi kadar fabrika sahibinin, şirket yöneticisinin, memurun ve esnafın da her gün yapması gereken bir vicdan muhasebesidir.

ad826x90

Çalışmak, geçim sağlamanın çok ötesinde bir anlam taşır. İnsanın üstlendiği sorumluluğu vicdanıyla yerine getirme biçimidir. Emeğe saygı duymaktır. Kendisine duyulan güveni boşa çıkarmamaktır. Başkasının hakkına el uzatmamak, yaptığı işe özen göstermek ve ortaya koyduğu emeğin hesabını önce kendi vicdanına verebilmektir. İşveren için bu, emeğin karşılığını adaletle vermek; çalışan için ise kendisine emanet edilen görevi hakkıyla, özenle ve sorumluluk bilinciyle yerine getirmektir.

Hak aramak elbette çalışma hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Adil ücret istemek, insanca çalışma koşulları talep etmek ve hukukun sağladığı güvencelerden yararlanmak en temel haklardandır. Ancak hak ile sorumluluk arasındaki denge bozulduğunda çalışma barışı zedelenir. İşini özenle yapan çalışanla sorumluluklarını sürekli başkalarına bırakan çalışanın aynı emeği ortaya koymadığı bir ortamda adalet duygusunu korumak zordur. İş ahlakının hâkim olduğu iş yerlerinde çalışanlar sorumluluklarını birbirlerinin omuzlarına bırakmaz; emeği de iş yükünü de adil biçimde paylaşır. Böyle bir ortamda hak arayışı kişisel çıkarların ötesine geçerek ortak emeğin ve ortak hakkın korunmasına dönüşür. Hak talep etmek kadar, başkasının hakkını gözetmek de çalışma ahlakının temelidir.

Her sabah iş yerimizin kapısından içeri girerken aslında sessiz bir söz veririz. Yaptığımız iş, bize verilen görevi tamamlamanın ötesinde, birlikte çalıştığımız insanlara karşı sorumluluğumuzu da yerine getirmektir. Eksik yapılan her iş, ertelenen her görev ve başkasının omuzlarına bırakılan her sorumluluk görünmeyen bir haksızlık üretir. Buna karşılık hakkıyla yapılan her iş, kimsenin alkışlamadığı ama herkesin hayatına dokunan görünmez bir değere dönüşür.

Bence Atatürk’ün en güzel sözlerinden biridir: “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.” O vatanseverler, çalışma hayatının olağan akışındaki alçak gönüllü kahramanlardır. Kimsenin görmediği bir laboratuvarda deneyini titizlikle yapan araştırmacıdır, dersine kusursuz hazırlanan öğretmendir, sokağı özenle süpüren temizlik işçisidir, çalışanının hakkını gözeten işverendir, imzaladığı evrakı dikkatle inceleyen memurdur.

Bir ülkeyi ayakta tutan büyük projeler kadar, günlük görevlerini özenle yerine getiren bu güzel insanlardır. O ülke, emeği sömürmeyen işverenlerin, sorumluluğunu başkasına yüklemeyen çalışanların ve yaptığı işi vicdanıyla yapan insanların omuzlarında yükselir. İş ahlakı, kurumların verimliliğini artırmanın ötesinde, toplumsal bağı, adalet duygusunu ve ortak geleceğimizi ayakta tutan görünmez bir harçtır.

PROF. DR. SEHER CESUR KILIÇASLAN – İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ

0 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Çocuk ebeveynini dinlemiyor mu, yoksa ebeveyn çocuğunu anlamıyor mu?

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri