DOLAR

47,3981$% 0.04

EURO

53,9930% -0.02

STERLİN

63,0119£% 0.04

GRAM ALTIN

6.133,00%-0,07

ÇEYREK ALTIN

10.033,00%-0,16

TAM ALTIN

39.948,00%-0,16

ONS

4.016,95%-0,29

BİST100

13.560,07%-0,93

İkindi Vakti a 17:11
Ankara AÇIK 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Sessizce yürürlüğe giren bir kanun: 7588 Sayılı Kanun’da vatandaşı ilgilendiren 5 kritik sorun

ad826x90

11 Temmuz 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 7588 sayılı Kanun, adından dolayı (“Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”) sadece askeri personeli ilgilendiren teknik bir kanun gibi görünüyor. Oysa kanunun içine, çok daha geniş bir kesimi ilgilendiren ve Anayasa’ya aykırı olma ihtimali yüksek beş ayrı düzenleme serpiştirilmiş durumda. Bu yazıda, hukuk diline hakim olmayan herkesin anlayabileceği şekilde, bu düzenlemelerin ne anlama geldiğini ve hangi temel haklarımızı ilgilendirdiğini madde sırasına göre anlatacağız.

ad826x90

Önce kısaca: neden bu kanunu önemsemeliyiz?

7588 sayılı Kanun’un büyük bölümü, gerçekten de uzman erbaşların ve sözleşmeli erlerin maaş, terfi ve emeklilik gibi konularını düzenliyor. Ama kanunun içine, bambaşka konularda beş ayrı hüküm daha eklenmiş: askeri hekimlerin ve diş hekimlerinin meslek yasağı (1. ve 2. maddeler), mahkeme kararlarının ne zaman uygulanacağı (7. madde), yıllar önce haksız yere el konulan arazilerin akıbeti (8. madde), uzman erbaşların işten çıkarılma kuralları (10, 11 ve 12. maddeler) ve sözleşmeli erlerin memurluğa geçiş şartları (14 ve 15. maddeler).

Bu beş konunun ortak bir yanı var: Hepsi, Anayasa’nın devlete çizdiği sınırları zorluyor. Bazıları, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce “bu olmaz” dediği bir düzenlemeyi neredeyse aynen geri getiriyor. Bu nedenle, bir kanun hükmünün daha önce iptal edilmiş bir düzenlemeyi “yeniden yazma” adı altında geri getirmesi, her vatandaşın dikkat etmesi gereken bir durumdur. Çünkü mesele yalnızca o maddenin içeriği değil; Anayasa Mahkemesi kararlarına ne kadar uyulduğudur.

Şimdi bu beş meseleyi, madde sırasına göre tek tek açıklayalım.

ad826x90
  1. Mesele (Madde 1 ve 2): Askerlik borcunu ödemeyen hekim ve diş hekimi, hiçbir yerde mesleğini yapamayacak

Ne değişiyor? Devlet, bazı hekimleri ve diş hekimlerini kendi bütçesiyle okutup subay yapıyor. Karşılığında bu kişilerden belli bir süre (yükümlülük süresi) askerde ya da polislikte çalışmalarını istiyor. Yeni kanun diyor ki: Eğer bu kişi, süresini tamamlamadan mahkeme veya disiplin kararıyla ordudan/polislikten ayrılırsa ya da kendisi istifa ederse, belirli bir süre boyunca hiçbir yerde ne kamuda ne özel hastanede ne de kendi muayenehanesinde– hekimlik veya diş hekimliği yapamayacak. Bu ceza süresi, okulda geçirilen zamana göre bir formülle hesaplanıyor.

Önemli bir not: Bu hüküm, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce iptal ettiği bir maddenin, neredeyse kelimesi kelimesine aynısı. Kanun koyucu, hekimler için iptal edilen bu kuralı, diş hekimleri için de birebir aynı şekilde tekrar yazmış. Yani tek bir sorunlu fikir, iki ayrı meslek grubuna uygulanıyor.

Bunun nesi anayasaya aykırı olabilir?

  • Orantısız bir ceza. Devletin, parasıyla yetiştirdiği bir doktordan görevini tamamlamasını beklemesi elbette anlaşılır bir şey. Ama bunun yolu, o kişiyi mesleğinden tamamen men etmek olmak zorunda değil. Eğitim masrafını geri ödetmek, para cezası kesmek gibi çok daha ölçülü yollar varken, doğrudan “doktorluk yapamazsın” demek, Anayasa’nın 13. maddesindeki “ölçülülük” ilkesine aykırı bir sertlik taşıyor.
  • Kişinin geleceğini karartıyor. Bir hekimin sadece devlet hastanesinde değil, özel sektörde ya da kendi muayenehanesinde de çalışamaması, Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerindeki çalışma hakkına ve 17. maddesindeki “kişinin kendini geliştirme hakkına” ağır bir darbe. Bu, kişiyi bir kurumdan uzaklaştırmakla kalmıyor, adeta sivil hayatta da mesleğini yapamaz hale getiriyor.
  • Kuralın kendisi belirsiz. Yasak süresinin nasıl hesaplanacağı karmaşık bir formüle bağlanmış. Bu da, hukuk devletinin aradığı “önceden bilinebilirlik” ilkesiyle (Anayasa m.2) çelişebilecek bir belirsizlik yaratıyor.
  1. Mesele (Madde 7): Mahkeme “haklısın” dese bile, yıllarca göreve dönemeyebilirsiniz

Ne değişiyor? Bazı kamu görevlileri (asker, polis, jandarma, sahil güvenlik, MİT personeli) “terör örgütüyle bağlantılı olmak” gerekçesiyle görevden çıkarılabiliyor. Bu kişiler dava açıp haklı bulunursa, yani mahkeme “bu işlem yanlış, kişi göreve dönmeli” derse, normalde bu karar hemen uygulanır. Ama yeni kanuna göre, bu özel gruptaki kişiler için karar, ancak dava tüm aşamalardan geçip kesinleştikten sonra uygulanacak. Bu süreç yıllar sürebiliyor.

ad826x90

Somut bir örnekle anlatalım: Bir kişi, güvenlik soruşturması nedeniyle işten çıkarılıyor. Mahkemeye gidiyor, mahkeme “bu işlem hukuka aykırı” diyor, hatta işlemin durdurulmasına karar veriyor. Normalde bu kişi hemen işine döner. Ama yeni kuralla, üst mahkemeler de aynı sonuca varana kadar (bu, Danıştay aşamasına kadar sürebilir) idare bu kişiyi göreve almak zorunda değil.

Bunun nesi anayasaya aykırı olabilir?

  • Anayasa açıkça “hemen uygula” diyor. Anayasa’nın 138. maddesi, devletin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu ve bu kararların uygulanmasını geciktiremeyeceğini söylüyor. Kararı “kesinleşene kadar” bekletmek, bu kuralla doğrudan çelişiyor.
  • Mahkemeye gitmenin bir anlamı kalmıyor. Dava açma hakkının bir değeri olması için, kazanılan davanın bir sonuç doğurması gerekir. Kişi haklı çıksa bile yıllarca işine dönemiyorsa, elindeki hak kağıt üzerinde kalıyor. Bu da Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerindeki “etkili yargı yolu” güvencesini boşa çıkarıyor.
  • Herkese aynı kural uygulanmıyor. Diğer kamu görevlileri mahkeme kararıyla hemen işe dönerken, sadece bu gruptakilerin yıllarca beklemesi, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir ayrım yaratıyor.

Elbette burada terörle mücadele gibi hassas bir konu var ve bu tür bir endişenin tamamen yersiz olduğu söylenemez. Ancak amacın haklı olması, kullanılan yöntemin de otomatik olarak haklı olduğu anlamına gelmiyor. Daha hafif çözümler (örneğin kişiyi gözetim altında, farklı bir birimde geçici olarak görevlendirmek) varken, doğrudan hakkın özüne dokunan bu yöntemin tercih edilmesi düşündürücü.

  1. Mesele (Madde 8): 70 yıl önce haksız yere alınan arazi, bugün “ucuza kapatılmak” isteniyor

Ne değişiyor? 1956 yılından önce, devlet bazı vatandaşların arazisine hiçbir usule uymadan –kamulaştırma yapmadan, tebligat göndermeden, para ödemeden– fiilen el koymuştu. Bu haksızlığı “yasal” hale getirmeye çalışan eski bir kanun (221 sayılı Kanun), Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Şimdi 7588 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle, Kamulaştırma Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 20”, aynı sorunu farklı bir ambalajla yeniden gündeme getiriyor: Bu arazilerin, “el konulduğu tarihte kamulaştırılmış sayılacağını” söylüyor.

Bunun anlamı ne? Devlet, yıllar önce haksız yere aldığı bir araziyi, bugün geriye dönük olarak “aslında usulüne uygun almışım” diyerek temize çekiyor. Üstelik ödenecek bedel de, bugünkü değer üzerinden değil, el konulduğu tarihteki (1956 öncesi) değer üzerinden hesaplanacak. Bir düşünün: aradan 70 yıl geçmiş, o tarlanın bulunduğu yer belki artık şehir merkezi olmuş; ama sahibine ödenecek para, yarım asır önceki köy arazisi fiyatından hesaplanacak.

Dahası, madde 12 Ocak 1963’ten sonra açılmış davaların artık kabul edilmeyeceğini söylüyor. Yani bugün mağdur olan bir vatandaş, 60 yıl önce dolmuş bir süreyle karşılaşıyor ve dava hakkı fiilen ortadan kalkıyor. Bu kural, şu anda görülmekte olan davalara bile uygulanacak.

Bunun nesi anayasaya aykırı olabilir?

  • Mülkiyet hakkı, bir kalemde sona erdiriliyor. Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyeti güvence altına alır ve bu hak ancak usulüne uygun kamulaştırma ile sınırlandırılabilir. Usulsüz bir el atma, üzerinden zaman geçmesiyle “usulüne uygun” hale gelmez.
  • “Gerçek karşılık” ilkesi çiğneniyor. Anayasa’nın 46. maddesi, kamulaştırma bedelinin güncel ve gerçek değer üzerinden ödenmesini şart koşar. 70 yıl önceki fiyatı esas almak, mülkü ödemek değil, adeta yok saymaktır.
  • Dava kapısı geriye dönük kapatılıyor. Hâlihazırda mahkemede görülen davalara bile bu yeni ve kısıtlayıcı kuralın uygulanacak olması, davanın sonucunu daha yargılama bitmeden idare lehine belirlemek anlamına gelir. Bu da adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan taraflar arasındaki denge ilkesiyle bağdaşmaz.
  • Anayasa Mahkemesi kararı dolanılıyor. Anayasa’nın 153. maddesi, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu söyler. Aynı sonucu farklı bir madde numarasıyla tekrar getirmeye çalışmak, bu bağlayıcılığı by-pass etme girişimi olarak okunabilir.
  • Eşit vatandaşlara eşit olmayan muamele. Arazisi usulüne uygun kamulaştırılmış bir vatandaşla, arazisine usulsüzce el konulmuş bir vatandaş arasında, alacakları para ve başvurabilecekleri yollar bakımından büyük bir fark yaratılıyor üstelik usulsüz davranan devlet, daha avantajlı konuma geçiyor. Bu, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesiyle örtüşmüyor.

Bu düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’ne taşınması halinde, tıpkı 221 sayılı Kanun gibi iptal edilmesi güçlü bir olasılık olarak duruyor.

  1. Mesele (Madde 10, 11 ve 12): Bir kamu görevlisi, neden işten çıkarıldığını yönetmelikten mi öğrenecek?

Ne değişiyor? Anayasa’nın 128. maddesi çok açık bir kural koyar: kamu görevlilerinin hakları ve görevden çıkarılma sebepleri gibi temel konular, kanunla düzenlenmelidir; bunları sonradan bakanlığın hazırlayacağı bir yönetmeliğe bırakmak olmaz. Ama 7588 sayılı Kanun’un 10, 11 ve 12. maddeleri, tam olarak bunu yapıyor:

  • Madde 12, bir uzman erbaşın sözleşmesinin hangi durumda feshedileceğini; “görevde başarısız olma”, “intibak edememe”, “kendisinden istifade edilememe” gibi bir kişinin kariyerini bitirebilecek kavramların ne anlama geldiğini tanımlamıyor, bunu tamamen yönetmeliğe bırakıyor. Üstelik bu, yeni bir tartışma değil: Anayasa Mahkemesi, çok benzer bir düzenlemeyi daha önce tam da bu gerekçeyle iptal etmişti. (E.2018/137, K.2022/15). “Kendisinden istifade edilememe” gibi bir ifade, kimsenin net olarak ne anlama geldiğini bilmediği, amirin kişisel kanaatine bağlı belirsiz bir kavramdır. Bugün amiriyle iyi geçinmeyen biri, yarın bu muğlak gerekçeyle işten çıkarılabilir.
  • Madde 11, astsubaylığa geçiş için yüzde 90 gibi çok yüksek bir sicil notu şartı getiriyor. Sicil notu, büyük ölçüde amirin kişisel kanaatine dayandığından, bu denli yüksek bir baraj, kişiyi yıllarca hiç pürüzsüz bir ilişki kurmaya, yani “kusursuz bir sadakate” mecbur bırakıyor. Bu, gerçek başarıyı değil, kişisel ilişkileri ölçen bir sisteme dönüşme riski taşıyor.
  • Madde 10, sicili kimin, hangi usulle vereceğini de yine yönetmeliğe bırakıyor. Bu da hem kişinin hem de –bir dava açıldığında– mahkemenin elini kolunu bağlıyor: Kanunda hiçbir ölçüt yokken, bir mahkeme bu kararı neye göre denetleyecek?

 

Bunun nesi anayasaya aykırı olabilir?

  • Kanunilik ilkesi çiğneniyor. Anayasa’nın 128. maddesi gereği, bir kamu görevlisinin işten çıkarılma sebepleri kanunla belirlenmeli; bir bakanlığın istediği zaman değiştirebileceği bir yönetmeliğe bırakılmamalıdır.
  • Belirsizlik, hukuki güvenliği yok ediyor. Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi, herkesin hangi davranışının hangi sonucu doğuracağını önceden bilebilmesini gerektirir. “İstifade edilememe” gibi muğlak kavramlar bu güvenceyi ortadan kaldırıyor.
  • Liyakat yerine kişisel ilişkiler öne çıkıyor. Anayasa’nın 70. maddesi, kamu hizmetinde tek ölçütün “işin gerektirdiği nitelikler” olmasını emreder. Yüzde 90’lık sicil barajı, bu ölçütü fiilen amirle kurulan ilişkiye çeviriyor.
  • Mahkeme denetimi işlevsiz kalıyor. Kanunda hiçbir kriter yokken, bir mahkeme idarenin işlemini “hukuka uygun” ya da “aykırı” diye nasıl değerlendirecek? Bu, Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerindeki hak arama ve yargı denetimi güvencelerini kağıt üzerinde bırakma riski taşıyor.

Bu mesele sadece “asker-sivil” ayrımı değil; devletin bir vatandaşının geleceğini, net kanun kuralları yerine sonradan değiştirilebilir bir yönetmeliğe bırakıp bırakamayacağı meselesidir. Bugün uzman erbaş için geçerli olan bu yöntem, yarın başka bir meslek grubu için de örnek teşkil edebilir.

  1. Mesele (Madde 14 ve 15): Yedi yıllık emek, birkaç dakikalık mülakata mı bağlı?

Ne değişiyor? Kanun, en az 7 yıl hizmet etmiş sözleşmeli erbaş ve erlere memurluğa geçiş ile uzman erbaşlığa terfi imkânı tanıyor. Kağıt üzerinde bu güzel bir haktır. Ama sistemin işleyişine bakıldığında, bu hakkın aynı elle geri alındığı görülüyor:

  • Mülakat, her şeyi belirleyebiliyor. Yazılı sınavdan tam puan alan, fiziki testlerden geçen bir aday, sadece birkaç dakikalık sözlü mülakatta 70 puan barajını geçemediği için Yani yıllarca sahada gösterilen emek, birkaç dakikalık bir izlenime bağlı hale geliyor. Anayasa’nın 70. maddesi, kamu hizmetine girişte tek ölçütün “işin gerektirdiği nitelikler” olmasını emrederken, bu düzenleme mülakat gibi sübjektif bir aşamayı belirleyici kılıyor.
  • Mülakatın kaydı tutulmuyor. Danıştay’ın yerleşik kararlarına göre, bir mülakatın adil sayılabilmesi için sorular ve cevaplar kayıt altına alınmalı ki, kişi itiraz ettiğinde mahkeme bu kararı denetleyebilsin. Ama kanunda ses veya görüntü kaydı alınmasına dair hiçbir zorunluluk yok. Yani kişi, neden elendiğini asla öğrenemeyecek, ispatlayamayacak.
  • Sınavın ağırlıkları bakanlığa bırakılıyor. Yazılı sınav, fiziki test ve mülakatın nihai puana ne kadar etki edeceğini belirleme yetkisi doğrudan Bakanlığa veriliyor. Bir bakanlık, bir genelgeyle mülakatın ağırlığını örneğin yüzde 10’dan yüzde 90’a çıkarabiliyorsa, kanun artık gerçek bir güvence olmaktan çıkar. Bu, tıpkı 10, 11 ve 12. maddelerde uzman erbaşlar için gördüğümüz sorunun, bu kez sözleşmeli erler için tekrarlanmasıdır.
  • Kura, şansı liyakatin önüne koyuyor. Sınava girecek adaylar arasından, kontenjanın sadece dört katı kadarı kura ile belirleniyor. Yani aynı özveriyle yedi yıl hizmet etmiş, sicili aynı derecede temiz iki kişiden biri sadece kurada adı çıktığı için sınava girebiliyor, diğeri giremiyor. Anayasa’nın 10. maddesi, haklı bir nedene dayanmayan hiçbir ayrımı kabul etmez; burada liyakatin yerini şans alıyor.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, devletlerin kamu görevine alım süreçlerinde geniş bir takdir yetkisi olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin keyfiliğe dönüşmemesi, kararların gerekçeli ve denetlenebilir olması gerektiğini vurgular. Önceden hazırlanmamış sorularla, kaydı tutulmayan bir mülakat sistemi, bu standardın oldukça uzağında kalıyor.

Sonuç olarak, bu iki maddenin önüne konan üç engel –denetlenemeyen mülakat, idarenin dilediği gibi belirleyebileceği puan ağırlıkları ve kura ile eleme– yeni haktan yararlanmayı büyük ölçüde şansa ve idarenin takdirine bırakıyor. Bir hak, ancak ölçülebilir, denetlenebilir ve önceden bilinebilir olduğunda gerçek bir haktır.

Peki bu düzenlemeler otomatik olarak “iptal mi edilecek”?

Burada önemli bir noktayı netleştirmek gerekiyor: Bir kanun maddesinin yürürlüğe girmiş olması, onun anayasaya uygun olduğu anlamına gelmez; ama “bence anayasaya aykırı” demek de tek başına o maddeyi geçersiz kılmaz. Türkiye’de bir kanunun iptal edilebilmesi için, bunu ancak belirli yetkili kişi ve kurumların (Cumhurbaşkanı, meclisteki iktidar ya da ana muhalefet partisi grupları, ya da TBMM’nin en az beşte biri kadar üyesi) Anayasa Mahkemesi’ne dava açarak istemesi, ya da bir mahkemenin görmekte olduğu bir davada bu maddeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi gerekir. Sıradan bir vatandaşın bireysel başvuru hakkı ise, ancak bu düzenleme kendisine somut olarak uygulandıktan ve diğer hukuk yolları tükendikten sonra devreye girebilir.

Bu yazının amacı, bir “iptal kehaneti” yapmak değil; bu düzenlemelerden doğrudan etkilenebilecek herkesin –askeri hekimlerin, diş hekimlerinin, güvenlik soruşturması nedeniyle görevden uzaklaştırılanların, geçmişte arazisine haksız el konulan

vatandaşların, uzman erbaşların ve sözleşmeli erlerin– haklarını hangi anayasal zeminde savunabileceklerini bilmesini sağlamaktır.

Sonuç: Bu neden hepimizi ilgilendiriyor?

İlk bakışta bu beş mesele, yalnızca belirli meslek gruplarını (hekimler, uzman erbaşlar, sözleşmeli erler) ya da belirli mağdurları (güvenlik soruşturması ve eski kamulaştırma mağdurları) ilgilendiriyor gibi görünebilir. Ama aslında hepsi, çok daha temel dört soruyu test ediyor:

  1. Devlet, meşru bir amacı gerekçe göstererek, bir kişinin çalışma hakkını ne kadar sınırlayabilir?
  2. Bir mahkeme “haklısın” dedikten sonra, bu karar idarenin insafına bırakılabilir mi?
  3. Devlet, geçmişte kendi yaptığı bir haksızlığı, yıllar sonra bir kanun maddesiyle vatandaşın aleyhine “temizleyebilir” mi?
  4. Bir kişinin işini kaybetmesine ya da terfi edememesine yol açacak kurallar, kanun yerine sonradan değiştirilebilecek bir yönetmeliğe ya da denetlenemeyen bir mülakata bırakılabilir mi?

Bu sorular yalnızca hekimlerin, uzman erbaşların ya da mülkiyet mağdurlarının değil; çalışma hakkına, mülkiyet hakkına ya da herhangi bir temel hakka müdahale edilebilecek her vatandaşın meselesidir. Çünkü hukuk devletinde, bugün bir meslek grubuna uygulanan bir yöntem, yarın başka bir kesime de emsal oluşturabilir.

Bu nedenle, 7588 sayılı Kanun’un 1., 2., 7., 8., 10., 11., 12., 14. ve 15. maddelerinin kamuoyunda daha görünür şekilde tartışılması gerekiyor. Bu, sadece hukukçuların değil, hakkını bilmek ve korumak isteyen her vatandaşın ilgi alanında olmalı.

AV. CİHAN CEBECİ

1 0 0 0 0 0
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

HIZLI YORUM YAP

1 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

casino siteleri